Siyasette samimiyet mümkün mü?
Türkiye siyasetinde samimiyet, teoride dillendirilip yüzeyde oyalanan bir kavram. Pratiğe gelince sahiciliği dahi zor bulunuyor. Ve belki de bu topraklarda siyasetin en yıpratıcı yönlerinden biri samimiyetin giderek erozyona uğramasıdır. Seçim meydanlarında söylenen sözlerin, kürsülerde atılan nutukların, kameralar önündeki gülümsemelerin çoğu zaman halkta karşılık bulmamasının sebebi bu eksikliktir: Samimiyet.
Nadir de olsa bu riyakârlıkla dolu karanlığın içinde bir ışıltı görürüz. Bazen bir politikacının duruşunda, konuşmasında, hatta susuşunda bile hisseder ve sahiciliği hemen anlarız. İşte o figürler bu samimiyetsiz düzenin dışına düşer. Örneğin dokuz senedir Edirne’de tutsak olan Selahattin Demirtaş dışarıda kalanlardan biri. Kendine güvenen, gocunmayan, rahat davranan, kibirli olmayan tavırları ile siyasetçilere güvenmek gibi yıkılmış duyguları ayağa kaldırma kabiliyeti olan Demirtaş’ın sözleri, davranışları insanî bir derinlik taşımaktadır. Tam da bu yüzden sesi o kadar güçlü yankı buldu. Öte yandan sistem, içtenlikli muhalefeti, halkla gerçekten bağ kuran lideri affetmez. Hele bu lider, sarayın sınırlarını tanımayan bir dil kullanıyorsa, halkı izleyici değil özne yapıyorsa, elbette hedefe konur. Demirtaş da bu nedenle dokuz senedir ailesinden 1688 kilometre uzakta bir cezaevinde tutsaktır.
Selahattin Demirtaş cezaevinde yazdığı üçüncü kitabı olan Leylan’da şöyle yazmış:
“Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız.”
Yalnızlığın siyasette bile sahici teması olan bir toplumsal ruh haline dönüştüğünü ortaya koyan bu cümle, CHP Genel Bașkanı Özgür Özel’in Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’e veda ederken yaptığı konuşmasını dinlerken aklıma geldi. Özel’in samimiyet, güven gibi yıkılmış duyguları ayağa kaldırdığı o konuşması, siyasetin sadece çıkar ve oyunlardan ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi. Partisinin bir belediye başkanını, dostunu içinden geldiği gibi, imaj kaygısına düşmeden, samimiyetle anlattı, uğurladı, ağladı ve ağlattı.
∗∗∗
9 Haziran’da hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in genç yaşta anî kaybı yüreğimizi dağladı. Halka hizmeti her şeyin önünde tutan, rüşvetin eğip bükemediği onurlu siyasetçilere susamışken, Ferdi Zeyrek’i böylesine erken kaybetmek ne acı. Ardından söylenen sözler ise emekten yana, halktan yana bir yönetim oluşturduğunu, işçinin yanında durarak onların sesini duyduğuna dairdi. Böyle bir yerel yöneticinin samimiyetinin, sahiciliğinin bir şehre ne kadar iyi geldiğini gördük.
Geçtiğimiz hafta Ferdi Zeyrek hakkında pek çok haber okudum. Ağustos 2024’te içme suyu tesislerinde görev yapan personele hitaben: “Siz, Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin görünen yüzüsünüz. Empati kurun. Sanki kendi evinizin suyu kesilmiş gibi davranın.” demiş. Siyasete farklı bir anlam yükleyerek, belediye başkanlığını sadece bir makam değil, bir sorumluluk, bir yaşam biçimi olarak kabul etmiş olması ile siyasette özlediğimiz değerlerin simgesi olmuş. Ferdi Zeyrek’in vefatı ile erdemli, samimi, sahici, iyi bir insan olarak anılmanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladık. Keşke uzun bir ömrü olsaydı, şüphesiz yokluğu derinden hissedilecek.
9 Haziran’dan beri bu cümleyi kaç kez kurdum bilmiyorum: “İnsan hiç tanımadığı, adını bile o elim kaza ile öğrendiği birinin kaybı için bu kadar üzülür mü? Gözyaşı döker mi?” 23 senedir halka hizmet için değil, servete ulaşmak için koltuklarda oturan siyasetçilerden o kadar bıkıp usandık ki! İyi olan her şeye düşman olan, kibirli, uzlaşmaz, hakaret eden, korkutarak halkı biçimlendirmeye çalışan bir siyasal iktidarla yüz yüze olan bizleri bu ölüm oldukça etkiledi. Dökülen gözyaşlarında 23 senedir maruz kaldığımız kötülüklerin de payı var.
Yazımın başlığındaki soruya dönersem; Samimiyet mümkün, güçlü bir umut. Siyasetin ilke değil imaj üzerinden yürüdüğü bu zamanlarda da en çok ihtiyaç duyulan olgu. Halk samimiyetin sadece retorik olarak kaldığı sözlere değil, o sözlerin arkasındaki duyguya, o duruşun gerçekliğine bakar. Selahattin Demirtaş’ın direnişi, Ferdi Zeyrek’in yaşamı ve Özgür Özel’in acısı bize siyasette samimiyetin var olduğunu ve bunun korunması, çoğalması gerektiğini söylüyor.


