Sinema ve bellek üzerinden Şerif Gören’i anmak

Emine Uçar İlbuğa - Prof. Dr.
8 Aralık 2025, Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Şerif Gören’in birinci ölüm yıldönümüydü. Şerif Gören’in ölüm yıldönümü nedeniyle, ulusal sinema tarihimizin temel değerlerini anmak, sinemaya katkılarını yeniden düşünmek ve bu mirası genç kuşaklara filmleri aracılığıyla aktararak kültürel hafızayı canlı tutmak bugün her zamankinden daha önemli bir sorumluluk taşıyor. Çünkü bugünün koşullarında sık sık şu soruyu sormak gerekiyor: Türk sinemasının yapıtaşlarını oluşturan yönetmenlerin bugüne ve geleceğe taşınabilmesinin koşulları nelerdir?
HATIRLAMANIN FARKLI BOYUTLARI
Ulusal sinemanın gelişiminde büyük emekleri olan yönetmenler, büyük mücadeleler ve kısıtlı imkânlar içinde ürettikleri filmlerle hem izleyicilerin hayatlarına dokundular hem de yaşadıkları dönemin toplumsal, siyasal, kültürel koşullarına dair güçlü bir farkındalık yaratabildiler. Bu sinemacıların bugüne taşınabilmesi, yalnızca geçmişe dönük bir hatırlama pratiği değil; geçmiş ile gelecek arasında eleştirel bir bağ kurabilmeyi ve süreklilik fikrini yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Çünkü Türkiye sineması denildiğinde Metin Erksan, Ömer Lütfi Akad, Duygu Sağıroğlu, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney, Zeki Ökten, Bilge Olgaç, Ömer Kavur ve Şerif Gören’i hatırlamak nostaljik bir özlemden ziyade, bu yönetmenlerin sinemaya kazandırdığı estetik, anlatısal ve düşünsel birikimin, geçmişle bugün arasındaki tarihsel sürekliliğin kurulmasındaki belirleyici rolüne ve bu birikimin genç sinemacılara aktarılmasının önemine işaret eder.

1980 SONRASI DÖNÜŞÜM, HIZ, KOPUŞ VE GEÇİCİLİK
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özellikle 1980’lerden itibaren hız kazanan neoliberal dönüşüm, esnekleşen emek rejimleri ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, toplumsal yapının hemen her alanında köklü değişimlere yol açtı. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte zaman, mekân ve emek ilişkileri yeniden tanımlandı; çalışma hayatından gündelik yaşama, özel alanın sınırlarından kültürel üretim ve tüketime kadar uzanan geniş bir alanda ‘süreklilik’ fikri yerini ‘hız’, ‘eşzamanlılık’ ve ‘geçicilik’ olgularına bıraktı. Bu dönüşümün en çarpıcı sonuçlarından biri de geçmişle kurulan bağın giderek zayıflaması oldu. Sanatın her alanında olduğu gibi sinemada da filmler çeken yönetmenlerin ve kültürel mirasın yeni kuşaklara aktarımının yüzeyselleşmesi, yalnızca bireysel ilgisizlikle açıklanamaz. Bu durum, yapısal ve sistemik dönüşümlerin bir sonucu olarak yaşanıyor ve modern toplumlarda teknik alandaki hızlı gelişmeler, dolayısıyla toplumsal değişimin hızlanması ve yaşam temposunun artışı birbirini besleyen bir döngü yaratırken; bireylerin dünyayla derinlikli bir bağ kurabilmelerinin koşullarını da zayıflatıyor. Böylece geçmişle kurulan bağlar yerini, sürekli güncellenen bir ‘şimdi’ deneyimine bırakıyor. Hızın yalnızca teknik değil, aynı zamanda politik ve kültürel bir iktidar biçimi olduğu günümüzde, kültürel ürünlerin değerini belirleyen ölçütler de sürekli değişiyor. Kalıcılık ve estetik derinlik yerine dolaşım hızı ve görünürlük kapasitesi belirleyici hale gelirken, geçmişe ait kültürel üretimler hızla sistem dışına itiliyor ve dijital çağda kültürel bellek, arşivsel bir süreklilikten ziyade algoritmik bir ‘akış’ mantığı ile işler hale geliyor.
GEÇMİŞLE BAĞIN ZAYIFLAMASI VE KÜLTÜREL BELLEK SORUNU
Sinema tarihinde önemli bir yere sahip filmler, dijital platformlarda teorik olarak erişilebilir olsalar da pratikte algoritmaların öneri sistemleri içinde görünmez oluyor. Bu koşullarda kültürel sermayenin aktarımı ise uzun erimli eğitim süreçlerini, eleştirel okuma ve izleme pratiklerini ve kamusal iletişim araçlarının kültürel aktarım konusundaki sorumluluklarını yerine getirmesini gerektiriyor. Ancak günümüz kültürel alanı, kısa dikkat sürelerine, anlık tüketime ve daha çok ‘trend’ odaklı üretime göre yapılandırılıyor. Bu durum, estetik ölçütlerin yerini popülerlik göstergesinin almasına, bu da sinema, edebiyat ve müzik gibi alanlarda kültürel bağlamda kabul edilen eserler fikrinin aşınmasına yol açıyor. Türkiye özelinde ise 1980 askeri darbesi, yalnızca siyasal alanı değil, kültürel sürekliliği de kesintiye uğratan önemli bir eşik oldu ve darbe sonrası depolitizasyon, kültürel alanın piyasalaşması ve medyanın dönüşümü, geçmişle eleştirel bir hesaplaşma yerine seçici bir unutmayı teşvik etti. Oysa Şerif Gören’in Sen Türkülerini Söyle, Sen de Yüreğinde Sevgiye Yer Aç filmleri bu dönemi anlamak bakımından önemli birer görsel arşivlerdir. Her ne kadar dijitalleşme bu mirası görünür kılabilecek bir potansiyel taşısa da kurumsal ve kamusal kültür politikalarının eksikliği nedeniyle bu potansiyel büyük ölçüde atıl kalıyor.
FESTİVALLER, KURUMLAR VE AKADEMİ ARACILIĞI İLE SİNEMA HAFIZASINI CANLI TUTMAK MÜMKÜN
Bu bağlamda 62. Altın Portakal Film Festivali’nde Şerif Gören’in restore edilen Amerikalı filminin özel gösterimi ve gösterim sonrası düzenlenen söyleşi; ayrıca Altın Portakal Film Festivali ve SİAMER’in (Sinema Araştırmaları Merkezi) katkılarıyla hazırlanan Usta: Şerif Gören kitabı, festivallerin ulusal sinemaya katkısı açısından son derece anlamlı örneklerdir. Kitapta Şerif Gören’in kişisel fotoğraflarından, kırkın üzerinde filmi üzerinden sinema yazarları ve akademisyenlerden oluşan 17 yazarın geniş akademik analiz ve tartışmaları yanında, Ali Karadoğan’ın Şerif Gören ile 1994 ve 2011 yıllarında gerçekleştirdiği ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış iki röportajı yer almaktadır.
Bunun yanı sıra, 5–6 Aralık 2025 tarihlerinde Prof. Dr. Serdar Öztürk’ün öncülüğünde bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Sinema ve Felsefe Sempozyumu kapsamında Şerif Gören’e adanmış özel bir oturumun gerçekleştirilmesi son derece anlamlıydı. Bu oturum, genç akademisyenler ile heterojen bir izleyici kitlesini Gören’in filmleri ve onun ulusal ve uluslararası sinemaya etkileri üzerine düşünmeye davet ederek, ulusal sinemanın belleğini canlı tutmaya önemli bir katkı sundu.
***

YEŞİLÇAM’DAN TOPLUMCU SİNEMAYA: ŞERİF GÖREN’İN DÖNÜŞTÜRÜCÜ SİNEMA ANLAYIŞI
Şerif Gören, filmlerinde yaşadığı dönemin siyasal, toplumsal ve kültürel koşullarını farklı türlerde, sinemanın evrensel dili ve dönüştürücü gücüyle yansıtmayı başarmış bir yönetmendir. Gören’in sinema anlayışının temel motivasyonu heterojen izleyici kitlesiyle ortak bir dil yakalamaktır. Gören Yeşilçam koşulları içinde, Yeşilçam’a eleştirel bir mesafeden yaklaşırken; güldürüden melodrama uzanan farklı türlerde filmleriyle ezilen ve sömürülen halkın sorunlarını perdeye taşıyan bir sinema pratiği geliştirmeyi başarmıştır. Filmlerinde birey üzerindeki toplumsal dönüşümlerin etkilerini; insan-doğa, gelenek-modernlik, kent-taşra, aydın-halk karşıtlıkları üzerinden ele alan Gören, bu çatışmaları ticari kaygılardan görece bağımsız, toplumcu bir anlayışla ortaya koymayı başaran bir yönetmen olarak, 1970’lerden itibaren Türkiye’de yaşanan çalkantılı siyasal dönemlerde olduğu gibi, sinemanın kriz yıllarında da film çekmeye devam etmiş; aynı zamanda sinema emekçilerinin hak arayışlarında örgütlü mücadelenin önemli isimlerinden biri olmuştur.
Son söz yerine: Usta Şerif Gören filmleriyle ve sinemaya yaptığı katkılarla bugün aramızda yaşamaya devam ediyor.


