Taytacha* belanızı verecek!
Beyaz tenli, sarı saçlı, renkli gözlü misyoner öğretmen, tahtaya yazdığı İspanyolca ve İngilizce sözcükler üzerinden öğrencilerine dil eğitimi vermeye çalışıyor: “Gördüğünüz gibi, çok da farklı değiller, öyle değil mi? Montana-mountain, rio-river, volcan-volcano...”
Arkasındaki tahtada 'sol-sun', flor-flower', 'lago-lake' gibi başka sözcük çiftleri de var. Öğrenciler, sözcüklerin İngilizce versiyonlarını yüksek sesle tekrar ediyor, İspanyolcayla İngilizcenin nasıl da birbirine yakın olduğunu göstermek isteyen öğretmeni doğruluyorlar. Ama kimse 'Kichwa' dilinden söz etmiyor. Öğretmen de, öğrenciler de, And Dağları’nın eteğindeki bu köyde yaşayan insanların anadilinin İspanyolca olmadığını, bu dilin son beş yüz yıllık sömürge tarihinde zorla kabullenildiğini söylemiyor. Ekvador yerlilerinin anadili olan 'Kichwa'yı -ya da, son yıllarda bir spor markası sayesinde ünlenen versiyonuyla 'Quechua'yı- ihtiyarlar sırtlarındaki ağrı için bölgenin şamanından yardım istediklerinde ve şamanın dualarında duyuyoruz. Yani yönetmen için bu dilin hiçbir tarihsel anlamı yok...
∗∗∗
İşte Shaman/Şaman Ayini (2025), böyle bir kültürel coğrafyada geçiyor. Geçen hafta gösterime giren film, tanrının gökyüzündeki krallığını inançsız -daha doğrusu, sapkın inançlı- ilkeller arasında yaymak için ergen oğullarını da yanlarına alıp tâ Ekvador'a gelmiş Candice ve Joel çiftinin öyküsünü anlatıyor.
Çift, bölgedeki Katolik kilisesinin rahibiyle yardımlaşarak misyon faaliyetleri yürütürken, oğulları Elliot'a bir kötü ruh musallat oluyor. Bunu önce anne Candice fark ediyor, ama oğlunun şeytan tarafından ele geçirildiğine kimseyi inandıramıyor. Nihayet oğlan, beceriksizce yapılmış görsel efektlerle ağzından ve gözlerinden siyah bir sıvı akıtarak bağırmaya başlayınca -filmin bütçesinde efektlere neredeyse hiç para ayrılmamış olmalı ki, sonuna kadar hep aynı kötü efekti izliyoruz- rahip ve baba da ikna oluyor, şeytan çıkarma (exorcism) ayini yapılıyor.
Ama başarısız oluyorlar, Elliot'ın içine giren şeytan da ısrarla “Sizin tanrınızın burada gücü yok!” deyince, Candice şamanın oğluna büyü yaptığını düşünmeye başlıyor. Daha sonra öyle de olmadığı, çocuğun ancak bu şaman ve onun ilkel inancı sayesinde kurtulabileceği ortaya çıkıyor.
∗∗∗
Konusunu yazarken bile çok sıkıldığım bu kötü film, tipik bir 'sömürgecilik-sonrası' (post-kolonyalist) düşünsel altyapısıyla yola çıkıyor: Hem sömürgeciliğin açtığı toplumsal ve bireysel yaraları gösterelim, hem de sömürgecilik 'resmi' olarak bittikten, sömürgeciler bizi kendi halimize bırakıp gittikten sonra yaşanan sıkıntıları, yeniden yapılanma sürecindeki zorlukları anlatalım...
Ama, belki Kolombiyalı genç yönetmen Antonio Negret'in neredeyse tüm kariyerini Hollywood'a ve özellikle TV dizilerine borçlu olmasından kaynaklanıyordur, ortaya yarım yamalak, hatta epey hastalıklı bir anlatı çıkıyor:
Chimborazo Volkanı'nın eteklerindeki bir köydeyiz. Bembeyaz misyoner karı-koca ve yarı İspanyol rahip, hak yolu bulan yerlileri vaftiz ediyorlar. O sırada misyoner çiftin oğlu Elliot, yamacın öbür tarafında iki yerli çocukla oynuyor. Çocukların elinde oyuncak olarak taş veya tahtadan oyulmuş figürler, Elliot'ın elindeyse bir planör maketi var. Yönetmen bu farklılığı gözümüze sokarcasına altını çizerek gösterdikten sonra, çocuk planörü fırlatıp peşine düşüyor.
Hıristiyanlığın sembolüne benzeyen planör elbette yanlış yere uçuyor; yerlilerin tabu saydığı, bu yüzden uzak durdukları bir mağaraya giriyor. Planörü takip eden Elliot da çocukların uyarısına aldırmayıp mağaraya dalıyor ve 'bela'sını buluyor.
Aslında orası da epey karışık: Çocuğun mağarada karşılaşıp korkarak kaçtığı kişi, sonradan çocuğu kurtarmak için aynı mağarada ayin yapacak olan şaman... Yani yönetmen hem belayı hem de şifayı şaman karakterine bağlıyor. Ama 'bela'nın -Elliot'a musallat olan şeytan Supay'ın- ilk kurbanları da, ne hikmetse köyün yaşlı bilge kadını oluyor.
∗∗∗
Bu tipik bir 'yaralı bilinç' filmi: Meşhur Anadolu deyiminde söylendiği gibi 'iki cami arasında binamaz' kalmış bir zihniyetin, içinden çıktığı toplumu tarihten soyutlayarak anlattığı bir 'oryantalist uzakbatı' öyküsü...
Yönetmen beyaz çocuğun planörünü Ekvador'da bir volkanın eteklerindeki mağaraya uçurduğunda “İlginç! 'Eşitsiz gelişim' üzerinden bir eleştiri kuracak galiba...” diye düşünen benim gibi safları hızla ters köşeye yatırıp, derin sömürü ilişkileriyle örülü toplumsal tarihi çok kaba dinsel ve metafizik ayrımlara indirgiyor -burada tekrar dil eğitimi sahnesine bakalım: Çoğunluğu çocuk olan öğrenciler arasında orta yaşlı bir adam da var. “Peki dios?” diye sorunca, öğretmen biraz tereddütle karşılık veriyor: “Bu ikisi çok da benzemiyor: 'Dios-god'.”
İşte böyle... Kolombiya-Bogota'da doğup büyümüş, sonra Hollywood'a sıçramış bir yönetmenin ABD-Ekvador ortak yapımı filmi bitiyor, kara kara düşünerek ekrana bakıyorum: İngilizceyle Kichwa arasında hiç ortak sözcük var mıdır acaba?
*Taytacha: Kichwa dilinde ‘tanrı’.


