Google Play Store
App Store

Türkiye’de yürütülen sürecin bir ayağı da Suriye’deki gelişmeler kuşkusuz. Aralık ayında Esad’ın devrilmesinin ardından yönetimi HTŞ’nin aldığı ülkede, denge ve istikrar henüz sağlanabilmiş değil.

Ankara’nın beklentisi, Suriye’nin kuzeydoğusunu kontrol eden SDG’nin merkezi yönetime entegre olmayı kabul edip tıpkı PKK gibi silahlarını bırakması ve kendini feshetmesi. Ankara, parçalı değil üniter bir Suriye istiyor. Böylece HTŞ’nin hamisi rolüyle ülke ve bölge siyasetinde daha etkin hale gelinebileceği yönünde hesaplar yapılıyor.

Bu aks, içerideki sürecin de bir parçası olarak görülüyor. Kürt hareketinin Türkiye’deki ayaklarını Öcalan üzerinden yeniden koordinatlamak için kolları sıvayan rejim, yürütülen sürecin Suriye sahasındaki beklentilerini de karşılayacak şekilde sonuç üretmesini ümit ediyor.

ABD’nin pozisyonu da görünürde bundan çok uzak değil. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’de Kürtlerin ayrı bir devlet kurmasını desteklemediklerini söyledi. SDG’nin ve silahlı gücü YPG’nin Şam yönetimine entegre olması gerektiğini söyleyen Barrack, “Sonsuza kadar burada bebek bakıcılığı ve arabuluculuk yapmayacağız” gibi küstah ifadeler kullandı.

Ancak son gelişmelerin koşulsuz entegrasyon beklentileriyle uyumlu olduğunu söylemek zor. 10 Mart’ta SDG lideri Mazlum Abdi ile HTŞ lideri Colani arasında imzalanan mutabakatın ayakları halen yere basmıyor. Suriye ordusunun tek çatı altında birleşmesinin önünde şimdilik ciddi engeller var.

SDG NE İSTİYOR?

Mazlum Abdi 10 Mart mutabakatına ABD helikopteriyle gitmiş olsa de SDG, Barrack’ın Rakka, Deyrizor, Haseke ve Tabka’dan çekilme ve silah bırakma yönündeki talebini kabul etmeye yanaşmadı. SDG temsilcisi Sihanouk Dibo yaptığı açıklamada, “ABD ile herhangi bir anlaşmazlığımız yok” dese de silah bırakmayı düşünmediklerini belirtti.

Esasında Suriyeli Kürtlerin, Barrack’ın işaret ettiği türden ayrı bir devlet kurma talebi ya da hedefi yok. Mesele entegrasyonun içeriğiyle ilgili. Kürtler otonomi benzeri bir statüyle, karşılıklı tanınma çerçevesinde oluşacak bir entegrasyondan yana. Sürecin böyle ilerleyebileceğini savunuyorlar.

Kürtler HTŞ’nin kontrol ettiği güçlü bir merkezi yapıdan ziyade, adem-i merkeziyetçi, yerinden yönetim enstrümanlarının güçlü olduğu bir Suriye talep ediyor. Suriye ordusu içinde de kendi birliklerini korumak yönünde bir iradeleri var. Tek potada erimeye sıcak yaklaşmıyorlar. Kendi varlıklarının tanınmadığı bir zeminde silah bırakıp Suriye ordusuna katılmaya ikna olmuyorlar.

Pozisyonları şu an birbirine yakın gibi görünse de Washington ile Ankara’nın Suriye krizindeki esneme zamanlamaları farklı olabilir. Atlantik cephesi ilk sinyalleri zaten verdi. Barrack’ın son açıklamalarında bunun izlerini görmek mümkün.

HTŞ idaresindeki Şam’ın birleştirici bir merkez olamayacağı anlaşılınca, Barrack özerkliği içeren bir çözüme kapı araladı. ABD’nin önceliğinin Suriye’de “istikrar, birlik, adalet ve kapsayıcılık” olduğunu söyleyen Barrack, Suriye’nin devlet biçiminin ne olması gerektiğini konusunda herhangi bir modeli dikte etmediklerini söyledi ve “Eğer federalist bir hükümetle sonuçlanırsa, bu onların takdiridir” diye konuştu.

Aynı Barrack’ın “Güçlü ulus devletler İsrail için bir tehdittir” sözünü de hatırlamak gerek. Bir bakıma ABD, Suriye’de “çözümü bulmak” adına, İsrail’in kendi güvenliğiyle ilgili taleplerini de dikkate alarak yeni düzene ilişkin farklı seçenekleri tartışmaya açıyor.

Ankara şimdilik daha katı olan taraf. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Barrack’ın değerlendirmesiyle uyumlu şekilde, İsrail’in Suriye’yi bölmeye çalıştığını söyledi. Fidan, “İsrail kendi bölgesini gittikçe güçsüzleştirip kaosta tutmaya çalışan bir politika izliyor. Suriye’de olan son gelişmeler de bunun bir yansımasıdır” dedi.

Erdoğan da “Suriye'nin parçalanmasına dün rıza göstermedik, bugün de yarın da kesinlikle rıza göstermeyiz [İnsan hayret ediyor]. İsrail’in ipiyle kuyuya inenler çok büyük bir hesap hatası yaptıklarını er ya da geç anlayacaklardır” diyerek Fidan’ın dediklerini tasdik etti.

Fidan, Suriye’deki son gelişmelere ilişkin olarak askeri müdahale uyarısında da bulundu. “YPG’nin silah bırakmasını bekliyoruz” ve “Suriye’de devlet dışında silahlı grup olmamalı” diyen Fidan, “Şiddet kullanarak, bölmeye ve istikrarsızlaştırmaya doğru giderseniz, bunu kendi milli güvenliğimize yönelik doğrudan tehdit olarak algılarız ve müdahale ederiz” mesajı verdi.

İKTİDARIN TRAJEDİSİ

2011’de emperyalist güçlerin Suriye’de Esad’ı yıkmak, ülkeyi ise bölmek ve parçalamak için başlattığı iç savaşa cihatçıları destekleyerek dahil olan iktidar aklı, 14 yıl sonra “Suriye’nin bütünlüğünden yanayız çünkü İsrail bölgede istikrar istemiyor” diyor. Ya ne olacaktı? Yeni mi anladınız? AKP’nin geldiği yer hem politik bir çelişki hem de öngörüsüzlüğün trajik bir göstergesi.

İsrail ve ABD 2011’de ne istiyorsa bugün de aynısını istiyor. Anti-Esad cephesinin gerçek hedefi hiçbir zaman demokrasiyi geliştirmek ve Ortadoğu’ya özgürlük getirmek olmadı. Afganistan, Irak, Libya ve dünya üzerinde diğer birçok ülkenin içine neden oynandıysa Suriye’nin içine de aynı gerekçelerle oynandı.

Emperyalizmin dünden bugüne ne yapmaya çalıştığı belli. Sorun sömürgeci güçlerin peşine takılıp onların oyun sahalarında kendilerine biçilen rolü oynayan ve daha sonra “akil” pozu kesenlerde. Onlar, bugün karşıymış gibi oldukları hikâyenin, tarihsel figüranlarıdır ve öyle kalmaya da devam edecekler.

Suriye’de sürecin nereye doğru büküleceğini göreceğiz. Yeni düzen tasarımı için ABD ve Fransa devrede. HTŞ ve SDG’yi ortak bir noktada buluşturmak için yakın zamanda Mazlum Abdi ile Colani, Paris’te bir araya getirilecek. Burada Ankara’nın talepleri ya da hassasiyetlerinden ziyade egemenlerin çıkarları ve Suriye’nin güncel rasyonalitesi belirleyici olacak.

İşin sonunda herkes kendisine dikilen kaftanı giyecek. Tüm büyük laflar ve esip gürlemeler unutulacağı gibi, buradan bir başarı hikâyesi çıkarılmaya bile çalışılacak. Tüm bunlar olurken Ortadoğu, bağrında yeni krizleri biriktireceği farklı bir dönemin kapısından geçecek. Çünkü pusula anti-emperyalizm olmayınca, bu topraklarda yolun sonu hep uçuruma çıkıyor.