Tasarruf güzel bir sözcük. Muhtemelen duyanların hoşuna gider. Özellikle kamudan geliyorsa, bu kelimeye yüklenen anlam daha fazla ilgi çekiyor.

İşte bunu bilen iktidarın “Kamuda Tasarruf” konusundaki açıklaması Pazartesi günü büyük bir merakla beklendi. Sonuçta, kamu harcamalarında tasarrufa gidiyoruz demek hayat pahalılığı altında ezilen milyonlara “kendinizi kötü hissetmeyin, bakın biz de üzerimizi düşeni yapıyoruz” anlamına geliyor.

Mesaj olarak baktığımızda durumun bu olduğu açık da, sonuçları ne olacak diye baktığımızda hiç de öyle söyledikleri gibi bir durumun olmayacağı yapılan sunumdan anlaşıldı.

Devletin harcama ve gelir işleri ile sorumlu olan Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi önemli bir kurumun “tasarruf” adı altında yapılan bir çalışmasının daha somut verilere dayanması, sonuçlarının, parasal boyutunun ve ekonomiye etkisinin neler olacağının açık olarak ortaya koyması gerekirdi. En azından bizim beklentimiz bu yönde idi. Çünkü her bir kamu harcamasının ne kadar olacağı Meclis’ten geçen bütçe kanununda ayrıntılı bir biçimde maddeler halinde yazılı.  Mesela; sunumda “Haberleşme Giderleri” diye bir başlık vardı. 2024 yılında tüm kamu kurumlarında haberleşme harcamalarının ne kadar öngörüldüğünün bütçe kanunun ayrıntılarına bakılarak hesaplanması mümkün. Yeni tedbir paketiyle, planlanan haberleşme giderlerinden ne kadarlık bir tasarruf yapılacağı somut bir biçimde paylaşılabilirdi. Ama yapılmadı. Benzer şekilde “personel servis hizmetinin” toplam maliyetinin ne olduğu ve ne kadarlık bir tasarruf yapılacağı da hesaplanabilirdi. Bu da yapılmadı. Bu listeyi uzatmak mümkün.

Peki, neden yapılmadı? Onu da tahmin edebiliyoruz. Eğer bunlar somut veriler ile ortaya konmuş olsaydı 11 trilyon liranın üzerinde olan 2024 bütçesi içerisinde çok önemsiz bir paya sahip olduğu görülürdü. Sanırım bunun görülmesi istenmedi. Daha önce Bakan Şimşek’in 100 milyar TL gibi bir ifadesi olmuştu. Bunu esas alacak olursak; yapılacağı söylenen tasarruf 2024 bütçesinde öngörülen kamu harcamalarının yüzde 0,9 kadar bir orana karşılık geliyor. Anlaşılması kolay olsun diye bir karşılaştırma yapalım. 17 bin lira asgari ücret alan ve eline geçen tüm gelirini harcayan, “ ben bu ay yüzde 0,9’luk bir tasarruf yaparak harcamalarımı kısacağım” diyen birisinin kesintiye gideceği harcamanın parasal büyüklüğü 154 lira 55 kuruş olur. Bu kadarlık bir kesinti, o ücretli çalışan için ne ise, bakanlığın önerdiği tasarruf da toplam harcamalar açısından bakıldığında işte o kadar. Bu nedenle “kamuda tasarruf” söylemlerine pek de itibar etmeyin.

Bence asıl üzerinde durulması gereken konu kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir biçimde kullanılması olmalıdır. Yapılan harcamanın kamusal faydasının ne olduğu, bu harcamaların en uygun maliyetle yapılıp yapılmadığı ayrıntılı bir biçimde ortaya konulmalıdır.

Mesela, “Kamu yatırımlarını durduruyorum” demek yerine “kamu yatırımlarını uygun koşullarda, en düşük maliyetle yapılmasını sağlayacağım” demek daha önemlidir. Ama bunu diyemezler çünkü bu zaten yasal bir zorunluluktur. Bu yasal durumu esnetmek için Kamu İhale Kanunu’nda 200’e yakın değişiklik yaptılar. Kamu ihale kanununu rekabetçi hale getirmeden kamuda tasarruf nasıl sağlanacak? Kamu Özel İşbirlikleri projeleri üzerinden yapılan fahiş ödemelerden de hiç bahsetmiyorlar. İşe oralardan başlamak lazım.

BÜTÇE DENGESİ

Bütçe sadece harcamadan oluşmaz, bir de gelir tarafı vardır. İşte burada vatandaşa daha ağır bir maliyet yüklemekten geri kalmıyorlar. Size “ücret artışlarınızı beklenen enflasyona göre talep edin” diye telkinde bulunan iktidar, kontrolünde olan fiyatlara bekledikleri enflasyonun beş katı kadar zam yapmaktan geri kalmıyor.  15 Mayıs itibariyle köprü ve otoyol geçiş ücretlerine ciddi oranda zam yaptılar. Yılbaşında yapılan zamlarla birlikte değerlendirilince, köprü ve otoyollara yılın ilk beş ayında yapılan toplam zam yüzde 181,6 oldu. Böyle bir enflasyon verisi ne resmi olarak TÜİK tarafından açıklananlarda var ne de beklediklerinde.

Ama olsun, başka türlü bütçe disiplini nasıl sağlanır?