Google Play Store
App Store

“Neden işadamlarının çok çalıştığını düşünürüz?” Andre Gorz, İktisadi Aklın Eleştirisi kitabında bu soruyu sorar. Binlerce film, milyonlarca fotoğrafla aklımıza kazılmış bir imge: Fonda gökdelenler, şık bir ofis ve masasında büyük bir gerilimle yoğun biçimde çalışan takım elbiseli adam.

Gorz bu kitabı yazdığında “işadamı değil iş insanı” diye araya giren politik doğruculuk nidaları bugünkü kadar yüksek değildi. Öyle bile olsa Gorz bu “çok çalışan erkek” mitini kullanmayı tercih ederdi çünkü “çok çalışan takım elbiseli kişi” imgesi neredeyse tamamen erkekler üzerinden yaratılır. Andre Gorz imgeyi kapitalizmin yarattığı bir mitoloji diye tanımlar, iş dünyasının tepesindeki insanları kravatını bağlamak için bile birilerinden destek alan ve (genellikle miras) sermaye güçleriyle yan gelip yatan asalaklar olarak görür.

David Graeber bir adım ileri giderek, sadece patronların değil, “iş dünyası” denen çok daha geniş bir kitlenin yaptığı işleri, aynı adlı kitabında, “tırışkadan işler” olarak diye tanımlar. Hatta tırışkadan işleri sınıflandırır: Patronu veya kurumu övme işiyle meşgul olanlar (yalakalar, goygoycular); rakipleri etkisiz kılmak için çalışan şeytani kurumsal avukatlar, halkla ilişkiler çalışanları; sorunları çözmeyip müzminleştiren geçici çözüm elemanları; bir iş yapılıyormuş algısı yaratmak için sürekli toplantılar düzenleyip, raporlar hazırlayan çakallar; onlar olmasa da zaten yapılacak işleri yeniden paketleyip kendi çıkarları doğrultusunda yücelten sinsiler... Graeber’e göre pahalı takım elbiselerin içindeki insanların neredeyse tamamı böyle boş işlerle “kariyer yapar”.

∗∗∗

Günümüz işçi sınıfının en beğendiği aktörlerden Jason Statham filmlerinde işçi, teknisyen, arıcı, marangoz, şoför, kurye gibi türlü çeşit işleri yapan ama “gerçekte” kimliğini gizlemiş bir dövüşçü, ajan vb olduğunu öğrendiğimiz adamı oynar. “İş” onun maskesidir, gerçekte o bir kahramandır.

İşçi deyince aklımıza hâlâ Germinal veya Zor Zamanlar’daki on dokuzuncu yüzyıl işçi sınıfı imgeleri gelir. Sinclair, Kellerman veya Steinbeck’in harika romanlarındaki işçiler bile neredeyse yüz yıllık. Orhan Kemal’in tasvir ettiği pamuk işçileri (hala var olmalarına rağmen) bugün bir tarih kitabındaki anlatılar gibi görünür gözümüze.

Günümüz işçilerini bayık banka reklamları veya siyasal propaganda videolarında makine başında mülayim bir gülümsemeyle görürüz. Dışarısı 45 dereceyken içerisi cehennem çukuru gibi yanan seralarda domates toplayan tarım işçilerini, basık tavanlı atölyelerde kulak yakan gürültüde pür dikkat mesai yapan tekstil işçilerini veya tenha yollarda 80 kilometre hızla uyumamaya çalışarak direksiyon başında yirmi saat geçiren lojistik işçilerini dizilerde, filmlerde paydos zilinden sonra tanırız.

Ege kıyılarında çapraz benzinlemeyle yakılmış ormanlık alan, konu tamamen gündemden düşünce orman vasfını yitirir ve elleri hala benzin kokan dayıoğulları tarafından hemen o gün kapatılır. Birkaç yıl sonra başlayan otel inşaatı eylem yapan muhalif emeklilere kulak tıkayarak, işin aslını kurcalayan birkaç yerel gazeteciyi dövdürerek ve maliyetin tamamını asla geri ödenmeyecek teşvik kredilerine yükleyerek bitirilir. Şimdi otele bir isim verme zamanı gelmiştir ve Etiler’deki şık bir toplantı odasında “Luxury Arogan” adı alkışlarla kabul edilir. Birkaç hafta sonra, birkaç yüz metre ötedeki ses stüdyosuna bir yandan iki çocuğunu büyütmeye çalışan, bir yandan dizilerde bir rol gelir mi diye ortam kovalayan ve bir yandan da dublaj sanatçılığı yapan tiyatrocu Nuran Abla çağırılır. Nuran Abla’nın küçük oğlunu okuldan almak gibi bir önceliği vardır ama kira vakti yaklaşırken bu çağrıyı kaçırmaz.

∗∗∗

Normalde on dakikada bitecek iş, otelin isim babası ve “Luxury Arogan, just like you” sloganın yaratıcısı genç reklam yazarının bir türlü aradığı tonu bulamaması nedeniyle uzadıkça uzar. Nuran Abla profesyonelliğine gölge düşürmemek, “rijit karı” diye damga yememek için sevecen bir sesle “Tam olarak nasıl bir tonlama istiyorsunuz?” diye sorar. Mesleki siniri tepesine çıkan reklam yazarı, “Tam olarak oral seks yapıyormuş gibi, öylesine bir hazla” der. Gözü ekranda olan ses teknisyeni “Şimdi bu yavşağın ağzını yüzünü parçalasam yeni bir iş bulana kadar kaç ay aç kalırım?” diye düşünüp derin bir nefes alır. Kayıt odasındaki Nuran Abla gözlerini kapatıp içinden oğullarının isimlerini tekrarlayarak, mikrofona “Lakkkşıriii aroGAN... cast layk yu” diye fısıldar. Teknisyen “Bu olur” der, reklam yazarı hala tam tam tatmin olmamıştır ama baskı altında hissedip, “Evet bu güzel” diye onaylar.

Reklam filmi setleri işçi sınıfının karnavalları gibidir. Burada aslan gibi kadın ve erkek işçiler toplanır. Hepsi eski dostlardır ve bir araya geldiklerinde hal hatır sorarlar. Kamera ekibi en iyi ışığı yakalamak için ölçümler yapar, makyaj ve kostüm sakin bir telaşla arı gibi çalışır, iş eldivenlerini takmış teknik ekip rayları döşer. İşini iyi bilen onlarca insan, zamanla yarışan bir koordinasyonun tüm kurallarına uyarak koşturur. Bu tip reklam filmlerine genellikle Rusya ve Ukrayna’dan model ajanslarına kayıtlı, İstanbul’da yirmi kişi bir evde yaşayan oyuncular oynar. Kendisi de neredeyse çocuk yaşta olan Rus oyuncu filmde üç çocuklu bir anne rolündedir, ona denizin turkuaz rengine kontrast oluşturacak şeker pembesi bir mayo giydirilir.

Set işi ağır bir iştir. Bu ağır ve tempolu işte set işçisi bir kadın ve bir erkeğin bir an birbirlerine baktıklarını yakalarsınız. Onca yorgunluktan sonra bütün gece uyumadıklarını, ertesi sabah filtre kahveleri arka arkaya içmelerinden anlarsınız ama gülümseyerek anlamazdan gelirsiniz.

Bir ara otel sahibi seti ziyaret eder. Otel personelinin özlük haklarını kısıtlayan yeni yasalardan ötürü hayli keyiflidir. Köyündeki eşekle başlayan cinsel hayatının ulaştığı noktadan, sahip olduğu bu görkemli otel kadar gurur duymaktadır. Hiçbir sınır ve edep tanımasına gerek olmayan ve daima aç gözleriyle, Rus oyuncu kıza bakar. Çekimler nisan ayında yapıldığı için deniz hayli soğuktur ve yirmi kez tekrarlanan denizden çıkma sahnesinden ötürü oyuncu çenesinin titremesini gizlemeye çalışmaktadır. Yönetmen nihayet “stop” der. Reklam yazarı bu sahneden de tatmin olmamış gibidir. Otel patronu kıza yaklaşmaya yeltenir.

Set işçisi bir delikanlı hızlı davranıp oyuncu kıza bornoz uzatır. Kız hemen giyinir. Patron durur. Oyuncu kız işçi delikanlının gözlerine bakıp, minnetle teşekkür eder.