Şiddet arttı, kapasite yerinde saydı
Ülkede şiddet artarken sığınma evlerinin sayısı ve kapasitesi yerinde saydı. Mor Çatı gönüllüsü Cansu Önen, mevcut tabloyu “kadınların hayatta kalma mücadelesine sırtını dönen bir sistem” olarak değerlendirdi.

İlayda SORKU
Türkiye’de kadınlara yönelik erkek şiddeti 2024’te en yüksek seviyeye çıktı; 394 kadın katledildi, 258 kadın ise şüpheli biçimde hayatını kaybetti. Aynı yıl kadınların şiddetten kaçıp başvurabileceği sığınma evlerinin kapasitesi ihtiyacın çok gerisinde kaldı. Bakanlık verilerine göre 2013–2024 arasında 2 milyon 732 bin kadın şiddet hattına başvurdu ancak ülke genelindeki sığınak kapasitesi yalnızca 3 bin 579 kişide kaldı. Avrupa standartlarına göre her 10 bin kadın için 1 sığınak yatağı gerekirken Türkiye’de 22 bin 945 kadına 1 yatak düştü. Devletin 2025 için öngördüğü sığınak hedefi de tutmadı. Şiddetin arttığı, kapasitenin yerinde saydığı bu tabloda kadınlar en temel korunma mekanizmasına erişemedi.
Mor Çatı gönüllüsü Cansu Önen, sığınak sisteminin neden çöktüğünü ve sahada yaşanan krizleri BirGün’e anlattı.
İHTİYACIN GERİSİNDE
Türkiye’de mevcut kapasitenin vahim boyutta yetersiz olduğunu söyleyen Önen, “Sığınaklar, kadınların şiddet olan ortamdan ayrılarak soluklanmaya, kendisi için yeni hedefler koymaya alan bulabildikleri, çocuklarıyla birlikte gelip adreslerini de gizleyebilecek şekilde güvende kalabildikleri şiddetten uzak ve bağımsız yaşamlarını inşa ettikleri alanlar. Türkiye’de kadınların şiddetten uzaklaşmak için başvurabilecekleri sığınak sayısı ve kapasitesi, yıllardır ihtiyacın çok gerisinde. 2024 yılsonu itibariyle ASHB’ye 112 kadın sığınağı 2808 kapasiteyle, yerel yönetimlere bağlı 13 ilde 35 kadın sığınağı 807 kapasite ile, Göç İdaresi’ne bağlı 2 kadın sığınağı 42 kapasite ile ve bağımsız 1 kadın sığınağı (Mor Çatı Kadın Sığınağı) 24 kapasite ile çalışıyor. Bu sayılar, devletin erkek şiddeti ve cinsiyet eşitsizliğiyle mücadeleye yönelik bir politika üretmediği, mevcut destek mekanizmalarını ise giderek atıl bıraktığı düşünüldüğünde son derece düşük kalmakta; kadınların hayatta kalma mücadelesi karşısında sistemin ne denli yetersiz olduğunu açıkça ortaya koymaktadır” şeklinde konuştu.
Devletin önceliklendirme eksikliğine dikkat çeken Önen, “Sığınak açma konusunda Bakanlığın kendi koyduğu hedefleri bile gerçekleştirememesi devletin kadına yönelik erkek şiddetini önleme konusundaki politik kararlılığının ne denli zayıf olduğunu gösteriyor. Sığınaklar kadınların şiddetten uzak bir yaşam kurarken destek bulabileceği en temel mekanizmalardan biri olmasına rağmen, devletin sığınakları bütçe ve planlama açısından önceliklendirilmediğini görüyoruz. Yerel yönetimler ve bakanlık arasındaki koordinasyon eksikliği, bu alanın harcama kalemi ve oy almak için reklamının yapılamayacak bir hizmet olarak görülmesi sonucunda kadınların yaşamları riske atılıyor” ifadelerini kullandı.
“YER YOK” DENİLDİ
Türkiye’de 22 bin 945 kadına 1 yatak düşen kapasitenin sahada ağır sonuçlar yarattığını anlatan Önen, yaşanan krizleri, “Sığınakların ve ilk kabul birimlerinin kapasiteleri çok yetersiz. Bu durum ciddi krizlere yol açabiliyor. Örneğin kadınlar acil şiddet tehdidi altında sığınak talebinde bulunduğunda ‘yer yok’ denilerek evlerine geri döndürülebiliyorlar. İlk kabul birimlerindeki yer eksikliği ile açıklanan yoğunluk ve koşulların zorlukları nedeniyle kadınlar güçlenemeden hızlıca kendi çözümlerini bulmaya zorlanıyorlar. Engelli kadınlar, göçmen kadınlar, LGBTİ+ kadınlar sistemin neredeyse tamamen dışında kalıyor. İlk kabul ve sığınaklardaki koşulların zorluğu kolluk kuvvetleri tarafından kadınlara evden çıkmamalarına dair ikna edici gerekçeler olarak sunularak kadınların şiddet ortamından ayrılma kararlarından caydırılmasına neden oluyor” sözleriyle aktardı.
AYRIMCILIK VAR
Türkiye’deki sığınakların niteliksel açıdan da ciddi sorunlar barındırdığını belirten Önen, “Örneğin, 60 yaş üstü bir kadın şiddete maruz kaldığında sığınak yerine huzurevine yönlendirilmekte, bu da yaşlı kadınların erkek şiddetine maruz kaldığı gerçeğini yadsıyan dışlayıcı bir uygulamaya neden olmaktadır. Benzer şekilde, 12 yaş üstü oğlan çocuğu olan kadınlar, çocukları kurum bakımına gönderileceği için sığınağa gitmekten vazgeçebiliyorlar. Bu uygulama, kadınların şiddetten uzaklaşma kararını doğrudan etkileyen caydırıcı bir mekanizmaya dönüşmüş vaziyette. Ayrıca kimliksiz göçmen kadınlar da devlet sığınaklarına kabul edilmiyor. Zaten göçmen olmaktan kaynaklanan ayrımcılık ve şiddetle mücadele ederken, şiddete maruz kaldıklarında başvurabilecekleri güvenli bir yerin olmaması, destek mekanizmalarını tamamen erişilemez kılıyor. Bu uygulamalar, Kadın Konukevleri Yönetmeliği gerekçe gösterilerek savunulsa da yönetmeliğin sınırları aşılabilir, asıl mesele politik tercih ve uygulama. Genel olarak Türkiye’de, kimliksiz göçmen kadınların, trans kadınların, 60 yaş üstü kadınların ve 12 yaş üstü oğlan çocuğu olan kadınların sığınaklara erişiminde ciddi engeller bulunduğunu söyleyebiliriz. Mor Çatı Kadın Sığınağı’nda kadınlara yönelik hiçbir ayrım yapılmaz; erkek şiddetine maruz kalan her kadın, çocuklarıyla birlikte sığınağa kabul edilir. Çünkü Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı olarak biz, 18 yaşına kadar her çocuğun çocuk olduğu, her yaştan kadının şiddete maruz kalabileceği ve tüm kadınların güvenli bir alana erişim hakkı olduğunu savunuyoruz” diye konuştu.
Yasal zorunluluğa rağmen sığınak açmayan belediyelerin sorumluluğuna dikkat çeken Önen, “Belediyelerin sığınak açma yükümlülüğü yasal bir zorunluluk olmasına rağmen, bu yükümlülüğün yıllardır yerine getirilmediğini görüyoruz. Bu konuda hiçbir yaptırım uygulanmadığı için belediyeler sığınak açmayı tercihe bağlı bir hizmet gibi görüyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele bütüncül politikalar yapmayı gerektiriyor. Yerel yönetimler kendilerine yasa ile verilen sorumluluğu yalnızca sığınak açarak değil, kadın dayanışma merkezleri açarak, şiddete maruz kalan kadınlara yönelik sosyal destekler sağlayarak ve cinsiyet eşitsizliğinin kadınların sırtına yüklediği bakım emeği, kadın yoksulluğu gibi sorunlara yönelik politikalar uygulayarak da yerine getirebilir” dedi.
Yasal zorunluluğa rağmen sığınak açmayan belediyelerin sorumluluğuna dikkat çeken Önen, “Belediyelerin sığınak açma yükümlülüğü yasal bir zorunluluk olmasına rağmen, bu yükümlülüğün yıllardır yerine getirilmediğini görüyoruz. Bu konuda hiçbir yaptırım uygulanmadığı için belediyeler sığınak açmayı tercihe bağlı bir hizmet gibi görüyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele bütüncül politikalar yapmayı gerektiriyor. Yerel yönetimler kendilerine yasa ile verilen sorumluluğu yalnızca sığınak açarak değil, kadın dayanışma merkezleri açarak, şiddete maruz kalan kadınlara yönelik sosyal destekler sağlayarak ve cinsiyet eşitsizliğinin kadınların sırtına yüklediği bakım emeği, kadın yoksulluğu gibi sorunlara yönelik politikalar uygulayarak da yerine getirebilir” dedi.
∗∗∗
SIĞINMAEVİ OLAN BAZI İL BELEDİYELERİ
• İstanbul: 9
• İzmir: 6
• Ankara: 4
• Diyarbakır: 2
• Antalya: 3
• Bursa: 3
Eskişehir, Antep, Mersin, Aydın belediyelerinde 3 adet, Uşak Belediyesi’nde 1 adet toplam 32 adet bulunuyor.
∗∗∗
SAYILAR YETERSİZ
• Bakanlığın stratejik plana göre 2025’te 164 sığınma evi olması gerekiyordu, sayı 149’da kaldı.
• Türkiye’deki sığınma evlerinin toplam kapasitesi: 3.579 kişi.
• Son 10 yılda sığınma evi sayısı sadece 2 adet arttı.
• Avrupa Birliği standardına göre 10.000 kadın için 1 sığınma evi yatağı öneriliyor.
• Türkiye’de 22.945 kadına 1 yatak düşüyor.
• Sığınmaevleri hem sayısal hem niteliksel olarak yetersiz.
∗∗∗
BELEDİYELER DE SORUMLU
• Belediye sorumluluğu
• 5393 sayılı yasaya göre, nüfusu 100.000’i aşan ve büyükşehir statüsündeki belediyeler sığınma evi açmak zorunda.
• Bu koşullara uyan 246 belediye bulunuyor.
• Ancak yalnızca 32 belediyede sığınma evi var.


