Google Play Store
App Store

Son 50 yılın küresel düzeydeki en büyük silahlı hareketlerinden biri olan PKK sembolik bir törenle dün silahlara ve kendisine veda etti.

Bu, asla küçümsenemeyecek, kesinlikle tarihi ve olağanüstü öneme sahip bir adım.

Bu adımın; bölgedeki gelişmelerin, özellikle de Suriye’deki durumun ve başta ABD olmak üzere uluslararası güçlerin geldiği noktanın bir sonucu olması önemini küçültmüyor.

Bu adımın; bugüne kadar Kürtlere karşı en olumsuz pozisyonun sahipleri tarafından alınan bir inisiyatifin ve tarafların sıkışmışlığının sonucu atılmış olması da önemini küçültmüyor.

Böylesi çatışmaların sona ermesi zaten böyle iç ya da dış zorunluluklar sonucu olur, çatışan tarafların birdenbire birbirlerini sevmesi sonucu değil.

Çatışan tarafların gelinen noktayı kendileri açısından yorumlayarak “kazanım” diye ifade etmeleri de gayet doğaldır. Burada yapılmaması gereken şey; geriye dönük karşılıklı suçlamaların devreye sokulması, tarafların birinin diğerine diz çöktürüp teslim aldığı gibi bir söylemin yükseltilmesidir.

Bu bir barış değil. Barış, ancak çatışan tarafların gönüllülük temelinde ve her iki taraf için de yararlı olacak bir ortak gelecek projesi üzerinde anlaşmalarıyla olur. Fakat silahlar konuşurken barış konuşulamaz. Bu adım, barış olacaksa, ona giden süreç açısından elzem olduğu için de önemli ve küçümsenemez.

Silahlarla barış ve demokrasi arasında karmaşık, bağlama bağlı ama genel olarak çelişkili bir ilişki vardır. Şiddet, tarihsel olarak, dünyanın hemen her yerinde demokratik yolların tıkalı olduğu ve barışçıl değişimin engellediği durumlarda ortaya çıkar. Demokrasi ve barış ise; diyalog, çoğulculuk, şiddet dışı ilişkiler ve adalet üzerinde yükselir.

Silahların bırakılması demokratikleşme ve barışın zorunlu ilk adımıdır. Ancak, barış ve demokrasi kurumlaşmazsa, ülke kamuoyu siyasal hedeflere kimsenin önüne engellerin çıkarılmadığı koşullarda yarışılan seçimlerle ulaşılacağına ikna olmazsa, silahların suskunluğu kalıcı olmayabilir.

Silahlar sustuktan sonra, asıl önemli olan onların bir daha
konuşmasına ihtiyaç duyulmayacak bir geleceğin inşa edilmesidir.

Dün PKK’nin attığı tarihi ve önemli adımdan sonra, Erdoğan’ın iktidar partisi başkanı ve cumhurbaşkanı olarak bugün yapacağı açıklamanın ne kadar “tarihi ve önemli” olacağını göreceğiz.

Silahların susması, hele de onu zorlayan uluslararası koşulların başında “iç cephenin tahkimi” gibi bir gereksinim varsa, Türkiye demokratikleşmeden, muhalefetin ve seçilmiş belediye başkanlarının halkın yüzde 70’inin hukuksuz bulduğu operasyonlarla hedef alındığı koşullarda anlamlı sonuçlar vermez.

Kürt hareketi ve DEM, zaman zaman kendilerine dönük kuşku ifadelerine karşın, bu ilişkiyi kurduklarını ifade ediyor. Bunu en son silahlarını imha eden PKK grubunun açıklamalarında, “Sürecin tek taraflı ve sadece bizim atacağımız adımlarla ilerlemeyeceği bilinmelidir” diyen KCK açıklamasında ve bir Kürt taban sesi olarak CHP’nin Saraçhane mitingine “Kayyumlar gidecek halk kalacak” sloganıyla gelip CHP’lilerin alkışlarıyla karşılanan DEM’lilerin tavrında gördük.

Silahların susması ve demokratikleşme arasındaki ilişkinin ihmal edilmesi Türkiye’nin geleceği açısından da Kürt siyasi hareketi açısından da yıkım olur!

Her zaman eşit ve özgür yurttaşlar olarak birlikte yaşamı savunmuş olan sosyalistlerin bugün yapacağı; silahların susması sürecini küçümseyen, olumsuzlayan argümanlar ileri sürmek değil, tersine onun gerçek bir toplumsal katılımla, hukuk ve adaletle, kısacası gerçek bir demokrasi ile ilerletilmesi için mücadele etmektir.

Silahlara veda edilmesi kuşkusuz olumlu ve önemli ancak “Ya demokrasi?” sorusu asla açıkta bırakılamaz.