Google Play Store
App Store
Sosyalist bir elem doktoru: Behçet Aysan

Okan TOYGAR

“…ne dikenli teller olacak, ne tanklar tüfekler

ne tüberküloz kalacak, ne lösemi

ne işsizlik, ne banka, ne borsa

süt gibi duru ve ak, ekmek gibi sıcak

bizim de, bizim de günlerimiz olacak…”

Behçet Aysan, “Yarın Diye Bir Şey Var”

Ankara’nın uykuya hazırlanmakta olduğu bir ağustos gecesi… Sıhhiye’den Yenimahalle’ye giden son otobüse koşarak bindi Behçet. Düşercesine bir koltuğa kendini bıraktı ve başı pencereye dayalı yeni ayrıldığı sevgilisini düşünmeye başladı. Otobüs durmakla durmamak arasında her yavaşladığında, uykusu bölünen yorgun işçiler birer birer indiler. Ağaçlı tepeyi aşıp son durağa gelindiğinde sadece o kalmıştı otobüste. Hızla atladı aşağı. Evin bahçe kapısına geldiğinde karşı balkondaki komşu kadının telaşla içeri girdiğini gördü; üzerinde durmadı. Aklında bir ay sonra başlayacak okulu ve sınavları vardı. Saat 23.45 olmuştu. Bahçe kapısını araladı ve hep suladığı sardunyasına bakarken günün son sigarasını yaktı. Pencereler karanlıktı; belli ki anası babası ve kardeşi uyumuşlardı. Eve girmek için anahtarını cebinden çıkarmıştı ki bir anda her yer aydınlandı. Hızla arkasına döndüğünde üzerine doğrulmuş silahları görünce şaşkına döndü.

Saat 02.25…

Kenar mahalledeki bu küçük memur evinin içindeki bütün kitaplar yerlerdeydi. Şiirler, ders notları, mektuplar, her şey…

Taş üstünde taş kalmamıştı. Dolaplar, mutfak rafları, tabaklar kırılmış; yataklar yırtılarak delik deşik edilmişti. Ve 1971 Ağustosunun o gece yarısında alıp götürdü askerler, Ankara Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi Behçet Aysan’ı.

Gözaltına alındığı Harbiye Cezaevinde öğrenecekti suçunu; 141 ve 142’ye muhalefet…

Muharrem Kılıç, Behçet Aysan ve Muzaffer Erdost cezaevindeyken.

∗∗∗

Gericiliğe, kapitalizme ve emperyalizme karşı özgürlük, eşitlik ve barış isteyen 68 kuşağının bir temsilcisiydi o da. Askerî öğrenci olması, yurdunun güzel geleceği için mücadele etmesine engel değildi. Öğrenci olaylarının içinde yer almış, 1969-1970’de Atilla Sarp’ın başkanlığındaki DEV-GENÇ’te sorumluluklar almıştı.

Harbiye’de başlayan tutukluluk, Selimiye, Kartal-Maltepe, Ankara Mamak ve Ankara Merkez Cezaevlerinde toplam iki yıl sürdü. Bir sivil mahkeme tarafından sıkıyönetimin görevsizlik kararıyla 18 Aralık 1973’de tahliye olduğunda artık ne tıp fakültesi öğrencisiydi ne de askeri öğrenci.

Şimdi işsizlik ve geçim sıkıntısıyla geçecek zor yıllar başlamıştır Behçet için. Ailesi üzgün ve tepkilidir. Ancak tüm olumsuzluklara karşın o mücadelesinden vazgeçmez. Tırnaklarıyla, yüreğiyle ve sevgi dolu toplumcu şiirleriyle asılır yaşama. Emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin, zulüm görenlerin yanındadır. 1976 yılında Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu örgütlenmesinin içinde bir süre sekreterlik ve eğitmenlik işlerini sürdürür.

Bu dönemde bir yandan da eğitimine geri dönmenin yollarını arar Behçet. Ve uzun uğraşlar sonunda 1979’da yeniden Ankara Tıp Fakültesine kabul edilir. 1979’un yaşamında bir önemi de ilk şiirlerinin “Türk Dili” ve “Yusufçuk” dergilerinde yayımlandığı yıl olmasıdır. 1983’de ilk kitabı “Karşı Gece” yayımlanır, 1984’te tıp fakültesinden mezun olur. Artık bir hekim ve şiirleri sevilen, tanınan bir şairdir; 1980’li yılların toplumcu gerçekçi bir şairi.

∗∗∗

Anadolu’nun zengin kültürel şiir mozaiğini öne çıkarma düşündedir, yapar da. Nitekim Refik Durbaş, “Aysan’ın şiiri yerel ile evrenselliğin kesiştiği yerde durmakta. Nâzım Hikmet, Attila Jozsef, Neruda, Ritsos misali şairlerle şiir arkadaşlığı evrenselliğinin göstergesidir” der.

12 Eylül sonrası siyasi denetimin yüksek olduğu yasaklı yıllarda dahi Behçet Aysan haksızlıklara karşı bir yanardağ gibi patlıyordu. Doktorluğa başladığı dönemlerde hastaneye gelen bir mahkûmun işkenceye uğradığını görünce, kolluk kuvvetleriyle kavgaya tutuşmuştu.

Darbenin etkisi zayıflamaya başlar başlamaz Behçet Aysan da kendi alanında örgütlenme alanında yeniden çalışmaya başladı. Bu noktada şiiri ve politik düşüncesi birbiriyle ilintiliydi. Şairin önemli özelliklerinden biri şiirlerinde de yoğun bir şekilde işlenen savaş karşıtlığıydı. Ona göre savaş, egemen güçlerin bir eylemi, kapitalist ve faşist sistemin doğal bir sonucuydu. Savaştan etkilenenlerse gariban halktı. Çocukların korkmadan oyunlar oynadığı, sevgi ve barış dolu bir dünyaydı onun istediği. Savaşı protesto eden çeşitli eylemler düzenlemiş olan Nükleer Savaşın Önlenmesi için Hekimler Derneği’nin (NÜSHED) kurucusu ve yöneticileri arasında yer alması bundandı. 1991’de Irak savaşına karşı gösterdikleri irade nedeniyle NÜSHED yönetim kurulu olarak o da gözaltına alındı ve yargılandı.

Aysan, “Beyaz Başörtülü Kadınlar” şiirinde tıp öğrencisi Jose Antonio’nun hayatını anlatır. Antonio, Latin Amerika’nın kayıplarından biridir. Behçet Aysan adeta kendi geleceğini öngörerek kendi hikâyesini yazar şiirde. Çünkü Sivas katliamı ile birlikte bu ülkenin kayıplarından biri olacaktır o da. Aslında Muzaffer İlhan Erdost’un deyişiyle “öldürülemeyen bir öldürüm”dür onunki. Şiirleri, mücadelesi, dostlukları, anılarıyla ölümsüzdür Aysan.

TTB tarafından tam 28 yıldır düzenlenen Behçet Aysan Şiir Ödülü de bunun kanıtıdır.

Dipnotlar:

TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü, bugün saat 19.00’da Kadıköy Belediyesi Yeldeğirmeni Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek törenle Egemen Berköz’e verilecektir.

Yazıya katkılarından dolayı şairin değerli kızı, yazar Eren Aysan’a ve arkadaşları Dr. Selim Ölçer ve Dr. Haldun Soygür’e teşekkür ederim.

Yararlanılan kaynaklar:

1. Eren Aysan. Bir Eflatun Ölüm. Um:ag, 2013.
2. Gökhan Ömür Özsoy.  Behçet Aysan: Hayatı-Eserleri-Sanatı. Yüksek lisans tezi, 2013.
3. Âdem Gürbüz. Behçet Aysan şiirinde toplumcu gerçekçi öğeler. Kültür Araştırmaları Dergisi, 2022, 12: 133-160.