Suriye Suriyelilerin(mi)dir?
Dünyanın pek çok ülkesinde doğrudan ya da dolaylı Suriye’nin konuşulduğu şu son haftalarda, herhalde inandırıcılıktan en uzak söylem ‘Suriye, Suriyelilerindir’ vurgusu oldu. Diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de en üst düzeyde kamu yöneticilerinin sıklıkla kullandıkları bu söylem, gerçekte Suriye’nin kaderine dair, Suriyeli olmayan aktörler ve dinamiklerin rollerini örtmeyi mümkün kılan bir işlev görüyor.
Bununla birlikte ‘Suriye Suriyelilerindir’ vurgusu, böyle olup olmadığından bağımsız olarak, ülkelerin/devletlerin mülkiyet sahipliğine ve biçimine ilişkin dikkate değer bir çerçeve sunuyor. Olguların gösterdiği gibi modern devletlerde kimlik-mülkiyet ilişkisi, genellikle savunulagelen idealin aksi istikamette işlemiştir. Görünüşe göre devletlerin kuruluşunda ‘vatan’ imgesi esas alınmış, mülkiyet sahipleri de ‘vatandaşlar’ olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla ülkelerin sahipleri teorik olarak vatandaşlarıdır.
Ne var ki sözkonusu devletler/ülkelerde yaşayan herkes ‘vatandaş’ olarak kodlansa bile, aralarındaki kimliksel hiyerarşi mülkiyet politikasını ve algısını hem derinden etkilemiş, hem de bambaşka yüzleriyle yansıtmıştır. Tecrübelerin gösterdiği gibi kağıt üzerinde tüm vatandaşlar ‘ülkenin sahipleri’ olsa da, gerçekte ‘asıl sahipler’, hakim kimliği esas alan, kuran, koruyan ve onun üzerinden kendine çıkar arayanlar olmuştur.
KOZMOPOLİT VE ZENGİN
Suriye’ye geleneği ve tarihi yönünden baktığımızda, bu ülkenin sahiplerini gösterecek makul veriler, ülkenin demografik dokusunu oluşturan kadim kültürleridir. Suriye’de demografik doku oldukça zengindir ve esasen parçası olduğu kadim coğrafyanın köklü tarihsel izlerini taşır. Zira bu coğrafya, sözcüğün gerçek anlamında ‘medeniyet’ beşiğidir. Dahası bu doku kitlesel göçlerin yoğun şekilde gerçekleştirildiği 19 ve 20. yüzyıllarda Osmanlı devletinin iskan politikaları sonucu yeni bazı kimliklerin katılması ile çok daha kozmopolit ve zengin bir hal almıştır.
Modern devletlerin kendi sınırları içindeki kimlikleri tespit etmek için yoğun uğraş vermeleri de yine aynı politikayla ilgilidir. Suriye o kadar dışsal müdahalelere maruz kalmış ki uzun yıllar bu imkanı bile bulamamış; hatta kimin elinde kalacağı belirsiz bir mülkiyet nesnesine dönüşmüştür. Diğer devletler, kimlik kategorilerinin tespiti için nüfus sayımları yaparken, Suriye ancak 20. yüzyıl ortalarında, bağımsız bir devlet olmaya doğru giderken kendi içindeki kimliklerin tespitini yapabilmiştir. 1943 yılında yapılan Genel Nüfus Sayımı verilerine göre bu ülkede nüfusun % 68’i Sünni Müslümanlardan, % 11’i Arap Alevilerinden, % 14’ü Hristiyan topluluklardan, % 3’ü Dürzilerden, % 1’i Yahudilerden oluşuyordu. On yıl sonra 1953’de yeniden yapılan nüfus sayımında da bu oranlar çok fazla değişmemiş görünüyordu.
NE YAZIK Kİ…
Sadece dinsel değil, etnik bakımdan da Suriye kadim kültürlerin bir yurduydu. Resmi veriler dahi birbirini tutmasa da Suriye’de en büyük grup Arap nüfustu ve onu Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Dürziler, Çerkesler, Arnavutlar, Boşnaklar, Gürcüler ve daha başka etnik gruplar takip etmekteydi. Yıllar içinde askeri darbeler, emperyalist ya da komşu devletlerin ülkeye müdahaleleri, bu demografik dokuda sürekli değişimler yaratmış, nüfusun önemli bir bölümü ülkeyi terletmiş, birkaç milyon Suriyeli de son 15-20 yılda Türkiye’ye yerleşmişti. Ama yine de geleneğini oluşturan ve ülkenin asıl sahipleri olduğu açık olan dinsel-dilsel kimliklerin sosyolojik coğrafyası olarak Suriye bugüne gelebilmiştir.
Bugün bazı bölgelerde yoğunlaşmış olarak, ülkede ve dünyada Suriyeli kimliklerden izler görmek mümkündür. Soru şu: Suriye’nin yeniden kuruluşunda bugünkü yönetim bütün bu Suriyeli kimlikler için bir temsil kurumu mudur? Son bir yıllık tecrübe buna ‘evet’ yanıtı vermeyi imkansız kılıyor. Daha işbaşına gelir gelmez Alevi ve Dürzi yerleşmelere müdahale etmeye başlayan ve şimdi ülkenin en büyük ikinci kimlik grubu olarak Kürtleri bile kabul etmekte zorlanan bir yönetimin, Suriyelileri temsil etmediği gayet açık. O kadar ki kadim ve zengin demografik dokusuna rağmen yeni devletin adı bile ‘Arap Cumhuriyeti’. Yani Suriye siyasal temsilde henüz/hâlâ tüm Suriyelilerin değil ne yazık ki.


