Sosyal felsefede iki farklı eleştiri
Marx’a göre fiili durumu dönüştürme noktasında pek de katkı sunamayacak olan dışsal eleştiri yerine mevcut toplumu içeriden eleştirebileceğiniz bir eleştiri türünü sahiplenmek daha doğrudur. Sosyal felsefede bu tarz bir eleştiriye içkin eleştiri denmektedir.

Önder KULAK - Kurtul GÜLENÇ
Sosyal felsefe; politik, hukuki, ahlaki ve kültürel problemler için sosyal bağlamları ya da çerçeveleri felsefi düzlemde çözümlemeye çalışan felsefe disiplininin en genel adıdır. Bu noktada sosyal ontolojiden bilgi etiğine, kozmopolit demokrasi teorilerinden hukuk ve insan hakları tartışmalarına, küresel adaletten toplumsal cinsiyet alanına kadar çok geniş bir yelpazeye uzanan bir felsefi çerçeve sosyal felsefenin ilgi konularını oluşturur.
Sosyal felsefe, ontoloji, epistemoloji gibi felsefenin diğer temel alanlarıyla pek çok noktada kesişir. Bu kesişim kümeleri arasında, neden bir tür toplumun diğerine tercih edilmesi gerektiği, sosyal ve politik bir organizasyonun hangi amaçlara yönelmesi gerektiği, sosyal ve politik kurumların/yapıların ölçüt ve yöntemler açısından nasıl değerlendirilebileceği gibi etik ve politik yansımalara sahip bir grup soru da vardır. Her ne kadar farklı görünseler de bu sorular, biri değerlendirici diğeri analitik olmak üzere birbiriyle ilişkili iki özel felsefi tutumu çağrıştırmaktadır. Birincisi norm ve değerlere atıfta bulunarak toplum ve sosyal kurumlar hakkında yargıda bulunmaya çalışır; ikincisi ise özel kurum ve uygulamaları desteklemek için sunulan argümanları analiz eder ve değerlendirir. O halde sosyal felsefe, sosyal yapı, kurum ve işlevlerin altında yatan ilkelere/değerlere atıfta bulunarak yapılan sosyal sürecin felsefi bir eleştirisidir.1
Bu eleştirinin hangi kaynaktan beslenmesi ve nasıl yapılması/işletilmesi gerektiğine dair yürütülen tartışmada sosyal felsefenin iki farklı seçeneğe sahip olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki dışsal/aşkın eleştiridir. Dışsal eleştiri mevcut durumu veya koşulları ideal ve aşkın bir pozisyondan hareketle yapılan eleştiridir. Dışsal eleştiri deyim yerindeyse, önceden verili kategorik bir araç kutusunu nesneye dayatmak gibidir. Bu yaklaşım, nesneden göremeyeceğiniz umulmayan içgörüler ve bağlantılar üretme konusunda verimli olabilir. Bununla birlikte, nesnenin hakikatini görece kavrasa bile, bu tür bir eleştiri neden bunu yaptığını açıklayamaz çünkü kendisini nesnenin dışında konumlandırır. Dışsal/aşkın eleştirinin iki versiyonu vardır. Bunlardan ilki mevcut toplumsal gerçekliği evrensel bir reçete aracılığıyla, a priori olduğu iddia edilen birtakım evrensel prensiplerden hareketle eleştirir. Örneğin kapitalist sistemdeki sömürü düzenini evrensel olduğu iddia edilen ahlak yasaları ya da insan haklarından yola çıkarak eleştirirseniz dışsal bir eleştiri uygulamış olursunuz. Dışsal eleştirinin ikinci versiyonu evrensellik prensibinden çok tikellik prensibine dayanmakta, bir kültürel oluşumun temel aldığı ahlaki değer yargılarını başka bir kültürel oluşumun toplumsal pratiklerinin eleştirisinde kullanmaktadır. Örneğin tikel bir sosyalist toplumun ahlakından hareketle kapitalist toplum ilişkilerinde beliren yozlaşmayı veya gayri ahlaki öğeleri eleştirdiğinizde yine dışsal bir ölçüte yaslanırsınız. Her iki durumda da toplumsal eleştirinin temelini oluşturan prensipler, toplumsal pratiklerin eleştirisine içkin olarak geliştirilmediğinden dışsaldırlar. O halde dışsal/aşkın eleştiri var olan bir toplumsal gerçeklik içinde yer alan değerlerden hareketle değil, dışsal prensipler kümesiyle yapılan eleştiridir. Marx’a göre fiili durumu dönüştürme noktasında pek de katkı sunamayacak olan bu eleştiri tarzı yerine mevcut toplumu içeriden eleştirebileceğiniz bir eleştiri türünü sahiplenmek daha doğrudur. Sosyal felsefede bu tarz bir eleştiriye içkin eleştiri denmektedir. İçkin eleştiri nesneyi öyle bir sunar ki nesne kendi kendisini etkin bir şekilde eleştirmeye başlar: başka bir ifadeyle, eleştiri, nesnenin kendi istikrarsızlaşmasına yol açan normatif bir standart sağlar. İçkin eleştiri, tarihsel bağlamı içinde, var olanın karşısına kendi kavramsal ilkelerinin iddialarıyla çıkmayı hedefler. Eleştiri nesnenin dışındaki bir ölçüte dayanmaz, içeriden hareket eder. İçkin eleştirinin ayırt edici özelliği toplumsal pratik ve kurumlara içkin değer ve ideallerin niçin gerçekleşemediğini gösterme, bunu yaparken de ilgili değerlerin/ideallerin kendinde eksik ve çelişkili olarak kavramsallaştırılmış olduklarını ifşa etme amacı taşımasıdır.2 Örneğin Marx’ın kapitalizmde bireysel özgürlüklerin gelişiminin önünde bazı engeller olduğu tespitini hatırlayalım. Marx bu engellerin kapitalist toplum içinde kimi reformlar yapılarak aşılabileceğine inanmamaktadır. Peki neden? Kullandığı içkin eleştiri yönteminden hareketle düşünür, daha en başından kapitalizmde yanlış bir bireysel özgürlük anlayışının temel alındığını göstermiş ve bu özgürlük anlayışının zamanla yerini modern köleliğe bırakacağını öngörmüştür.
Sosyal felsefede eleştirinin toplumsal alanı dönüştürme gibi bir hedefi olduğu varsayılırsa içkin eleştirinin metodolojik bir basamak olarak tercih edilmesi kaçınılmazdır. Ne var ki içkin eleştiri toplumsal gerçekliği biçimlendiren kavram ve değerlerin niçin kendinde yanlış ya da kusurlu olduklarına dair soruyu yanıtlarken zorlanır çünkü yanıtı yine içeriden olmalıdır. Marx sonrası sosyal felsefenin/teorinin tarihi bu zor soruyu çözüme kavuşturmaya yönelmiştir.
1 Robert N. Beck, Handbook in Social Philosophy, MacMillan Publishing, 1979, s. 1
2 Volkan Çıdam - Kurtul Gülenç - Özgür Emrah Gürel - Zeynep Savaşçın: Gelenek ile Gelecek Arasında Eleştirel Teori, Cogito, Sayı: 100, 2020, s. 15.


