Google Play Store
App Store
Tebriz’in hedef alınması Kafkasya bağlantılı
Fotoğraf: AA

Ali Faik DEMİR - Doç. Dr.

İsrail’in Filistin’le başlayan ve zamanla Lübnan, Suriye gibi çevre ülkelere yayılan bir etki alanı oluşturma çabası vardı. Şimdi ise ilk kez sınırında olmayan bir ülke olan İran’a doğrudan saldırmış durumda. İran burada sadece bir ülke değil, aynı zamanda Şii hattının merkezi ve Rusya ile olan ittifakıyla Batı ekseninin karşısında duran bir yapının parçası. Dolayısıyla bu saldırı, Ortadoğu’daki ateş çemberini genişleten ciddi bir hamle. Ama burada sormamız gereken bir soru var: Bu saldırılar gerçekten İsrail devletinin çıkarına mı, yoksa Netanyahu’nun çıkarına mı? İsrail devletinin çıkarı olduğunu söylemek zor. Bu saldırıların Netanyahu'nun iktidarını korumak için, gündemi farklı yere getirmek için bir çabası olduğunu net olarak görebiliyoruz. Çünkü bu tarz saldırılar, sonu olmayan bir mücadeledir.

Bir de şunu sormak lazım: Molla rejiminden ya da İslam Cumhuriyetinden rahatsız mı yoksa bunu destekliyor mu? Çünkü hedefi askerler. Oysa karar alıcılar din adamları. Bu kişilere yönelik (şimdilik) saldırı yapılmıyor. Bunu da son derece ilginç. O nedenle, bugüne kadar gördüklerimize benzemeyen, İran'ın hedef seçilip alınması, İran'ın misillemesiyle beraber İsrail'in de “mağdur” olduğunu gösterme çabası düşündürücü.

İlginç nokta İsrail'in yönünü Tebriz'e doğru kaydırması, yani kuzeye ve İran'ın da Tel Aviv'i  hedef alıyor olması. Tebriz’in hedef alınması, Kafkasya bağlantısı ve Azeriler üzerinden ilerlenebileceğini gösteriyor. Bu yüzden gelişmeleri bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Saldırının yeni bir cephe açıp açmayacağı ya da mevcut gerilimi frenleyip frenlemeyeceği önümüzdeki süreçte belli olacak.

BİR NOKTADA DURMAK ZORUNDALAR

İran, zaman zaman saldırıları durdurabileceğini söylüyor. Ancak bu sürecin uzun vadede sürmesi mümkün değil. İsrail İran’ı işgal edemez, İran da İsrail’e daha fazlasını yapabilecek güce sahip değil. Bu nedenle bir noktada durmak zorundalar. Ama burada asıl belirleyici olan, İsrail’in nihai hedefinin ne olduğudur. İsrail hangi noktayı “tamam, artık yeter” diyerek duracağı eşik olarak görüyor, bunu bilmeden süreci analiz etmek zor. Ayrıca bu kriz sadece Hizbullah ve Hamas üzerinden okunamaz. İran’ın bölgedeki etkisi çok daha kapsamlı. İran oradaki etkisini azaltıyor.

SADECE NÜKLEER OKUMA YETERSİZ KALIR

Bu çatışmayı sadece nükleer üzerinden anlamak yetersiz kalır. İsrail’in niyeti yalnızca İran’ın nükleer faaliyetlerini engellemekten ibaret değil. Eğer ABD'den çok açık ve sert açıklamalar gelirse, İran’ın Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı kapatma dışında Körfez ülkelerini hedef alabileceğini düşünmek lazım. Bu yüzden Körfez ülkelerinin İsrail'e açık ya da örtük destek verip vermemeleri, ya da sessizliklerini ne kadar sürdürebilecekleri önemli. Bu saldırılar sadece siyasi sonuçlar doğurmuyor, aynı zamanda ekonomik etkileri de büyük. Petrol ve altın fiyatları üzerinden dünya ekonomisi doğrudan etkileniyor. Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: Bu süreçten ekonomik olarak kim kazançlı çıkıyor? Enerji fiyatlarındaki artış, özellikle Rusya’nın işine yarıyor. Aslında şu an Rusya da ekonomik olarak kazançlı duruma geliyor. O yüzden İran'ın mağduriyeti gibi gözüken durum, bazılarının kazancı olabilir.

RUSYA’NIN SESSİZLİĞİ DÜŞÜNDÜRÜCÜ

Türkiye başından beri İsrail’in saldırılarını açıkça eleştiriyor. Şu anki çatışmanın temel yönü, yayılıp yayılmayacağının belirsizliğinde yatıyor. Herkes bu genişlemenin olup olmayacağını bekliyor. Bu durum çok tehlikeli. Bu noktada kimin arabulucu olacağı önemli. Geçmişte Kıbrıs böyle bir rol oynamıştı. Şimdi de arabulucu olmak isteyen birçok ülke var. ABD’nin bu süreçte nasıl bir tavır alacağı ve Rusya’nın neden bu kadar sessiz kaldığı da dikkatle incelenmesi gereken noktalar arasında yer alıyor.