Google Play Store
App Store

Türkiye’de işsizliğin gerçek boyutunu görmek için DİSK-AR’ın Ocak 2026 raporuna bakmak yeterli. Rapora göre geniş tanımlı işsiz sayısı 11,6 milyon civarında. Bu sayı, resmi TÜİK verilerinin çok ötesinde bir tabloyu gösteriyor.

Özellikle 40–55 yaş arası orta yaş işsizler, işgücü piyasasında görünmez bir kuşak haline gelmiş durumda. Gençler kadar desteklenmiyorlar, sosyal güvenlik şemsiyesi altında korunamıyorlar. İşsiz kaldıkları her gün, prim günleri eksiliyor; bu da emeklilik haklarını zorlaştırıyor. Orta yaş işsizliği, sessiz ama giderek büyüyen bir sorun. Birçok orta yaş işsiz, deneyim sahibi olmasına rağmen tekrar iş bulmakta zorlanıyor. İşverenler, maliyet gerekçesiyle deneyimli çalışan yerine daha ucuz genç işçi tercih ediyor. Bu durum, sadece iş kaybı değil, gelecekte emeklilik haklarının da zora girmesi anlamına geliyor.

DÜNYA ÖLÇEĞİNDE YAPAY ZEKÂ

Dünya ölçeğinde ise durum farklı değil. ABD’de Amazon, HP ve Tyson Foods gibi büyük şirketler, işten çıkarmaları yapay zekâya yatırım gerekçesiyle açıklıyor. Ancak uzmanlar, bunun sadece bir gerekçe olduğunu söylüyor; esas neden, maliyetleri azaltmak ve yatırımcı beklentilerini karşılamak. Yani bazı şirketler maliyet düşürmeyi amaçlayan işten çıkarmaları “teknolojik dönüşüm” söylemiyle kamuoyuna sunuyor.

2026 Ocak’ında ABD’de binlerce kişi işten çıkarıldı; özellikle beyaz yakalı ve ofis işleri hedef alındı. Bu gelişme, yapay zekânın sadece teknoloji değil, çalışanların geleceğini doğrudan etkileyen bir sosyal konu olduğunu gösteriyor. ABD’de yaşanan bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için de önemli bir uyarı. Teknoloji yatırımları hızlansa da işgücü piyasasının yapısı farklı; bu nedenle olası etkileri iyi okumak gerekiyor.

RİSKLER VE HAZIRLIK

Türkiye’de yapay zekâ uygulamaları henüz ABD kadar yaygın değil. Ancak bankacılık ve finans, çağrı merkezleri, veri işleme ve depo lojistiği gibi bazı sektörlerde risk büyüyor. Orta yaş ve deneyimli çalışanlar için bu durum, prim boşlukları ve geç emeklilik riskini artırıyor. Kayıt dışı çalışanlar ve taşeron işçiler zaten sosyal güvenlikten yeterince yararlanamıyor. Eğer şirketler teknolojiyi işten çıkarmalara gerekçe olarak kullanırsa, bu durum görünmez bir kırılganlık dalgasına yol açabilir.

Örneğin bir banka veya çağrı merkezinde orta yaşlı bir çalışan, yıllarca prim yatırmış olsa bile “teknolojik dönüşüm” gerekçesiyle işten çıkarılırsa, hem gelir kaybı yaşayacak hem de emeklilikte hak ettiği aylığı almakta zorluk çekecek. Bu, sadece bireysel bir sorun değil; toplumsal boyutta prim ve emeklilik sisteminin kırılganlığını da gösteriyor.

ORTA YAŞ İŞSİZLİĞİ

Orta yaş işsizler, çoğunlukla tecrübeli ama iş piyasasında kırılgan bir grup. Uzun süre işsiz kalmaları, prim günlerinin eksilmesine ve geç emeklilik riskinin büyümesine yol açıyor.

DİSK-AR verilerine göre, işsizlerin büyük bölümü işsizlik ödeneği alamıyor. Bu, Türkiye’deki iş gücünün büyük bir bölümünün maddi destekten yoksun kaldığını ortaya koyuyor. Yani orta yaş işsizliği sadece bugün için bir sorun değil; gelecekte emekli olmayı bekleyen milyonlarca çalışanın haklarını etkileyen bir sosyal kriz.

TÜRKİYE’NİN YAPISAL İSTİHDAM SORUNU

ABD örneği, küresel eğilimlere dair önemli bir uyarı olsa da, Türkiye’de işsizlik sorununun ana nedeni yapay zekâdan çok ekonomik yapısal dengesizliklerdir. Türkiye ekonomisinde büyüme olsa da bu büyümenin işsizliği azaltma gücü sınırlı kaldı; çünkü istihdam yapısı üretken sektörlerden ziyade daha düşük katma değerli alanlara kaymış durumda.

Resmî verilere göre 2023’te istihdamın yaklaşık %57,6’sı hizmetler sektöründe, yaklaşık %21,2’si sanayi sektöründe ve tarımda ise %14,8’i çalışıyor. Bu dağılım, Türkiye’de istihdamın önemli bir kısmının niteliksiz veya düşük vasıflı işgücüne dayalı hizmet sektöründeki işlerde yoğunlaştığını gösteriyor. Oysa sürdürülebilir, kalıcı istihdam ancak sanayi gibi üretime dayalı sektörlerde yaratılabilir. Sanayi istihdamı hem ücret düzeyleri açısından daha iyileştirici hem de emek piyasasına uzun vadeli istikrar sağlayıcı nitelikte. Ancak son dönemde sanayide istihdamın payı artmak yerine görece sabit kaldı veya azalma eğilimi gösterdiği yönünde bulgular var.

Bu tablo, ekonomik büyümenin işgücüne yeterince iş imkânı yaratamadığının da bir işareti: hizmet sektöründe artan istihdam, çoğu zaman geçici ve düşük ücretli pozisyonlarla sınırlı kalıyor; üretkenliğe ve gelir artışına dönüşmüyor. Bu da işsizlik sorununun kronikleşmesine ve orta yaş işsizliği gibi görünmez kuşakların ortaya çıkmasına yol açıyor.

Dolayısıyla Türkiye’de işsizlik, teknoloji tartışmaları bir yana, ekonomik yapının sektörel dengesizliğiyle birlikte değerlendirilmeli. İstihdamın büyük bölümünün düşük katma değerli alanlarda yoğunlaşması, orta yaş işsizlerin prim günlerindeki boşluk ve sosyal güvencede kalıcı kırılganlıklar, sadece bugünün meselesi değil; gelecekte daha ağır sonuçlar doğuracak yapısal riskler olarak karşımızda duruyor.