Sular ısındı
Nasılsınız sevgili vatandaşlar? Havalar ısındı, yaz geldi, haliyle sular da ısındı. Tabii biz suların ısındığı verisini sayısını bilmediğimiz danışmanlardan alıyoruz. O da güzel bir lüks. Koskoca sarayın danışmanları su sıcaklığı tespiti yapıyor ülkedeki çeşitli meslek grupları için. Mesela gazeteciler için sular uzun süredir sıcacık. Öğrenciler için sular sıcak, emekliler için sular sıcak, avukatlar için sular sıcak, seçilmiş belediyeler için sular sıcak… Liste uzar gider. Sular sıcak, girince de iyice insanın içini bunaltıyor. O yüzden daha serin bölgelere transfer ediliyor ülkenin gazetecileri, ya da bir noktada gazeteciye dönüşen bireyleri ve diğer istenmeyenleri. Bizim modern zamanlarımızda gazeteci olmak ya çok kolay ya da çok külfetli haliyle. Çok değerli örnekler gibi, amiral gemilerinin koruyucu kedicikleri gibi de gazetecilik pratiği yapabilirsiniz. Keşke ben de zamanında yandaşlık başvurumu yapsaydım da başka bir gücün yandaşlığına geçseydim. Şimdi evde beş parasız, akşam ne alıp ne yiyeceğim derdinde olmaz, turizm bakanımla, Yunan adalarında lüks yatlarda yatçılık yapar, öve öve bitiremediğim iktidarın tereyağlı ballı ekmeğinden bir lokma alır, yazılarımı satır satır yazar, çayla beraber mideye indirirdim. Şimdi düzgün bir bal almaya kalksanız kaç paradır kim bilir? Artık bal almıyorum, masraf oluyor. Hatta bal etiketiyle göz göze gelmeye bile korkuyorum.
***
Geçenlerde yarım çeyrek karpuz aldım hayatımda ilk defa. Taşıması çok kolaydı, yanına bir de beyaz peynir alayım dedim, param yetmedi ne yalan söyleyeyim. “Çeyrek kessene ondan da usta” dedim. Çeyreği bile büyük para olmuş, keşke ondan da yarım çeyrek alsaydım... Zamanında Avrupa’ya gidebildiğim yıllarda şaşırırdım, taneyle meyve sebze alıyorlar diye. Oysa şimdi ben taneyle bile alamıyorum. Yarım çeyrek karpuza, çeyrek beyaz peynir. Bir zamanların amele yemeği; inşaatların, parasızların vazgeçilmezi bile lüks oldu. Zaman ilerliyor, yandaşlığa zamanında kaydımı yaptırsam belki benim de bir arabam olurdu. Şimdi neyse ki arabam da yok. Olsa ne yapacağım? Benzin desen litresi 50 lirayı geçeli çok oldu. Şimdi birden bire ikinci MTV’yi isteseler, onu da veremem. Vergilerimiz bize yol, su, elektrik ve geçiş garantili, yolcu garantili saçmalıklar şeklinde kıvrılarak dönmüş zaten. Buradan İzmir’e gitmek için otobanlara kaç lira vermek gerekir, hiç hesabını yapmıyorum. Zaten oralarda da gitsen nereye gideceksin? Ev hapsine devam. Yurt dışı çıkış garantım de var. Yasak olmasa da vize mize çıkmıyor. Orada peynir ucuz en azından. İnsanın canı peynir çekiyor bazen. Özgürlük gibi, gökyüzü gibi güzel bir şey peynir.
Havalar ısındı, haliyle sular da ısındı. Mesela öğrenci kardeşlerim için marttan beri sular fokur fokur. Günlerce tutuklu kaldılar, kafaya göre kötü muamele gördüler, kasklarında numarası yazmayan güçler tarafından tekmelendiler, yerlerde sürüklendiler. Yerde vatandaş tekmelemek Soma’dan beri bir gelenek zaten. İşin hoş tarafı vatandaşı tekmeledikçe, işinde ve kariyerinde de yükseliyorsun. Keşke zamanında vatandaş tekmeleseydim. Keşke zamanında güçlünün yanında, ezilene karşı saf tutsaydım. O zamanlar gençtim, şimdiki aklım olsa kesin yandaş olurdum. Kim bilebilirdi bu karabasandan bu kadar yılda uyanamayacağımızı. Toplumca uyku apnesindeyiz. Tarihten örnekler vermek isterdim ama o da sıkıntı. Zaten tarih diye bir şey de yok.
***
Keşke zamanında yandaş olsaydım, bıyıklarım zaten az çıkıyor, şöyle transparan bi bıyık da bırakırdım. Ne de güzel peynir alabilirdim o zaman. Bir arabam da olurdu belki. Aynı anda iki yerden maaş alsam yeter. Fazlasına gerek yok. Bir kurumun yönetiminde de eşim çalışıyor gibi gösterilirdi. Mis gibi peynir yerdim. Belki de yanına güzel bir Gemlik zeytini. Kilosu baktım, 400 liranın üstü olmuş. Lükse bak: Zeytin! Belki hala şansım vardır. Dezo başkanlığına başvurayım diyorum. En azından gerçekleri kurguyla harmanlama konusunda bir yeteneğim var, iki yabancı dil biliyorum. İşimi onların yaptığından daha iyi yapabileceğime de inancım var… Dezoyu bir düşüneyim. Belki de adalet bakanı filan da olabilirim. Arada aynı kelimeleri tekrar edip dururum. Maksat millet çıldırsın. Sonuçta burası bir hukuk devleti, yargı bağımsızdır. Aaa olmuşum bile! Aferim bana. Zaten işini yapsan da yapmasan da her şey yokuş aşağı gidiyor. Ecnebiler buna “vişful tinking” diyor. Bir şeyi sürekli tekrarlarsanız oluyormuş. 666, okudum kabul ettim.
Peynir ve zeytin ile.


