Şeriat da yok darbe de
Cumhurbaşkanlığı makamı Türkiye'de her zaman egemen sınıflar ittifakı içindeki güçler dengesini temsil eder. Bu yüzden bu dengelerin değişim süreçlerine denk gelen her dönemde önemli bir tartışma ve mücadele konusu olarak ortaya çıktı, darbe girişimlerine vesile oldu.
Bugün de CB seçiminin böyle önemli bir misyon yüklendiği görülüyor. Egemen güçler bloku içinde, temelde küreselleşme süreci bağlamında gelişen liberal değişim süreci karşısındaki tavır farklılıklarından kaynaklanan bir çatışma doğrudan CB seçimi etrafındaki kavgaya yansıyor.
Geçen haftaki yazımda "eşi türbanlı biri Cumhurbaşkanı olur mu olmaz mı, olursa laiklik elden gider, şeriat gelir mi" çerçevesindeki tartışmaların bugünkü durumu hiç değiştirmeyecek boş bir tartışma olduğu ortadadır" demiştim.
Burada söylemek istediğim şey elbette CB seçiminin hiçbir öneminin olmadığı değil. Ancak bugün ortada bazılarının göstermek istediği gibi darbe veya şeriatla sonuçlanabilecek bir ilerici gerici kavgası da yoktur.
Bugün Türkiye'de İslami şeriat yasalarıyla yönetilen bir rejim anlamında bir şeriat tehlikesinden sözetmek mümkün değildir. (Böyle bir şeriat düzeni girişimi bile Türkiye'de nasıl sonuçlanacağı belli olmayan büyük bir iç savaş demektir.) Bu yüzden "şeriat" 28 Şubat'ta bugün AKP tarafından yürütülmekte olan ABD mahreçli "ılımlı İslam" projesine dönüştürülmüştür. Bu yüzden bugün Türkiye'de "Şeriat" veya "Siyasal İslam" kavramlarından ılımlı İslam projesi anlaşılmalıdır. Burada söz konusu olan şey geleceğe ilişkin bir tehlike değil, bugün var olan durumdur.
***
Solda ciddi bir güç merkezinin oluşamamasında hemen her konuda karşımıza çıkan fikri dağılmanın önemli bir rolü var. Bugün var olan durumun değerlendirilmesinde de anlaşamıyoruz.
Sol liberal çevreler AKP iktidarını AB ve küreselleşme süreci çerçevesinde üstlendiği liberal değişim programı nedeniyle olumlarken onun bu misyonunu kitleler üzerinde din temelinde gerçekleştirdiği ideolojik hegemonya sayesinde yürütebildiğini görmezden geliyorlar. AKP bir yandan neoliberal politikaları zamanın dinsel dogmaları kutsayan post modern ikliminden güç alan bu ideolojik hegemonya sayesinde yürütürken, diğer yandan kendi iktidarını kendisine güç veren bağnazlığı güçlendiren uygulamalarla yürütüyor.
AKP neoliberal politikaların gereği olarak gündeme gelen acı reçeteleri yoksul kitlelere kabul ettirebilmek için, "din afyonundan" yararlanıyor. Kendi iktidarı için bir dayanak olarak gördüğü AB bağlamındaki "reform" uygulamaları hatırına da onun dinsel gericiliği güçlendiren politikalarını yadsıyan siyasal liberalizmden destek alıyor. AKP iktidarı gücü tutarlı bir sol muhalefetin olmaması yanında biraz da buradan geliyor. Bu yüzden yalnızca ekonomik düzeydeki neoliberalizme karşı değil, aynı zamanda siyasal liberalizme karşı da bu konuda eleştirel bir tutum gerekiyor.
Kendi durduğumuz yere göre gerçeğin bir yanını görmezden geliyoruz. Bazen görmek istemediğimiz bir şeyin olmadığını kanıtlamak için de kavramı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.
İçi boş kavram tartışmalarını bir yana bırakmak gerekir. O teori değil. Onun yerine hayata, yaşanan gerçeğin kendisine bakmak lazım. Bu şekilde ne AKP dinci, siyasal İslamcı bir parti olmaktan çıkar, ne ilericilik gericilik ortadan kalkar.
AKP'nin siyasal İslam'la ilgisi yok, gericilik yok vb. desek ne çıkar?
Hiç bir şey çıkmaz!
Ama böyle, ülkede milyonlarca insanın yaşadığı gerçekleri görmezden gele gele, bugünkü durumumuzdan bir adım ileri de gidemeyiz.
***
Öte yandan CB seçimleri yaklaştıkça ortalık darbe girişimleri haberleriyle dolduruldu. Bunlar da bana göre zorlamadan başka bir şey değil. Bu yüzden bugün milliyetçi-Kemalist akım ne kadar güçlü olursa olsun, dünya çapında trend öyle şeriat tehlikesi falan gibi gerekçelerle yapılacak bir askeri darbenin tersinedir. Türkiye'de gerçekleşen bütün askeri darbeler ABD'nin soğuk savaş sıratejileri doğrultusunda, sola karşı geşek-leştirilmiştir. Bu konuda insiyatif de hâlâ AKP iktidarının hamisi konumunda olan Amerikan güçlerinin elindedir.
Bu saptamanın anlamı, sözde şeriat tehlikesine karşı bir askeri darbe beklentisi kadar, sözde militarist milliyetçi bir darbe tehlikesine karşı islamcı hareketler ve liberallerle (mücadele bir yana) işbirliği ve ittifak arayışlarının anlamsızlığından başka bir şey değildir.
Solda ciddi bir devrimci siyasi güç merkezinin oluşması her şeyden önce bu gibi konularda zihinlere vurulan zincirlerin kırılmasından geçiyor.


