Google Play Store
App Store
Sermayenin şehrinde demokratik “sosyalizm” yankıları

Barış Karaağaç - Akademisyen

ABD’de sosyalizmin yeni yüzü, finans kapitalizmin kalbinde yeni bir sınav veriyor.

Geçtiğimiz hafta Donald Trump için zor bir hafta oldu. Federal hükümet, rekor düzeyde beş haftadır kapalı. Bunun arkasında Cumhuriyetçilerle Demokratlar arasındaki bütçe kavgası yatıyor - özellikle sağlık sübvansiyonları ve sosyal harcamalar konusunda yaşanan çekişme belirleyici. Bu durumu, kamu hizmetlerini rehin alan ve zenginlerin çıkarlarını koruyan bir sınıf siyasetinin yeni bir tezahürü olarak görmek mümkün.

Üstelik Demokratlar’ın eyalet seçimlerindeki net zaferleri ve Kaliforniya’daki seçim bölgelerini yeniden çizme oylaması, küçük çaplı bir “Mavi Dalga” yarattı. Tüm bunlar Cumhuriyetçiler’in canını epey sıkmışken, Trump’ın kendi şehri - dünyanın finansal başkenti New York - tarihî bir sonuç açıkladı:

Kendini demokratik sosyalist olarak tanımlayan Zohran Mamdani, New York’un yeni belediye başkanı seçildi.

Bu arada, şunu da kısaca hatırlatalım: Mevcut başkan Eric Adams, Türk yetkililerden rüşvet aldığı iddiasıyla yargılanmak üzereyken, Trump’ın müdahalesiyle paçayı kurtarmıştı (Kişisel olarak 100 bin dolar aldığı iddiası ne kadar gerçekçi, ya da bunun arkasında ne tür hesaplar ve çatışmalar olduğu açıkçası simdilik belirsiz). Adams’ın siyasi çöküşü ve Mamdani’nin yükselişi, adeta iki farklı New York’un — yozlaşmış siyasal düzen ile toplumsal adalet arayışı içindeki yeni kuşağın — karşı karşıya gelişiydi.

New York’taki bu seçim, sıradan bir belediye değişimi değil; sınıf temelinde örgütlenen, kapsayıcı bir sol hareketin kurumsal siyasete girmesi anlamına geliyor. Gittikçe otoriterleşen, “faşizm” ve “faşist” kelimelerinin artık gündelik pratik ve dilin sıradan bir parçası hâline geldiği; Latinlere, Müslümanlara ve genel olarak beyaz olmayan herkese karşı ırkçılığın ve ırkçı siyasetin azıya aldığı; üniformalı zorbaların sokaklarda – adeta “safariye çıkmış” gibi – göçmen avladığı; sağlık hizmetlerinden gıda yardımlarına kadar pek çok kamu programına saldırıların arttığı bir dönemde, bu gerçekten önemli bir gelişme.

Mamdani, kentin ilk Müslüman belediye başkanı, son elli yıldaki ilk göçmen kökenli lideri ve bir asırdır seçilen en genç başkanı olacak. Seçimde üç rakibini geride bırakarak oyların yarısından fazlasını aldı; finans merkezinin bulunduğu Manhattan dâhil dört ilçede üstünlük sağladı ve bir milyondan fazla oy kazandı — 1969’da John Lindsay’den bu yana kimsenin ulaşamadığı bir rakam.

Bu sonuç, sosyalizmin artık marjinal bir fikir olmaktan çıktığını gösteriyor; fakat bu, sosyalizmin toplumda hâkim hale geldiği anlamına da gelmiyor. Mamdani’nin zaferi, büyük ölçüde son kırk yılın neoliberal politikalarının ve Trump döneminde keskinleşen sınıfsal, ırksal ve kültürel kutuplaşmanın yarattığı birikmiş tepkinin ürünü. Aynı zamanda da, Mamdani ve ekibinin politik strateji, örgütlenme ve taban çalışması açısından olağanüstü bir kampanya yürütmesinin sonucu. Başka bir deyişle, bu seçim yalnızca bir ideolojik yükselişin değil, mevcut siyasetin iflasına karşı yükselen toplumsal bir yanıtın, genç ve karizmatik bir lider aracılığıyla ifadesi.

BİR YIL İÇİNDE SIFIRDAN ZİRVEYE

Sadece bir yıl önce Mamdani’nin desteği kamuoyu yoklamalarında yüzde 1 civarındaydı. Önündeki tüm engellere rağmen, Haziran’daki Demokrat Parti önseçiminde eski vali Andrew Cuomo’yu mağlup ederek dengeleri altüst etti. Politik bir hanedanin uyesi olan Cuomo, parti içi elit çevrelerin ve büyük bağışçıların temsilcisiydi; Mamdani ise tabanın, özellikle de Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) adlı hareketin enerjisiyle yükselen bir adaydı.

Binlerce gönüllü kapı kapı dolaşarak kampanyayı yürüttü. Kısa sürede sosyal medyada viral hale gelen videoları, kampanyanın enerjisini büyüttü. Her ne kadar seçkin bir aileden gelse de - annesi benim de cok sevdigim sinemacı Mira Nair, babası post-kolonyal düşünür Mahmood Mamdani - kampanyasını “sokaktan” kurdu.

Elbette sermayenin tepkisi gecikmedi. Eldeki verilere göre, en az 26 milyarder, Mamdani’nin rakiplerini desteklemek veya onu durdurmak için milyonlarca dolar harcadı. Aralarında Michael Bloomberg, Bill Ackman (daha yeni Riyad’da Vahabiler’den ihale dilenen siyonist milyarder) ve William Lauder gibi finans ve emlak devleri vardı; toplamda 22 milyon doların üzerinde kaynak aktarıldı. Böylece seçim, yalnızca Cumhuriyetçilerle değil, Demokrat Parti’nin merkez kanadıyla da – belki de, baska bir deyisle, Demokrat Parti’nin “derin” kanadıyla - bir mücadeleye dönüştü.

Cumhuriyetçi medya Mamdani’yi “Amerikan karşıtı,” “anti-Semitik,” “komünist” ve “cihadist” olarak hedef aldı. Buna merkezdeki Demokratlar haftalarca sessiz kaldı. Secimler yaklasirken, Trump, danışmanı Stephen Miller ve Elon Musk, Cuomo’ya açık ya da dolaylı destek vererek Mamdani’yi “New York’u tehdit eden tehlikeli bir sosyalist” ilan ettiler. Böylesine bir ittifakın hedefi olmak, herhangi bir solcu için değil, herhangi bir dürüst insan için bile bir onur sayılabilir…

Ancak sonuç beklenmedik bir tablo doğurdu: çok çeşitli toplumsal kesimlerden gelen bir taban Mamdani’nin etrafında birleşti. Kampanyada genç, sol ve Siyonizm karşıtı Yahudiler ile göçmen toplulukları önemli bir rol oynadılar. “Zohran İçin Yahudiler” girişimi kısa sürede yüzlerce gönüllüyü örgütlerken, amansız bir muhafazakâr propaganda ortamına rağmen, şehrin Yahudilerinin yaklaşık üçte biri Müslüman bir adaya oy verdiler. Bu, hem Trump döneminde yükselen aşırı sağa hem de Demokrat Parti’nin statükosuna verilmiş ortak bir yanıt olarak okunabilir.

SERMAYE KENTİNDE SOSYAL DEMOKRASİ

Mamdani’nin vaatlerine radikal ya da devrimci demek zor; ancak bu vaatler, derin bir adalet duygusuna dayanıyor: evrensel çocuk bakımı, ücretsiz otobüs taşımacılığı, belediye işletmeli marketler, asgari ücretin 2030’a kadar saatte 30 dolara çıkarılması ve kiraların dondurulması.

Bu program, neoliberal New York’un merkezinde, 1950’lerin ve 60’ların Batı Avrupa’sını hatırlatan bir refah devleti tahayyül ediyor.

Finansman da açık: şirket vergisini yüzde 11,5’e yükseltmek (New Jersey düzeyiyle aynı) ve yıllık geliri 1 milyon doların üzerinde olanlara yüzde 2 ek vergi koymak. Kampanyaya göre bu adımlar yılda yaklaşık 9 milyar dolar ek gelir getirebilir.

Ancak bu kaynakları yaratmak için Mamdani’nin yalnızca belediye meclisini değil, aynı zamanda eyaletin siyasi merkezini - Albany’yi - ikna etmesi gerekiyor.

New York City, New York eyaletine bağlı bir kent; büyük vergi artışları veya yeni sosyal programlar Eyalet Meclisi’nin onayına tabi.

Eyalet valisi Kathy Hochul, gelir vergisi artışlarına karşı olduğunu defalarca vurguladı. Bu nedenle Mamdani’nin “ücretsiz otobüs” ve “evrensel çocuk bakımı” projeleri doğrudan Albany’deki pazarlıklara bağlı görünüyor.

YAPISAL SINIRLAR VE SERMAYENİN DİSİPLİNİ

Seçim kazanılmış olabilir, ama Mamdani’nin asıl mücadelesi şimdi başlıyor: kampanya meydanlarından eyalet koridorlarına uzanan, iktidarın gerçek sınırlarıyla yüzleşeceği bir dönem.

Bu yüzleşmenin sahnesi yalnızca siyaset değil, kentin derinlerine işlemiş ekonomik düzen olacak. Çünkü Mamdani’nin karşısında artık seçim rakipleri değil, New York’un yapısal sınırlarını belirleyen güçler - sermaye, eyalet ve tarihsel vesayet kurumları - duruyor.

1970’lerdeki mali kriz sonrası çıkarılan Mali Acil Durum Yasası kapsamında kurulan New York Eyaleti Mali Denetim Kurulu, bugün hâlâ kentin bütçesini izliyor.

Kurulun doğrudan veto yetkisi olmasa da, harcamalar, borçlanma ve mali disiplin üzerinde güçlü bir gözetim gücü var.

Bu, New York’un mali özerkliğini kalıcı biçimde sınırlayan, kurumsallaşmış bir vesayet rejimi yaratmis durumda.

Dolayısıyla Albany, yani eyalet başkenti, bugün bile kentin kaderini belirleyen başlıca güç odaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Demokrat Parti’nin merkez kanadı da Mamdani’nin “aşağıdan yukarıya” yaklaşımını fazla riskli buluyor.

Partinin önde gelen bağışçıları - özellikle finans, gayrimenkul ve sağlık sektörlerinden gelenler - kampanya döneminde Cuomo’ya milyonlarca dolar aktardılar.

Bu çevreler, şimdi eyalet meclisi ve belediye bürokrasisi içinde güçlü bir fren mekanizması oluşturuyor.

Bunlara, hem kendi çıkarlarını korumak hem de ideolojik nefretini kusmak için Mamdani’ye saldıracak olan Trump ve yandaşlarını da eklemek gerekiyor.

Küresel sermaye de başka bir sınır.

New York’un kredi notu, bütçe açığı veya borçlanma dengesi, uluslararası derecelendirme kuruluşlarının tek bir raporuyla sarsılabiliyor.

Paranın bir tuşla sınır aşabildiği bu çağda, sermaye yalnızca bir üretim faktörü değil; aynı zamanda bir tehdit unsuru.

Kâr oranlarını ya da vergi politikalarını beğenmediği anda kentten çekilme gücüne sahip.

Paranın bu görünmez disiplini, tüm hükümetlerin üzerinde bir “terbiye sopasi” gibi sallanıyor: kim fazla sosyal davranırsa, cezası anında kesiliyor.

Mamdani, yalnızca Albany’yle değil, aynı zamanda Wall Street’in bu görünmez disipliniyle de mücadele etmek zorunda kalacak.

Buna karşın güçlü bir toplumsal taban da mevcut.

Öğretmenler sendikası, üniversite çalışanları ve kamu emekçileri Mamdani’nin programını destekliyor.

Ancak sendika içi farklılıklar reformların hızını belirleyecek.

Kiracıların ve mülk sahiplerinin çıkarları çatışıyor; kira dondurma programı emlak lobisini harekete geçirebilir.

Kısacası Mamdani’nin önünde, hem eyaletin yasalarıyla hem küresel sermayenin disipliniyle hem de yerel çıkar gruplarının baskısıyla çevrili bir alan var.

Eğer New York, “refahın yeniden keşfi”nin laboratuvarı olacaksa, bu yalnızca siyasi cesarete değil; aynı zamanda koalisyon kurma, kurumsal sınırları aşma ve sermaye karşısında toplumsal meşruiyet yaratma becerisine bağlı olacak.

SINIFSAL GERÇEKLİK VE AHLAKİ SORUMLULUK

Mamdani’nin önündeki mücadele yalnızca ekonomik değil; ideolojik, kurumsal ve ahlaki bir kuşatma. Yukarıdan aşağıya işleyen sermaye disipliniyle, aşağıdan yukarıya yükselen toplumsal adalet talebi arasındaki gerilim, New York’un siyasetini önümüzdeki dönemde belirleyecek.

Mamdani’nin projesi ne komünist ne de ütopik. O, modern kapitalizmin merkezinde refah devletini yeniden düşünmeye çalışıyor: gelir adaleti, kamusal hizmetlerin genişletilmesi ve yaşamın temel alanlarının piyasanın insafından kurtarılması.

Bunu söylerken, “devrimci değil” sözünü küçümseyici bir biçimde kullanmıyorum. Aksine, insanların kimlikleri, sınıfları, hatta varlıkları için kriminalize edildiği, toplulukların insandislastirildigi ve otoriterleşmenin derinleştiği bir çağda bu tür girişimleri küçümsemek büyük bir aymazlık olur. Yetersiz buluyorsak, yeterli kılmak için; yanlış görüyorsak, doğrusunu inşa etmek için destek vermek gerekiyor. Çünkü bugün “devrimci” olmanın anlamı, çoğu zaman en temel insani olanı - barınma, ulaşım, bakım, onurlu bir yaşamı - savunabilmekten geçiyor.

Hele ki söz konusu yer, açgözlülük ve para hırsı üzerine kurulmuş ve palazlanmis bir şehir New York - ise, bu mücadeleye destek vermek, bence, yalnızca politik değil, ahlaki bir sorumluluk.

SONUÇ: FİNANSAL SERMAYENİN KALBİNDE REFAH ARAYIŞI

Mamdani’nin zaferi, yalnızca New York’un değil, çağımızın siyasal sınırlarının da bir testi.

Finansallaşmış kapitalizmin bu ileri evresinde, siyaset giderek ekonominin idaresine indirgenmiş durumda.

Neoliberal dönemin kalıcı mirası, siyaset ile ekonomi arasındaki farkın silinmesi; hükümetler artık halkı değil, piyasaları ikna etmeye çalışan yöneticiler hâline gelmiş durumda.

Mamdani’nin projesi, bu çöküşün ortasında, siyaseti yeniden kamusal alana — emekçilerin, kiracıların, dışlananların hayatına — taşımaya dönük bir deneme.

Bu deneme, küresel kapitalizmin kalbinde yeni bir refah tahayyülünün sınırlarını yokluyor.

Fakat bu sınırlar, yalnızca ideolojik değil; aynı zamanda yapısal, tarihsel ve belki de varoluşsal.

Bugün New York’ta başlayan bu deney, ne tam bir umut ne de bir yanılsama.

Ama kesin olan bir şey var: sermayenin bu kadar serbest, siyasetin ise bu kadar tutsak olduğu bir dünyada, adalet fikri hâlâ direniyor.

Ve belki de asıl mesele, o fikrin nasıl hayatta kalacağı değil, bundan sonra hangi biçimlere bürüneceği…