Tasfiye listesi: Sırada kimler var?
Siyasetinin en çalkantılı dönemlerinden birine tanıklık ediyoruz. Gün geçmiyor ki ana muhalefet partisine karşı bir hamle yapılmasın. Yedi ay önce Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ile başlayan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş, Beykoz, Şişli, Beylikdüzü belediye başkanlarının tutuklanmalarıyla genişleyen saldırıların beşincisi 31 Mayıs’ta düzenlendi. 5. Dalga diye ifade edilen saldırıyı diğerlerinden ayıran birkaç fark var: İlki, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in tutuklanması ile saldırılar İstanbul dışındaki CHP’li belediyelere de yönelmiş oldu. İkincisi, CHP Meclisi Üyesi Baki Aydöner ve eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun tutuklanmasıyla doğrudan parti yönetiminde görevli isimler üzerinden bir adım atıldı. Üçüncüsü ise, gözaltına alınan CHP’lilerin polis eşliğinde toplu halde sağlık kontrolüne götürüldükleri ve özellikle önden çekilmiş görüntüleri yayınlandı. Henüz hukuki süreç başlamadan toplumsal hafızada suçlu imajı yaratma gayesi aynı zamanda siyasi ve psikolojik bir gösteri niteliği de taşımaktadır. Gözaltındaki kişilerin savaş esirleri toplu olarak görüntülenmeleri, adaletin gösteri sanatına dönüştüğü bir ülkede yaşadığımızın da en net fotoğrafı.
Bilindiği üzere, 2019 yerel seçimlerindeki yenilgiyi kabul edemeyen siyasal iktidar oldukça huzursuz. 31 Mart 2019 tarihinde yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi YSK tarafından 6 Mayıs 2019 tarihinde iptal edilmiş ve 23 Haziran’da seçim tekrarlanmıştı. Tekrarlanan seçimde Ekrem İmamoğlu oy farkını artırarak seçimi kazandı ve İBB Başkanı oldu. Yenilgiyi kabul edemeyen siyasal iktidarın dayanaksız ısrarı sebebiyle yenilenen seçimin maliyeti ise 40,6 milyon TL idi, fakir halkın boşa giden 40,6 milyon lirası… Bu yenilgi AKP Genel Başkanı Erdoğan için kabul edilmesi zordu çünkü onun için İstanbul yalnızca bir şehir değil, siyasi yürüyüşünün başladığı kutsal toprak. 1994’te belediye başkanlığı koltuğuna oturduğunda, Türkiye’de siyasal İslamcı siyasetin kaderini değiştirecek bir yolculuğun ilk adımını atmıştı. Bu yüzden, 2019’da bu kentin CHP’li bir aday tarafından alınması, sadece bir seçim kaybı değil, ayni zamanda kendi siyasi geçmişine indirilen ağır bir darbedir.
İmamoğlu, İstanbul’u ikinci kez ve üstelik büyük bir farkla kazandığında, artık Erdoğan’ın gözünde sadece bir belediye başkanı değil, potansiyel bir iktidar alternatifi hâline geldi. İmamoğlu’nun varlığı, iktidarın yalnızca yapısal değil, tarihsel anlatısını da tehdit ediyor. “İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi kaybeder” sözü, bu bağlamda bir kabulün itirafı gibi. Erdoğan’ın ise siyasette en büyük refleksi yükselen her alternatifi zamanında etkisizleştirmek oldu. Bu çerçeveden bakıldığında, İmamoğlu’na yönelen siyasi ve hukuki baskılar tesadüf değil; tarihsel, siyasal ve simgesel anlamlarla örülü çok katmanlı bir denklem. Derinlemesine siyasal hesaplaşmaların stratejik hamlelerine şahit olduğumuz bu zamanlar Türkiye’nin önümüzdeki yıllardaki siyasal yönelimini tayin edecek kadar da belirleyici. Ve belki de bu yüzden, her hamle, bir öncekinden daha sert, her adım daha stratejik…
BELEDİYE BAŞKANI İKTİDARI NE KADAR RAHATSIZ EDEBİLİR?
11 belediye başkanından epey rahatsız olup, tutsak ederek milyonların oyunu gasp ettiler. Eziyet de hız kesmiyor. Belediye başkanları ailelerinden ve avukatlarından uzak şehirlerdeki cezaevlerine gönderiliyor. Örneğin İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinin belediye başkanı Murat Çalık neden Buca Cezaevine gönderildi? Medya A.Ş. Genel Müdürü İpek Elif Atayman neden Afyon Cezaevine nakledildi? AKP, tutsağın ailesi ve avukatıyla düzenli iletişimini fiilen imkânsızlaştırarak, tutsak edilene ‘yalnızsın, izole edildin’ duygusu vererek onu baskı altına alma yöntemine başvuruyor. Bu yapılanların bittabi hukuki zeminde bir açıklaması yoktur, bir tür cezalandırma ve yıldırma taktiklerinden biridir. Daha fazla içeride kalırsa direnci kırılır ve o kadar etkin pişmanlıktan yararlanmaya meyilli olur niyetiyle içi boş dosyalar doldurulmaya çalışılıyor. Siyasal iktidar ne yasa, ne hukuk, ne etik bıraktı! Toplumun yarısını yok sayan ve hatta düşman ilan eden bir siyasal iktidar ile daha çok sıkıntılı günler yaşayacak ve fakirleşeceğiz. Kendine muhalefet edenleri düşman görüyor, halkın seçtiği belediye başkanlarını tutsaklığa mahkûm ediyor. Ne zaman düzenleneceği belli olmayan iddianamelerle ön infaza dönüştürülmüş olan tutuklama kararları ise kaosa yol açıyor. Kaybeden ise bu ülkenin halkı oluyor. 23 sene önce Erdemliler Hareketi diyerek iktidara gelen AKP’nin rejiminde, bu kadar da olmaz dediğimiz ne varsa oluyor.
31 Mayıs tutuklamalarından sonra İstanbul Adliye’sinin önünde açıklama yapan Avukat Tuba Torun Erdoğdu’nun dediği gibi, bu bir kurtuluş savaşı…
Adaletin adliyeye uğramadığı zamanlardan geçerken yapmamız gereken, susmamak, görmezden gelmemek, “benim başıma gelmedi” dememek… Çünkü başkasına yapılan haksızlığa sessiz kalmak, bir gün adaleti tamamen kaybetmektir. Adaletsizliğe sessiz kalmayanlar var ise, işte o zaman hâlâ umut var demektir.


