Google Play Store
App Store
Tahran'dan Köln'e: İranlı kadınların yorulmak bilmeyen mücadelesi

Zahide GENÇ

İranlı kadınların mücadelesi dalga dalga dünyadaki tüm kadınlara ulaştı. Bunun arkasında uzun bir tarih var. Hamila Nissgilli ile tarihsel süreci ve mevcut durumu konuştuk.

Nissgilli 1957 yılında Hazar Denizi kıyısında doğdu. 1976 yılında Tudeh Partisi'ne katıldı. Tebriz Üniversitesi'nde elektronik eğitimi aldı, ancak Kültür Devrimi nedeniyle eğitimine ara vermek zorunda kaldı. Partiden 1983 yılında ayrıldı. 1986'da mülteci olarak Almanya'ya geldi ve 1988'de “Rahe Karger” grubuna katıldı. 2018'den beri sadece “Köln İran-Alman Kadın Derneği ”nde aktif.

Humeyni rejiminden sonra kadın mücadelesi nasıl gelişti?

Bunu açıklamak için öncelikle bazı temel olaylardan bahsetmem gerekiyor:

16 Ocak 1979'da Şah ve eşi ülkeyi terk etti. 1 Şubat'ta Humeyni, Paris'ten İran'a döndü ve 5 Şubat'ta bir teokrat olan Mehdi Bazargan'ı geçici hükümetin başbakanı olarak atadı.

11 Şubat'ta imparatorluk ordusu tarafsızlığını ilan etti ve rejim devrildi. Geçici hükümetin 24 kabine üyesi arasında din adamı bulunmuyordu. Ancak, başbakan da dahil olmak üzere kabinenin çoğu, liberal dindar ve ulusal fikirleri benimsiyordu. 26 Şubat'ta Humeyni'nin ofisinden gelen bir yazı ile 1975'te kadın haklarını iyileştirmek için kabul edilen Aile Koruma Yasası'nın yürürlükten kaldırılacağı açıklandı. 3 Mart'ta kadınların yargıç olma hakkının ellerinden alındığı duyuruldu.

6 Mart'ta, geçici hükümetin savunma bakanı, kadınların askerlik hizmetinden muaf tutulduğunu açıkladı. Oysa 1964'ten itibaren özellikle alt orta sınıftan gelen kadınlar, lise mezuniyetlerinden sonra dört aylık askerlik eğitimi alarak iki yıl boyunca okuma yazma ve sağlık eğitimi vermek için görevlendiriliyordu.7 Mart 1979'da Humeyni, bir grup kadına hitaben yaptığı konuşmada, kadınların çalışabileceğini ancak İslami başörtüsünü takmaları gerektiğini söyledi.

Bu açıklama kadınların sabrını taşıran son damla oldu. 8 Mart'ta binlerce kadın, Tahran Üniversitesi'nde toplandı. Devrim sonrasının ilk gösterileri spontane bir şekilde kadınlar tarafından gerçekleştirildi. Altı gün boyunca sokakları doldurarak, hükümet binalarının önünü işgal ettiler ve hukuk birliğinden destek istediler. "Geri gitmek için devrim yapmadık!" diye haykırdılar. Ancak kadın karşıtı yasalar peş peşe gelmeye devam etti: Evlilik yaşının 9'a indirilmesi, erkeklerin tek taraflı boşanma hakkı, çok eşliliğe izin verilmesi ve zorunlu başörtüsü gibi...

Humeyni döneminde kadın mücadelesinde hiç kazanım oldu mu?

Humeyni'ye karşı kazanım? İmkânsız değil mi? Humeyni, siyasi gücü ele geçirmek için devrim yapmış bir liderdi ve ekonomik modeli, devrim öncesi kapitalist sistemle aynıydı. Ancak, ironi şu ki, kadınları toplumdan dışlamak isteyen Humeyni, kadın emeğine muhtaç hale geldi. Hükümet dairelerini kendi rejimine sadık kadınlarla doldurmak zorundaydı. Ayrıca cinsiyet ayrımıcı politikaları, kadınların eğitime ve istihdama daha fazla dahil olmasına yol açtı. Kadınlar, toplumsal hayata girişleri için ağır bedeller ödeseler de, geri adım atmamaları mücadelenin büyük bir kazanımı oldu.

Amerika İran'a saldırabilir mi? İran'da reform mümkün mü?

Bence İran'daki İslam Cumhuriyeti'nin varlığı, Batı'nın çıkarlarına en uygun seçenektir. Defalarca büyük ayaklanmalar olmasına rağmen rejimin ayakta kalması tesadüf değildir. ABD, İran'da daha "yumuşak" bir rejim oluşturmak ve kendi çıkarlarını korumak için reformcular aracılığıyla durumu yönetmeye çalışmaktadır. Fakat gerçek bir reform ihtimali? Hayır! 2009'dan bu yana reformcuların güçsüzlüğü ortaya çıktı ve halk artık reformun mümkün olmadığını fark etti.

Ahu Deryai eylemi hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Genç İranlı kadınların gösterdiği cesaret beni derinden etkiliyor. Unutmamak gerekir ki, 1979'da İran'ın nüfusu 38 milyon iken, bugün 86 milyonu aşmış durumda. Bu da demektir ki, İran halkının yarısı devrim sonrası doğdu ve rejimin baskıcı propagandası altında büyüdü. Kadınların bugün gösterdiği farkındalık, nesiller boyu süren bir mücadelenin sonucu.

Ahu Deryai'nin mücadelesi, bu uzun sürecin bir parçasıdır. O, cesaretiyle, bilgisini ve farkındalığını İran'ın mücadele tarihinden almaktadır. Onun gibi kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitliği ve bireysel özgürlükler için savaşmaktan geri durmuyor. Kadın, Yaşam, Özgürlük hareketi, halkın zihninde ve kalbinde kök salmış durumda. Umarım bu mücadele gerçek bir devrime dönüşür.

İranlı kadınlar neden Almanya'da örgütlenme ihtiyacı hissettiler?

Daha önce belirttiğim gibi, İran toplumunun cinsiyet ayrımcısı rejime boyun eğmesi bizleri şaşkın ve çaresiz bıraktı. 11 Nisan 1979'daki referandumda solcular da dahil olmak üzere çoğumuz, monarşiden İslam Cumhuriyeti'ne geçişi onaylamıştık. Ancak "cumhuriyet" kavramı bizleri yanılttı. İslami bir cumhuriyetin ne anlama geldiğini bilmiyorduk.

Kadınlar olarak, cinsiyet ayrımcılığına karşı tek başımıza savaştığımızı fark ettik. Rejim, muhalifleri şiddetle bastırdı. Hayatta kalanlar, aylar hatta yıllar sonra ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 1980 yılında Almanya'da ilk "İran Kadın Özgürlük Grubu" kuruldu. Bu grup, demokrasi, aile ve toplumda eşitlik için çalışan tüm kadınlara açıktı.

Bağımsız kadın grupları, Almanya başta olmak üzere Londra, Paris, Viyana, Stockholm ve Amerika'da faaliyete geçti. "Diğer Yarı" adlı yayın, İranlı kadınların bilincini arttırmada kritik bir rol oynadı. Bu çalışmalar, neden sol hareketlerin kadınları yanlız bıraktığını sorgulamanın ve yeni yollar aramanın temelini attı.

Almanya'da organizatör olarak hangi deneyimleri yaşadınız?

1986 yılında kurulan Köln İran Kadın Derneği, Almanya'daki en eski kadın örgütlerinden biridir. 1986'da Almanya'ya iltica ettikten sonra, dernekte aktif olarak çalışmaya başladım.

Başlangıçta toplantılar haftalık yapılırken, zamanla daha organize hale gelerek programlar aylık planlanmaya başlandı. Toplantılar yalnızca kadınlar içindi, bu da siyasi tartışmaların erkek egemenliğini kırmada önemli bir adım oldu.

8 Mart etkinlikleri hep kamusal alanda ve iki dilli yapıldı. 2009'da, "Yeşil Hareket" eylemlerinin bastırılması ve sosyal medya aktivizminin artmasıyla, haftalık toplantılar aylık hale getirildi. Dernek, sabit devlet desteği almadan, kendi üye katkılarıyla ayakta kalmaya devam etti.

Türk kadınlarına ne söylemek istersiniz?

Bölgemizdeki kadınların mücadelesi birbirine çok benziyor. Türkiye'de şeriat ve kadın hakları konusunda derin entelektüel tartışmalar yapıldı, ancak bu İran'daki kadın hareketi tarafından yeterince bilinmiyor. Deneyimlerimizi paylaşmak ve ortak bir mücadele oluşturmak için birlikte çalışmalıyız.

Bağımsız kadın hareketlerinin Türkiye, İran ve diğer komşu ülkelerde daha fazla iş birliği yapmasını umuyorum.