1 Mayıs’ın Taksim meydanında kutlanması, artık işçilerin, memurların, öğrencilerin, emekten yana olanların sorunu değil, memleketi yönetenlerin sorunu. Onlar düşünsün.Perşembe günü Taksim’de görüşmek üzere....

Doğrusunu isterseniz, AKP’nin bu 1 Mayıs’ta Taksim alanını işçilere açacağını düşünüyordum. Yanıldım.
Temmuz seçimlerinden sonra izlediği politikalar, AKP’nin liberal çevrelerden aldığı desteği zayıflatmıştı. Tabii Fethullah’ın ve bizzat AKP’nin yemledikleri dışında... Kapatma davasının açıldığı bir dönemde, yani kendi dışındaki kesimlerin desteğine en çok ihtiyaç duyduğu günlerde, giderek daha kuşkulu hale gelen ve yıpranan imajını 1 Mayıs ‘jesti’ ile bir ölçüde tamir eder sanmıştım. Geleneksel refleksleri galebe çaldı. Bu vesileyle bir kez daha gördük ki, Milliyetçi Cephe artığı siyaset AKP içinde ihmal edilemeyecek bir ağırlık oluşturuyor.
Fakat, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasını engellemek için ileri sürdükleri gerekçeleri, kullandıkları dili görünce bir ölçüde de olsa rahatladığımı itiraf etmeliyim.

Emekçilerin son dönemde giderek daha gür çıkan sesi nasıl da ürkütmüş AKP’lileri...
Yok efendim, tatil olursa 2 milyar YTL kaybedermişiz!
Bakanlar Kurulu’nu getirdim gözümün önüne, biz bu 1 Mayıs vartasını nasıl atlatırız diye tartışırken... Belli ki, Nisan’ı yarılayınca bunları bir sıkıntı basıyor. Ne güzel!
Acaba hangisinin aklına geldi bu 2 milyar YTL’lik ‘cinlik’? Kemal Unakıtan olabilir mi? Malum, kabinede küçük esnaf ideolojisinin en gözde ismi o. Ertesi gün gazetelerin çoğunda o hesabın bile yanlış yapıldığına dair haberler vardı. Telaşla bahane ararken bir de kendilerini komik duruma düşürdüler.
Başbakan için diyecek birşeyim yok. Hani şu ‘ayak-baş’ meselesi... Zaten yazılacak herşey neredeyse her yerde yazıldı, söylendi.

Sadece şununla yetineyim. Hiç kuşkum yok, o ‘ayak-baş’ gafı, Erdoğan için hazırlanan metinde yoktu. Hangi aklı başında metin yazarı şu zamanda işçileri alenen aşağılayan ifadeleri Başbakan’ın konuşma metnine koyar? Ama Başbakan’ın ‘kötü’ bir huyu var, kendi sesinin büyüsüne kapılmak! Bu, iki türlü oluyor. Ya dinleyicilerin coşkulu tezahüratlarının iğvasına kapılıp ajitasyonun sınırlarını tehlikeli alanlara doğru zorluyor... Ya da kendi konuşmasının akışı içinde öfkelenmeye başlıyor, kontrolü kaybediyor...
Böyle anlarda birden metni terkediyor ve her defasında “maksadı aşan” diye tabir edilen, lakin bana sorarsanız tam da ‘maksada matuf’ sözler ortalığa dökülüyor. Yani gönlünden geçeni söyleyiveriyor.
Hükümetin 1 Mayıs açıklamalarını duyunca rahatladığımdan söz etmiştim, sebebini bilmem anlatabildim mi? Telaş ve asabiyet içindeler. Kendilerine olan güveni kaybediyorlar. Demek ki, emekten yana olanlar artık hafife almaya gelmiyor. Bu iyi birşey.

•••
Evet, biz dönelim yeniden 1 Mayıs’a...
Tarih bize bir gerçeği kuşkuya yer bırakmayacak bir kesinlikle öğretti: Mücadele etmeyen hiçbir şey kazanamaz. Kimse kimseye engin gönüllülükle bir çöp bile bahşetmiyor. Bugün çalışan sınıfların ne kadar kazanımı varsa hepsinin gerisinde onyıllar süren mücadeleler var.
Öyleyse? Biz bugün güle eğlene Taksim’e çıkıp 1 Mayıs’ı kutlayamıyorsak, hâlâ tehdit ediyor, gözdağı veriyor, caddeleri, sokakları kesip bütün bir şehre sıkıyönetim yaşatıyorlarsa, Taksim için henüz yeterince mücadele etmediğimizdendir. Henüz yeterince!
Ama biliyoruz ki, bu mücadele her yıl bir adım ileri taşındı, taşınıyor.

Hatırlarsanız, işçiler, öğrenciler, memurlar geçen sene bütün engellemelere rağmen Taksim’e girmiş, 1 Mayıs’ı kutlamışlardı. Önce birkaç mevzi çatışma, gaz bombaları, inip kalkan coplar... Yani bildiğimiz, alıştığımız ve artık çok da umursamadığımız 1 Mayıs rutini... Sonra Gümüşsuyu’ndan yukarı yürüyen ve giderek büyüyen bir kalabalık. Nihayet Taksim meydanı bir anda binlerce kişi tarafından dolduruluvermişti, “İşte Taksim / İşte 1 Mayıs” sloganlarıyla...
İstanbul’un valisi ile emniyet müdürünün günler öncesinden ve ısrarla verdikleri gözdağı işe yaramamıştı.
Artık anlamaları lazım. Bu yasak sökmüyor, sökmeyecek. İşçi sınıfının evlatlarına mezar edilen o alan 1977’den beri 1 Mayıs meydanıdır. Öyle kalacak.
Hasılı, 1 Mayıs’ın Taksim meydanında kutlanması, artık işçilerin, memurların, öğrencilerin, emekten yana olanların sorunu değil, memleketi yönetenlerin sorunu. Onlar düşünsün.
Perşembe günü Taksim’de görüşmek üzere...