Semra Kardeşoğlu
semrakardesoglu@birgun.netŞiddeti cezasızlık yaygınlaştırıyor
Şiddet salgın bir hastalık gibi her yeri sarıyor. Psikiyatrist Semerci, “Ekonomik sorunlar çocukları okuldan koparıyor. O çocuğu sokakta çeteler bekliyor. Şiddetin övülmesi ve cezasız bırakılması en büyük sorun” dedi.

Ne yöne dönsek şiddet var karşımızda. Yaşlıyı ulu orta darp eden gençler, eşini ve çocuklarını öldürenler, lise sıralarında arkadaşına zarar verenler, bir çocuğu bıçaklayanlar… Sonu gelmeyen ve sürekli dozu yükselen bir şiddet. Elbette tesadüf değil. En tepeden başlayan anlayış, kullanılan dil, giderek etki alanını genişleten hoyrat tutum, ekonomik güçlükler... Liste giderek uzuyor. TÜİK’in birkaç gün açıkladığı verilere göre suça sürüklenen çocuk ve suç mağduru çocuk sayısında yükseliş gelinen noktayı özetliyor.
Evde, sokakta, okulda, toplu taşımada, işte şiddetle neden burun burunayız? Suça sürüklenen çocuklara yönelik cezaların artması sorunları çözer mi? Sokakta ya da korunaklı evlerde çocukları şiddetten uzak tutmak mümkün mü? Tüm bu soruları uzun yıllardır yoğun olarak çocuk ve ergen psikiyatrisi alanında çalışan Prof. Dr. Bengi Semerci’ye sordum.
Günlük yaşamamızda her an bir şiddet sahnesiyle karşı karşıyayız. En küçük bir tartışma linçle sonuçlanabiliyor. Geçen hafta bir grup genç metroda bir yolcuyu darp etti. Sanki her an “Otomatik Portakal”dan bir sahneyi yaşıyoruz. Ne oluyor, nereye doğru gidiyoruz?
Bir kere bakış açımızı değiştirmek zorundayız. Yani şiddeti sadece fiziksel bir şey gibi algılıyoruz. Halbuki şiddet çok geniş bir kavram. Ekonomik şiddet var, psikolojik şiddet var. Bireysel şiddeti daha çok ön plana çıkarıyoruz ama bir toplumsal şiddet var. Toplumu yönetenlerin de oluşturduğu bir şiddet. Çocuk ve gençler de her şeyde olduğu gibi bunda da bizleri takip ediyor. Öyle bakmak lazım. Neden arttı peki; Birincisi ekonomik nedenler. Yoksulluk arttıkça birçok sorun artmaya başlıyor. Çünkü aileler dağılıyor, çocukların, gençlerin kontrolü yok oluyor. İnsanların geçinebilmek ya da karınlarını doyurmak için daha gayri kanuni şeylere yönelmeleri artıyor. Okul, eğitim hayatından ayrılmaları artıyor. Eğitimden kopan çocuk sokak kültürüyle büyümeye başlıyor. Sokak kültüründe şiddet görmemek için şiddet gösteriyorlar.
Tüm bunlar içinde şiddetin cezasız kalması, hatta övülen bir şey haline gelmesi, yapanların yüceltilmesi, güçlü gösterilmesi, zengin görülmesi özendirici bir hale geliyor. Bir de cezasız kalındığını görüldüğü zaman da şiddet artıyor.
Sosyal medya, televizyon vb bunların etkisi olduğu söyleniyor. Abartılıyor olabilir mi?
Sorunların bunlara bağlamak işin kolay yanı. Şu filmi seyretti ya da şu oyunu oynadı, onun için oldu. Asıl nedeni kabullenip onun bedelini ödemek de zor çünkü. Çizgi filmi sorumlu tutmak kolay. Bu arada sosyoekonomik düzeyi düşük kesimde şiddet çok fazla ama bu yüksek olan kesimde artmıyor anlamına gelmesin. Gittikçe artan kontrolsüz yetiştirilme, sınır çizmeme, yine şiddetin güç gibi gösterilmesi orada da artışa yol açıyor. Ha biz onları basında ya da sosyal medyada görmüyoruz çünkü aileler “sağ olsunlar” onların üstünü örtüveriyorlar, güçlerini kullanarak. Bu sefer çocuk bunun yapılabilir, onaylanır bir şey olduğunu düşünüyor. E zaten öyle yetiştirilmiş; Hiçbir şey benim sorumluluğum değil, her şeyden başkaları sorumlu. Ben istediğimi yaparım” anlayışıyla büyümüş.
Sosyoekonomik düzeyin yüksek olan ailelerde bu hata zinciri nerede başlıyor? Sonuçta kimse çocuğunun kötü biri olmasını istemiyor.
Hiçbir sorumluluk vermeme, en büyük yanlış. Yaptığı hiçbir yanlıştan onu sorumlu tutmamak, hep başkalarını sorumlu tutmak. Çocuklar bedel ödemeyi öğrenmeden büyüyorlar. Kırmızı ışıkta durmayı bilmiyor çocuklar. Öğretmiyoruz çünkü büyükler de bilmiyor. Böyle çok çok temel şeyler. Sosyoekonomik düzeyi düşük şehrin dış kesimlerinde yaşayan, göçle gelmiş aileler de çocuğun kontrolünü kaybediyor. Çünkü herkes ekmek peşine düşüyor, dağılıyor. O çocuğu koca şehirde herhangi bir kontrol mekanizması olmadan başka bir ortamda büyüyor.
Okuldan da koparılmış olması sanırım sorunu büyütüyor. Eğitim sistemi şu halde de koruyabilir mi çocukları?
Genellikle o çocuklar okuldan da uzaklaştırılmış oluyorlar çünkü eğitim sistemi de öyle işliyor. Beceremeyeni dışarı yollayalım şeklinde. Evet, okulda tutalım, çünkü okul koruyucu bir sistem aslında. Ama öyle bir sistemimiz yok maalesef. Bir uç bu. Diğer uçta da “Biz her şeyini yapalım, hiçbir şeyi eksik olmasın. Aman onu her türlü yaptığı yanlıştan koruyalım, hep başkaları suçlu olsun” anlayışı hakim. O zaman o çocuğun bir şey elde etmek için çaba göstermesi gerekmiyor. İşim gereği çok telefon kullanan biriyim. Ama benim aylık telefon ücretimin üç dört katı faturası olan 15-16 yaşında çocuklar var. Sonra aile şikayet ediyor, çok fazla telefonda zaman geçiriyor, bunu değiştirin lütfen diye. Psikiyatristten böyle bir beklenti içindeler.
Siyasi ortam nasıl bir etki yaratıyor bugün insanlar üzerinde?
Toplumsal şiddetle baş etmenin basit temel yöntemleri var. Çocuk ve ergenler için de erişkinler için de aynı şey geçerli. Birincisi ekonomiyi düzeltmek gerekiyor. İkincisi, siyasal ortam. Eğer yaşanan ülkenin siyasal ortam şiddet kokuyorsa, herkes o şiddetten “faydalanıyor”. İnsanın yapısı öfkelenmeye müsait. Ama aynı zamanda beyin gelişimimiz bize o öfkeyi kontrol etme gücü veriyor. Bunu kontrol edemeyen ve dışa vuranlar için kural ve yasalar var. Bu yasalar eğer herkese eşit uygulanmıyorsa herkes kendini muaf sanıyor.
Gündemde suça sürüklenen çocuklarla ilgili de bir tartışma var. “Çocukların cezalarını artıralım, olaylar önlensin” denilerek. Bu bir çözüm olur mu sizce? Cezayı arttırmak şiddeti önler mi?
ÇOCUK OLMA YAŞININ DÜŞÜRÜLMESİ İSTENİYOR
Ne çocuklarda ne de erişkinlerde cezaları artırmanın şiddeti önleyemediğini yüzyıllardır deneyimleriyle öğrenmiş olmaları lazım. Giyotinle kafa kesmek, asmak, zindanlarda yıllarca ışıksız bırakmak şiddeti bitirmemiş. İşte dünyanın hali ortada. Yanı başımızda kocaman iki savaş sürüyor. Açlıktan çocuklar ölüyor hemencecik köşemizde. Dolayısıyla cezayı artırmak hiçbir zaman çözüm olmamış. Kaldı ki suça sürüklenen çocuklar için yüksek cezalar var Türkiye’de. Doğru uygulanmaları önemli. Ama çocuk adaletinde amaç cezalandırmak değil, rehabilite etmektir. Rehabilitasyon yapamıyorsanız çıktığında bir faydası olmayacak. Doğa boşlukları sevmez. Biz boş bırakırsak bir şey doldurur. O çocuk eğitim sisteminin dışına atılıyorsa, aile içinde şiddete uğruyorsa, suç, suçun kabul gördüğü bir ortamda yaşıyorsa sosyal destek sağlayamıyorsak suça karıştı diye biz onu cezalandırdığımızda sorun çözülmeyecek çünkü yerine yenisi gelecek. Bir de burada istenen şey cezanın arttırılması değil, dikkatinizi çekerim, çocuk yaşının küçültülmesi. 15 yaştan itibaren erişkin gibi yargılanması isteniliyor. O zaman bu yaşta evlendirebilirsiniz, işçi olarak çalıştırılabilir. Yani siz çocuğun yaşını değiştiriyorsunuz. Eğitimli insanlar da bunu söylüyor. Onlara şunu sormak istiyorum. Niçin evdeki 16 yaşındaki çocuğunuzu bakkala bile yollamıyorsunuz? Çocuk diyerek çekiniyorsunuz. Niye gece 1’e kadar sokakta kalmasına izin vermiyorsunuz? Niye ehliyet vermiyoruz o çocuklara? Yani evinizdeki çocuk da sokaktaki değil mi? Çocuklara verilmiş hakları geri almak ölen birilerini geri getirmeyecek kaldı ki kanunlar geriye yönelik işlemiyor. Ama başka yan sorunlar getirecek. Biz evdekini kurtardığımızda sorun çözülmeyecek. Aynı toplumun içinde yaşıyoruz Biz çocukların hepsi için ne yapabileceğimizi düşünmek zorundayız.
Ne yapmak gerekiyor, siz nereden başlardınız?
Çocuğun sorunlarına dokunabilirsek okul müthiş bir koruyucu. Okulda iyi bir psikolojik danışmanlık sistemi olmalı. Öyle 2 bin 500 çocuğa, 3 bin çocuğa bir tane psikolojik danışmanın düştüğü, hiçbirini tanıma şansı bile olmadığı bir sistemin içinde bunu sağlayamayız. Çünkü okulun dışına çıktığı zaman artık biz o çocuğun nerede olduğunu, kimlerle olduğunu, ne yaptığını bilmiyoruz. Okuyamaz diye attığımız çocuğu sokakta çeteler bekliyor, sokakta madde bekliyor, uyuşturucu bekliyor. Ve bunların hepsi çocuğa, “Hayır sen bir şeyleri başarırsın, aslında yaparsın” duygusu veriyor. O duyguyu bizim vermemiz lazım. Aile içi şiddet varsa orada olmamız gerekiyor. Ekonomik tedbirler çok önemli. Yani yoksulluk ve yoksunluk çok önemli iki temel. Dolayısıyla o yoksulluk ve yoksunluğa ülke olarak çözüm bulmamız lazım. Cezalandırma bir şeyin çözümündeki artık en son noktadır. İnsanın çaresizliğini gösterir. Koca bir toplum çaresiz olup, küçücük çocukları, hiç çıkmayacak bir şekilde hapishaneye koyalım diyemez. O kadar çaresiz bir toplum olamayız.
∗∗∗
ÇOCUK BÜYÜTÜRKEN UYGULANACAK 3 ÖNEMLİ KURAL
Çocuklara sorumluluk verilmiyor dediniz. Ailelerin çocuk büyütürken yapabilecekleri üç önemli kural nedir?
1) Yaşına, gelişim dönemine uygun şekilde sınır koymak. Nedir buna örnek. Üç yaşındaki çocuk televizyon kumandasını eline alıp “Bana ne ben bunu seyredeceğim, siz” diyemez. Ya da yatma saatini kendi seçemez. Eve kimin gelip gelmeyeceğini ne giyeceğini seçemez. Dışarısı eksi 1 dereceyken yazlık bir şey giymek isteyebilir. Burada “Hayır şunların arasından seçim yapabilirsin” gibi basit sınır koymak gerekiyor.
2) İletişim kurulması ve sevgi göstermek. Sevgi göstermek bir şey alarak olmaz, paylaşarak, konuşarak, onları dinleyerek ama nasihat vererek değil. Ne yapıyor, ne düşünüyor, ne hissediyor, duygularını paylaşarak, duyguları ona öğreterek büyütmemiz gerekiyor ki empatileri gelişsin.
3) 1 yaşından itibaren sorumluluk vermek. Yürümeye başladığı andan itibaren her çocuğun alabileceği sorumluluk var. Oyuncaklarını toplamakla başlayabilir. Biraz büyüdüğünde yatağını düzeltmek. Evde çalışan biri olsa onun sorumluluğu olmalı. Burada yardım etmek için değil, “Bu senin sorumluluğun." Bu sorumluluğu yerine getirmediğinde bir bedeli olduğunu bilecek.


