Google Play Store
App Store

Ekonomik kriz derinleşirken sosyal yardımlar eliyle yürütülen politikalar rejim için siyasal rıza üretiminin temel araçlarından birisi halini aldı. Bu politikalar hak temelli bir sosyal politikanın yerini alarak yoksulluğu kalıcılaştıran ve o yoksulluğu yöneten bir rejimin de varlığını oluşturdu. En temel yurttaşlık haklarının dahi tasfiyesi ile sürdürülen politikalara karşı sosyal haklara dayalı bir sosyal politika modelini, sosyal düzeyde eşitlikçi ve laik yaşam temelinde gündemde tutmalı ve bunun savunusu içinde olmaktan başka yol yok.

Sosyal politika çıkmazı: Yoksulluk kalıcı yardımlar siyasal

Denizcan Kutlu - Doç. Dr., Sosyal Politikacı 

Ülkede siyasal İslamcı rejim, ekonomik ve bölgesel olarak özetlenebilecek katmanlı krizler içerisindeyken yoksulluk ve güvencesizliği temel politikası haline getirdi.

Kendine bağımlı kitleler yaratmak isteyen rejimin ‘sosyal yardım’ politikalarının siyasal alandaki karşılığını Akademisyen Denizcan Kutlu ile konuştuk.

SORU: Rejimin sosyal yardım anlayışının iktidarlarının varlığını sürdürmesi açısından siyasal bağlamını nasıl anlamak gerekir? Bu koşullarda son dönemlerde ortaya atılan yeni evlenecek çiftlere hibe, TOKİ konut projesi gibi sosyal yardım vaatleriyle krizler içerisinde varlığını sürdüren rejim iktidarına bir kez daha rıza tahkim edebilir mi?

Türkiye’de sosyal yardımlar, sosyal politikanın hak niteliğiyle en uyumsuz, bu yönüyle en siyasallaşmış alanı haline geldi. Bu sonuca erişilmesinde, sosyal yardımların uygulama süreçleriyle ilgili birçok neden var. Örneğin, uygulama birliğindeki güçlükler, hukuksal temellerindeki boşluklar, belirli ölçülerde gerekli de olmakla birlikte kişisel inisiyatiflere açık bir yapıya sahip olması, kriter dışı uygulamalar, güçlü politik baskı ve etkilere sahne olması gibi nedenler, sosyal yardımları, sosyal hakların dışında, rejim iktidarına rıza yaratan bir konumda tuttu. Hatta bunun en uygun araçlarından biri haline getirdiğini bile söyleyebiliriz. Öte yandan iktidarın kitle tabanı olarak koruduğu kesimler arasında derin bir yoksulluk ve sosyal yardım çıkmazı içerisinde kalmış, bu temeldeki ilişkilerin bir parçası olanların hiç de azımsanmayacak bir yere sahip olduğunu söylemek sanıyorum ki yanlış olmaz.

Bu çıkmazın baskın bir ekonomik temeli var. Faiz ödeneğine bakacak olursanız, 2026 bütçesinde 2,7 triyon lirayı aşacağını görüyoruz. Bu, yüzde 14,5’lik bir büyüklük. Yüksek borç demeler, yüksek faiz ve sıcak parayı dayalı ekonomik büyüme ile ithalat bağımlılığından artış, ciddi bir kaynak transferi, tüm bunlar da ücretlerin baskılanması anlamına gelmekte. Hepsinin temelinde ağırlıklı olan çalışan ve işsiz yoksulluğu sorunu olacak şekilde, yaşlı, engelli, çocuk, genç, kadın pek çok kesim içinden çıkılması giderek güçleşen bir geçim sorunuyla yüzleşiyor. İhtiyaçlarının karşılanması için gerekli gelir düzeylerinin hep altında kalan ve her gün kalabalıklaşan sınıfın yoksul kesimleri, sosyal yardım programlarıyla burun buruna geldi. Türkiye uzun süredir bu politika araçlarının etkinliğini tartışıyor. Bu çıkmazın bir yönüdür. Örneğin, 2026 bütçesinde sosyal yardımlar için ayrılan tutarın 917 milyar TL olması bir yana, oransal düzeyde yüzde 4,8 olarak gerçekleşiyor. Bu oran, 2024 bütçesinde yüzde 4,5, 2025 bütçesinde yüzde 4,4. Bu haliyle bakınca bütçe büyüklüğü içerisindeki payının hemen hemen aynı kaldığı görülüyor. Kadını ve aileyi merkeze alan, kadının içerisinde yer aldığı ataerkil, muhafazakâr, cinsiyetçi ve eşitsiz ilişkileri büyütüp, klientalist ve siyasal destek yaratmaya dönük bir sosyal yardım siyaseti devam edecek. Yardım tutarları zorunlu olarak artmakta; ancak bu da yardım alanlardan çalışabilir durumda olanların mümkün olan en kısa sürede işçileştirilmesi hedefiyle çelişmekte. Bu da çıkmazın bir diğer yönü. Türkiye tüm bu açılardan bir sosyal yardım çıkmazına girmiş durumda.

Bu çıkmazı siyasal boyuttaki bazı gelişmelerle tamamlayalım. Yardım almak ve oy vermek arasındaki bağı mutlaklaştırmak gerçekliğin bütünü sanıyorum ki olamaz. Türkiye, sosyal yardımlarla dahi denetim altına alınması giderek güçleşen bir ekonomik ve sosyal sürece sürüklenmekte. Sosyal yardımlarla, dinî telkinlerle ve tek parti hükümetleri ve cumhurbaşkanının istikrarlı birlikteliğiyle de yönetilebilir olmaktan adım adım uzaklaşan bir çıkmaz olarak nitelendirilebilir bu durum. Ayrıca, yerel yönetimlerdeki değişimler de sosyal yardım yapmanın iktidara özgü bir uygulama olduğu yönündeki algılamaları kıran bir etki uyandırmış olmalı. Bir araştırma yapmadım; ama tahminlerim ve izlenimlerim bu yönde. Bu etkinin üzerinde, tüm yelpazesiyle muhalefetin, yardımlarla iç içe bir yaşam sürdürmek zorunda bırakılan kesimleri iktidarla başbaşa bırakan bir dilden ısrarlı olarak kaçınması gerekliliği de sanıyorum açıkça ortadadır.

Sosyal politika anlayışının yerini uzun zamandır sosyal yardıma bırakmasının toplumsal sonuçları nelerdir?

Buna çeşitli boyutlarıyla, özellikle de sınıf ve yurttaşlık deneyimleri açısından değinelim. Özellikle uzun süreli sosyal yardım alan, çalışan ve işsiz yoksul konumundakilerin düşük ücretli ve gelirli çalışma ve yaşam biçimine alıştırıldığı söylenebilir. Bu çalışma biçimi, özellikle bir yardım odağı olarak kadınlar söz konusu olduğunda, hane ve mahalle temelli, kanaatkâr yaşam biçimleriyle bütünleşmiş gözükmekte. Tüm bunlar, emekçi sınıfların bağımlılaştırılması ve edilgenleştirilmesi şeklinde sonuçlar üretmekte. Benim de yürüttüğüm araştırmalar, yardımların yoksullar arasındaki dayanışma ve güven ilişkilerini zedeleyen, hatta yok eden bir işlevi olduğu yönünde kimi sonuçları ortaya koyuyor. İlave edilecek ilginç bir diğer konu ise şu: Yardım ilişkilerini özellikle yoğun olduğu mahallelerde, yoksullar zaten klientalist ilişkileri, herhangi bir yönlendirmeye gerek kalmaksınız kendi aralarında örgütlüyorlar. Bunlar da yukarıda andıklarımız türünden bir çıkmazdır. Bu çıkmaz, geniş bir kesimi yardıma muhtaç hale getirilmiş, devlet karşısında yurttaşlık statüsü dışı davranışlar sergileyen bir konuma itmiştir. Ama yukarıda da işaret etmeye çalıştığımız gibi bunun tastamam yaşanmasına ilişkin çeşitli sınırlar var.

İktidarın neoliberal ve siyasal islamcı karakterli sosyal yardım rejimi karşısında nasıl bir sosyal politika ve temel talepler toplumsal muhalefetin gündemine girmeli? İnsanca yaşam temelinde bir sosyal politika mücadelesi nasıl mümkün olabilir?

Her şeyden önce kamuculuk, planlama, metadışılaşma ve sosyal haklara dayalı bir sosyal politika modelini, sosyal düzeyde eşitlikçi ve laik yaşam temelinde gündemde tutmalı ve bunun savunusu içinde olmalıyız. Tüm bu çıkmazın ortadan kalkması, sosyal yardım muamelesi gören emekçi sınıfların başta sendikalar olmak üzere çeşitli düzeylerde bir araya gelişlerinden geçer. Giderek ortalama ve yer yer azami ücret biçimini alan asgari ücret çıkmazı da bunun dışında değil. Asgari ücretin en az sayıda kişiye ödenmesi gereken geçici bir önlem ve koruma olduğunun altı ısrarla çizilmeli.