Soli Özel: Suriye buradaki sürece bakıyor
"Eğer pek çok yorumcunun vurguladığı gibi Suriye’de SDG-Şam ilişkilerinin alacağı şekil Türkiye’deki İmralı ziyaretinin ardından biraz sarsıntı geçirmiş gibi gözüken sürecin gidişatına bağlı olacaksa o zaman Türkiye’nin içindeki gelişmeleri beklemek zorundayız. Yani Suriye’de olanların Türkiye’ye etkisinden çok Türkiye’de olanların Suriye’ye etkisinden söz etmek gerekiyor galiba."

Yusuf Tuna Koç
Yazar ve akademisyen Soli Özel ile Suriye’de Şam ve Rojava arasındaki 10 Mart mutabakatının gidişatını ve Ankara’da sürdürülen Terörsüz Türkiye sürecinin sınır ötesindeki etkilerini konuştuk.
Şam, Ankara ve Rojava arasındaki ilişkide yeni bir aşamadan söz edebilir miyiz, entegrasyon konusunda anlaşma sağlandı mı?
Benim takip edebildiğim kadarıyla halen bir hayli bilinmeyen var. Zira ABD’nin tam ne yapacağını kestiremiyorum. O cephede genelde bizdeki tartışmada hakkettiği önemde gündeme gelmediğini düşündüğüm bir boyut var. O da Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırılmasında son sözü söyleyecek olan Amerikan Kongresi. Orada HTŞ’ye yönelik kuşkular baki, Kürtlere yönelik de bir sempati olduğunu sanıyorum farklı nedenlerle. O bakımdan Şam-Ankara-Rojova müzakerelerinde ABD’nin varlığını unutmamak gerek. İsrail’e yönelik geçmişe göre daha sert Amerikan uyarılarını dikkate alırsak Tel Aviv’in bu konuda belki eskisi kadar etkileyici olmayabileceği sonucuna da varabiliriz. YA da Suriye-İsrail anlaşması imzalanırsa bunun şartlarından birisinin içişlere karışmamak olması gerekecektir. Netanyahu hükümeti, ki gerek Suriye gerek Lübnan’da istikrarlı bir yönetim istemediği tüm hareketlerinden belli ve bu nedenle Trump’ın bile tepkisini çekti, bu şarta ne kadar uyar onu da görmek gerekecek.
Fiiliyata dökülmeden yapılan anlaşmalara ne kadar güvenilir bilemiyorum ama sanırım herkesin ortak noktası Türkiye’deki süreç bir yerlere bağlanmadan Suriye’deki durumun da netlik kazanamayacağı. Bu bakımdan perde arkasında ortak zeminin genişletilmesi için temaslar mutlaka devam ediyordur.
Ortada bir entegrasyon mutabakatı var ve ABD’nin merkezi yönetime sahip bir Suriye rejimi kurulmasına destek verdiğini, Körfez ülkelerinin de tıpkı Türkiye gibi böyle bir sonuçtan yana olduklarını düşünürsek bu entegrasyon sonucunda Rojava yönetiminin epeyce taviz vermek zorunda kalacağını sanıyorum. Ancak özellikle iç güvenlik konusunda mümkün olduğunca kendi güçlerine yaslanmak isteyeceklerini sanıyorum ki güneyde Dürzilerin Batı’da da Alevilerin maruz kaldıkları da düşünüldüğünde bu türden bir adem-i merkeziyetçilik Suriye azınlıkları için bir ortak hedeftir diye düşünüyorum.
İktidar açısından Suriye›deki durumun yaratacağı herhangi ciddi bir risk kaldı mı?
Çok ileri giden bir özerklik özellikle de silahlı gücün bugünküne yakın düzeylerde korunması sanıyorum Türkiye’nin arzulayacağı bir sonuç olmaz. Eğer bir risk varsa o da özellikle silahlı gücün korunması konusunda Şam-Rojova mutabakatının, ki bunun şekillenmesinde Ankara’nın mutlaka etkisi olacaktır/vardır, nasıl bir çerçeve çizeceğini gördükten sonra daha net bir şey söylenebilir.
10 Mart mutabakatının hayata geçeceği konuşulurken bu durumun Türkiye siyasetine yansıması nasıl olur?
10 Mart mutabakatının süresi bu ay sonunda bitiyor. Dolayısıyla ilk sorunuzdaki durumun ne ölçüde geçerli olduğuna bakmak gerekecektir. Türkiye’nin isteklerini büyük ölçüde karşılayacak bir entegrasyon mutabakatının Ankara’yı rahatlatacağını sanıyorum ama eğer pek çok yorumcunun vurguladığı gibi Suriye’de SDG-Şam ilişkilerinin alacağı şekil Türkiye’deki İmralı ziyaretinin ardından biraz sarsıntı geçirmiş gibi gözüken sürecin gidişatına bağlı olacaksa o zaman Türkiye’nin içindeki gelişmeleri beklemek zorundayız. Yani Suriye’de olanların Türkiye’ye etkisinden çok Türkiye’de olanların Suriye’ye etkisinden söz etmek gerekiyor galiba.


