Google Play Store
App Store
Şiddetin hafızası, mücadelenin geleceği

Dominik Cumhuriyeti’nde cinayet, rüşvet, toplu katliamlar, muhaliflerin kaybedilmesi kadına yönelik cinsel şiddet ve daha birçok adaletsizliği içeren Rafael Trujillo diktatörlüğü tam otuz bir yıl sürdü. Trujillo rejimi; patriyarkanın, militarizmin ve otoriterliğin birbirine nasıl can yoldaşı olduğunu tarihe kanla yazdı.

Bu cehennem düzenine itaat etmeyi reddeden Mirabal kardeşler; Patria, Minerva ve María Teresa, diktatörlüğe karşı devrimin en güçlü sembolleri hâline geldiler. “Mariposas/Kelebekler” lakaplı üç kadın, Trujillo’nun gözünde yalnızca muhalif değil; erkek egemenliğine başkaldıran, itaat etmeyi reddeden tehlikeli birer örnekti. 25 Kasım 1960’ta gizli polis tarafından vahşice katledildiklerinde, aslında öldürülmek istenen kadınların itirazı, cesareti ve özgürlük arzusuydu.

Ama başaramadılar. Çünkü kadınların direnişi, tarih boyunca hiçbir zorbanın üstesinden gelemediği bir güçtür. Bugün 25 Kasım’larda dünyanın dört bir yanında kadınlar, erkek şiddetini üreten, meşrulaştıran, besleyenlere karşı seslerini sokaklara taşıyor. Çünkü Mirabal kardeşlerin uğradığı şiddet biçimleri hâlâ dünyanın her yerinde yaşanıyor. Dolayısıyla 25 Kasım; sadece bir anma günü değil, bir isyan ve patriyarkayla hesaplaşma günüdür.

Kadınlar her 25 Kasım’da eşitlik ve özgürlük mücadelesini yükseltmek için yan yana geliyor; erkek şiddetini, sömürüyü, ayrımcılığı teşhir ediyor.

2025 Türkiye’sine baktığımızda ise, eşitlik ve özgürlük mücadelesi için daha fazla yan yana gelmemiz gerektiği bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

Ve bugün o günlerdeyiz…

Din adına kamu kaynaklarının yağmalanmasına, Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan protokollerle okullara “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve kurs öğreticisi görevlendirilmesine; hukukun şer’i hükümlerle ikame edilmesine; laikliğin sistematik biçimde yok sayılmasına itirazımız var. Çünkü biliyoruz ki laiklik yalnızca bir yönetim ilkesi değil; kadınların özgürlüğünün, çocukların geleceğinin, toplumun eşitliğinin en güçlü güvencesidir. Bir dinin, bir mezhebin siyasi tahakküm aracına dönüş(türül)mesinin önüne geçmek; Medeni Yasa ile güvence altına alınmış haklarımıza, bedenlerimize, yaşamlarımıza sahip çıkmak için daha çok mücadele etmemiz gereken günlerdeyiz.

25 Kasım; erkek şiddetini görünür kılmanın, patriyarkaya karşı birlikte ses yükseltmenin yanında, “hiç kimse kadınların eşit, özgür ve laik bir ülkede yaşama hakkını elinden alamayacaktır” diye haykırmanın günüdür. 25 Kasım’da eylemlerimize yönelik yasaklara, maruz kaldığımız kolluk şiddetine, gözaltılara boyun eğmeyerek mücadeleyi büyüteceğiz.

Erkek ve devlet şiddetine karşı itaat yok; isyan var.

Yaşasın feminist mücadelemiz.

25 Kasım’da alanlarda görüşmek üzere.