Sosyalizmin hayal gücünü silahlandıran video oyunu: “Yarım Dünya Sosyalizmi”
Yarım Dünya Sosyalizmi’nin yazarlarından Sosyolog Troy Vettese ile oyunu, sektörü ve kapitalizmin en karakteristik sektörlerinden birinde sosyalizm tahayyülünü konuştuk.

Fatih Erdoğan
“Yarım Dünya Sosyalizmi (Half-Earth Socialism)”, Troy Vettese ve Drew Pendergrass’ın birlikte yazdığı kitapla aynı ismi taşıyan oyun; politik mücadeleyi video oyunlarıyla birleştiriyor.
Oyun Türkçe versiyonu ile birlikte internette (https://play.half.earth/) adresinde erişilebilir ve ücretsiz. Kitap ise henüz Türkçeye çevrilmiş değil. Yarım Dünya Sosyalizmi’nin yazarlarından Sosyolog Troy Vettese ile oyunu, sektörü ve kapitalizmin en karakteristik sektörlerinden birinde sosyalizm tahayyülünü konuştuk.
EKOLOJİK TOPLUMUN İHTİYAÇLARINI DÜŞÜNDÜK
Bize kendinizden, bu projeden ve “Yarım Dünya (Half-Earth)” teriminden bahseder misiniz?
Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de görev yapan bir çevre tarihçisiyim. Doktora tezimi New York Üniversitesi’nde neoliberal çevre düşüncesi üzerine yazdım ve o günden bugüne Harvard Üniversitesi, Kopenhag Üniversitesi ve Floransa’daki Avrupa Üniversitesi Enstitüsü’nde görevler aldım. Bir akademisyen olarak, yıllarımı neoliberal çevre düşüncesini, yani karbon piyasaları veya piyasanın yenilenemeyen kaynaklardaki eksiklikleri giderebileceğine olan inancı inceleyerek geçirdim. Yarım Dünya Sosyalizmi projesi bu çabaların arasında yer alıyor. Yani, neoliberalizmle yakından ilgilenen ve aynı zamanda geniş bir kitleye yönelik oldukça teknik bir çevresel proje.
Neoliberalizm hakkında birkaç şey daha var. Neoliberallerin, sosyalizme karşı argümanlarından birisi, yüzyıldır süregelen “Sosyalist İktisadi Hesaplama Tartışması”na ait. Sosyalist planlamanın imkânsız olduğunu çünkü bilginin toplum içinde dağılmış durumda olduğunu ve bir planlama bürosunun süper-bilgisayarlara sahip olsa bile erişiminin dışında olacağını söylüyorlar. Kitabımız ise doğanın ekonomiden çok daha karmaşık olduğunu gözlemleyerek piyasayı planlama ile kısıtlamamız gerektiğini öne sürüyor ve neoliberalizmin atası olan Hayek’i “Hayeklemeyi” deniyor. Eğer ekoloji karmaşıklık gerektiriyorsa o zaman nasıl bir sosyalizme ihtiyacımız var?
Bu soruyu cevaplamak için kitabın ortak yazarı ve Harvard’da çevre bilimcisi olan Drew Pendergrass ile birlikte ekolojik olarak istikrarlı bir toplumun parametrelerini çizdik. İklim krizi; iklimden çok daha büyük bir problem çünkü aynı zamanda biyoçeşitliliği korumalı, zoonotik hastalıkları engellemeli, ötrofikasyonu tersine çevirmeli ve daha fazlasını yapmalıyız. Ekososyalist planlamalar devasa yeniden yabanileştirme zorunlu veganizm, enerji kotaları ve yenilenebilir enerjiye odaklanarak dünya-sistemi stabilize etmeli.
“Yarım Dünya” fikri, biyocoğrafya üzerine olan araştırmaları habitat boyutu ve biyoçeşitlilik arasında yakın bir ilişki olduğunu gösteren Amerikalı entomolojist EO Wilson tarafından ortaya atıldı. Doğal yaşam alanlarının tahribatı göz önüne alındığında, 66 milyon yıl önce dinozorları dünyadan silen meteor kadar ciddi bir yok oluşa doğru gidiyoruz. Faciayı önlemek için daha fazla alanı korumak zorundayız. Neredeyse dünyanın yarısının yani “Yarım Dünya”nın korunması ve yabanileştirilmesi gerekiyor. Bu politikaların hepsi çok kârsız olacağından piyasalardan ziyade planlamaya güvenmek zorundayız.
FARKLI GELECEK TÜRLERİNİN HAYALİNİ SAĞLIYOR
Kitap ve oyun çıkalı 2 yıl oldu, başarı yakaladıklarını düşünüyor musunuz? Beklemediğiniz sonuçlar ortaya çıktı mı?
Herhangi bir kitabın ne kadar başarılı olabileceğinden emin değilim. Milyonlarca kitap satabilirsiniz ama bu ormansızlaşmayı azaltmaya yarayacak mı? Bir kitap muhtemelen pek çok sorunu çözmeyecektir. Umudumuz kitabımızın; hayvan özgürlükçüleri, biliminsanları, iktisatçılar, politikacılar, aktivistler ve sosyalistler gibi farklı gruplar arasında bir tartışmayı ateşlemesiydi.
Oyun ise çok fazla potansiyeli olan paralel bir projeydi. Kitabımızı belki 10.000 kişinin okuduğunu, oyunu 100.000 kişinin oynadığını düşünün. Kitap birçok dile çevrildi, ancak oyunun daha da fazla çevirisi var. Oyun üniversite ve lise sınıflarında kullanılırken, kitap sadece birkaç müfredatta listelenmiş durumda.
Yarım Dünya Sosyalizmi, Daybreak isimli yeni çıkan masa oyununun tasarımcısı olan Matteo Menapace tanışmama vesile oldu. Önümüzdeki birkaç on yıldaki siyasi ortamı tahmin eden bir oyun üzerinde çalışıyoruz: Faşistler kazanacak mı? Sol, çevrecilerle ittifak kurabilir mi? Burjuva merkez, tekrarlayan çevresel ve ekonomik krizlere rağmen ayakta kalabilir mi?
Sizce oyunlar politik ve toplumsal mücadelede nasıl bir değere sahip? Dünyayı değiştirmede önemli bir rol oynayabilirler mi?
Emin değilim. Bir oyun konu üzerine olan ilgiyi artırabilir veya farklı düşünce yöntemlerini teşvik edebilir, bu da gerçek değişime neden olabilir. Oyunlar aynı zamanda farklı eylem biçimlerini simüle etmenin de bir yoludur. Farklı gelecekler hayal etmemizi sağlıyorlar ki Otto Neurath’ın “bilimsel ütopyacılık” dediği şey tam da bu. Yani çeşitli olasılıkların teknik ve kesin bir biçimde tartışılması, ütopyacılığın fantastik bir eylem olmaktan ziyade pratik bir eylem olarak görülmesi. Üzerinde çalıştığımız masa oyunuyla da buna benzer bir şeyler yapmak istiyoruz.
HAYAL GÜCÜMÜZÜ SİLAHSIZ BIRAKTIK
Drew Pendergrass ile birlikte yazdığınız ve oyunun temeli olan kitaptan bir alıntıyla devam edelim, “Sol, uzun zamandır kendi olumlu önerilerini yaratmaktan çok eleştiride daha iyi oldu.” Varolan ablukayı kırmaya çalışırken hayal gücümüzü mü kaybettik?
Soldaki insanlar, alternatifleri hayal etme yeteneğimizi elimizden aldıkları için sıklıkla neoliberalleri suçlamayı seviyorlar. Bu bir saçmalık. Düşmanlarımız bizi politikalar ve planlar üretmekten alıkoyamaz. Kafamıza silah dayayıp bize hayal edemeyeceğimizi söyleyemezler. Bizler kendi hayal gücümüzü silahsız bıraktık. Marksizm,1840’larda ütopyacı sosyalizm, özellikle Owenizm çöküşteyken ortaya çıktı. Marx ve destekçileri kendilerini ütopik sosyalistlere karşı tanımladılar ve işçilerle aydınlar arasında çok farklı bir koalisyon örgütlemeye çalıştılar. Ütopik sosyalistlere yönelttikleri eleştiriler birçok bakımdan haklıydı. Marksizmin sorunu, taraftarlarının genellikle tek yapmamız gerekenin bir ekonomideki “hareket yasalarını” belirlemek ve “üretimin önündeki prangaları” kaldırarak çeşitli teknolojilerin tam gelişimini sağlamak olduğunu düşünmeleridir. Ancak sosyalizm, yalnızca kapitalizmin vaadinin gerçekleştirilmesi değildir. Sosyalizm, insanların çalışmaya motive olmasını sağlamak için farklı mekanizmalarla çalışmak zorunda kalacak ve sıkı ekolojik kısıtlamalar altında çalışmak zorunda kalacaktır. Başka hangi kurumları geliştirebileceğimizi ciddi şekilde düşünmemiz gerekiyor.
Örneğin, sosyalistler ekonomiyi nasıl organize edecekler? Piyasalara mı güvenecekler? Değer emek-zaman üzerinden mi biçilecek? Enerji üzerinden mi? Para veya başka bir evrensel birim olmadan planlama yapabilir miyiz? Net değil. Sosyalistler demokrasinin tek parti diktatörlüğüne kaymasını nasıl engelleyebilir? Bu sosyalistler tarafından nadiren bahsedilen bir problem.
Sosyalistlerin iktidarı ele geçirmeden önce fikir savaşını kazanmaya ihtiyacı var. 1780’leri düşünün, aydınlanma gericiliğe karşı muzaffer olmuştu. Fikirler güçlü olabilir ama “Kaba Marksizm” bunu göz ardı ediyor. Somut programlar ortaya koymayı reddettiğimiz sürece Marksizm dezavantajda olacaktır. Neoliberaller ortaya hiçbir politika koymasalar ne kadar güzel olurdu hayal edebiliyor musunuz? Eğer sadece “piyasalar toplumu koordine ederse her şey daha iyi olur” deselerdi ama sonra size böyle bir toplumu nasıl yaratacağınızı söylemeselerdi bu çok saçma olurdu.


