Google Play Store
App Store

1 Mayıs sabahı heyecanla güne hazırlandım. Heyecanımı tetikleyen katılacağım üç televizyon programı değil yıllar...

1 Mayıs sabahı heyecanla güne hazırlandım. Heyecanımı tetikleyen katılacağım üç televizyon programı değil yıllar sonra Taksim Meydanı’na emekçiler girebilecek miydi? İlk iş basın kartımı göstererek üç polis koridorunu aşarak bomboş Taksim Meydanı’na girip kuşatılmış alanın görüntüsünü çekmek oldu. Birkaç saat sonra gelecek makul sayıdaki insanın kutlamasını görmek, özlemin adı Taksim tabusunun yıkılışına tanıklık etmek heyecanımı dindirecekti…
NTV’de ‘Yazı İşleri’ programında Ruşen Çakır, Mirgün Cabas’la birlikte aynı görüntüde aynı tanımlamayı yaptık. Yıllar sonra Taksim’de sıkılmış sol yumruklar! ‘Neden Taksim’i o heyecanla yorumladım. Önce beni biber gazından kurtardıkları için teşekkür ettim. Sonra Taksim Meydanı ısrarını dilim döndüğünce anlattım…
Tüm dünya kentlerinde meydanlar halkındır. Halk meydanlarda özgürdür. Meydanları sever, meydanlarda sever, acısını, kederini unutur. Meydanlarda buluşur, söyleşir, koklaşır, sorunlarını haykırır, öfkesini dindirir, özlemini tüketir, kişisel tarihine o günün toplumsal iklimini not düşer… Zihnine yazar meydanı, çizer meydanı, vedalaşır meydanla yeniden buluşmak üzere…
Bir de Taksim’de yitirdiklerimize gönül borcumuz var…
İşte 31 yıl sonra önce Taksim Meydanı kuşatılsa da polis barikatları makul sayı için konsa da Taksim Meydanı 1 Mayıs’ta emekçilerin oldu.
Önce Türk–İş makul sayıda geldi. Hep makul olduğu için sorun yaşamadı. Güzel olan Türk–İş’in 1 Mayıs’ta Taksim’e gelmesiydi…
Sonra Hak–İş geldi. Makul sayısını belirleme gücüne sahipti. Arkasında hükümet gücü ve sempatisi olunca davul da çaldı yürüyüşü mitinge de dönüştürdü, zamanını da istediği gibi ayarladı, kadın işçi de konuşturdu, makulü de aştı…
Hak–İş’in Taksim’e gelişi de güzel ve anlamlıydı…
Türk–İş ve Hak–İş makulünü ayarladığı için biber gazı yutmadılar…
DİSK ve KESK’e destek veren, dayanışma gösteren örgütler, siyasi partiler, akademisyenler, sanatçılar, yazarlar, kadın örgütleri biber gazı yutarak, ara sıra tartaklanarak makul sayıyı bilmediklerinde makule alıştırılarak sonunda Taksim Meydanı’na girdiler…
Onlardan önce alandaki Marmara otelinin penceresinde sarkıtılan pankartı günün pankartı seçtim. Akşam üzeri Habertürk’de “Söz Sende” programında Balçiçek Pamir’le söyleşirken onun da seçimi olduğunu öğrenmenin sevinci yüreğimi doldurdu… Kimbilir kimlerin gönlünde çiçekler açtırdı bu yürekli, yaratıcı eylem!   
31 yıl sonra Taksim Meydanı’nda dedeler ve torunlar
1 Mayıs 2008’de DİSK’in önünde boyalı suya tutulan benim isimsiz kahramanım işçinin bu kez otobüsün üstünde olması ödenen bedelin ödülüydü.
Server Tanilli Taksim’deydi…   
Kemal Türkler’in eşi Sabahat Türkler ve torunu Taksim’deydi…
Kanlı 1 Mayıs’ın tanıkları, mağdurları Taksim’deydi.
12 Eylül sonrası Metris’te yıllarca DİSK’liler adına kırmızı kazağı ile Süleyman Çelebi Taksim’deydi…
Eski tüfekler sevinç gözyaşları ile Taksim’deydi…
Gençler, kadınlar Taksim Meydanı’nda halay çekti…
Taksim Meydanı makul sayıda görünse de milyonlarca yürek; orantılı güçleri aşarak Taksim’de 1 Mayıs Marşı söyledi…
Avrupa ülkelerinde milyonların kutladığı 1 Mayıs bayramlarının görüntüsü olmasa da coşkusu ve mutluluğu yaşanmaya değerdi.
Skytürk’te Enver Aysever’in “1 Mayıs Özel” programında söylediğim gibi artık makule takılmadan emekçilerinin sorunları için tüm emek örgütleri birbirine çalım atacağına; sorunların çözümü için birlik ve dayanışma içinde olmalı…
Yaşanan 1 Mayıs 2009 günlerin getirdiği mutluluktu!