Tecrübe işe yarar mı?
İnsan evladı yaşadıklarından ders çıkarır -en azından -teorik olarak. Yıllar ilerledikçe, yapması ve yapmaması gereken şeyler üzerine....
İnsan evladı yaşadıklarından ders çıkarır -en azından -teorik olarak. Yıllar ilerledikçe, yapması ve yapmaması gereken şeyler üzerine giderek sayfaları çoğalan bir kataloga sahip olur. Buna 'olgunluk' diyorlar. Peki bu olgunluk hali hayatla ilişkisinde problemlerinin azaldığı anlamına mı geliyor? Çok emin değilim.
Bir kere her insan tecrübeyle ilişkisini kendi meşrebince kuruyor. Kimi 'olgunlaşmak' konusunda fazlasıyla heveskâr ve aceleci davranırken (bunlara genellikle 'akılh-uslu' deniyor) kimi de ayak diriyor (bunlardan söz açıldığında da başka bir sürü sıfatın yanısıra sık sık 'adam olmadı gitti' deniyor). Her iki halin de üzerinde düşünmeye değer. Olgunlaşmak bahsiyle başlayacaksak, insanın "tecrübeyle malul olma" halinden söz etmeliyiz öncelikle...
Yıllar içinde kazanılan tecrübeyle 'kavuşulan' olgunlaşmayı bir nevi 'törpülenme' olarak da görmek mümkün. Yaşadıklarımızdan da anlaşılıyor ki, zaman, insanı tornadan geçirip sivri uçlarını bir güzel törpülüyor. Gençliğin korkusuz, maceracı, dalgacı ruh hali yerini tedbire, hatta deyim yerindeyse tedbirle kamufle edilmiş bir tür kurnazlığa bırakıyor.
Olabildiğince göze batmamak için yerleşik değerlerle daha uyumlu hale geliyorsunuz... Hayatınız daha 'stabil' bir rotaya giriyor. Günleriniz, zaman içinde daha çok birbirine benzeyen bir tekrarlar dizisine dönüşüyor. Neden? Çünkü artık daha tecrübelisiniz. Bir kere hayatınızda kaybedeceğiniz şeyler çoğalıyor. Zaten yaşlanmanın bir anlamı da bu değil mi? Sahip olduğunuz 'maddi birikimler' bir yana, bir yaştan sonra bazı 'zırtapozca' davranışlarınız nedeniyle 'saygınlığınızı' bile kaybetme riski altına giriyorsunuz, maazallah.
Bilirsiniz, kaybetmemenin bir yolu da -hatta en emin yolu- uzlaşmaktır. Çaresiz uzlaşıyorsunuz. Güçle uzlaşıyorsunuz. Söz gelimi onun katil ve hırsız olduğunu bilseniz bile, bunu açık yüreklilikle söylemekten imtina ediyorsunuz, çünkü ananızı ağlatacağı konusunda tecrübe sahibisiniz...
İşinizle uzlaşıyorsunuz. Her ay ödemeniz gereken bir kira ya da banka borcu oluyor genellikle... Eşinizle ya da sevgilinizle, çevrenizdeki yakın insanlarla uzlaşıyorsunuz. Bu saatten sonra yeni ilişkiler, yeni bir hayat kurmanın güçlükleri beliriveriyor gözünüzün önünde, kendinizi yorgun hissediyorsunuz... Daha da çoğaltılabilir, uzlaşma alanları... Meseleye burdan bakınca, insan kuşkuya düşüyor, olgunlaşmanın ne kadar hayırlı bir iş olduğu konusunda...
İkinci hale gelirsek... Hani tecrübeden zerre kadar ders çıkaramayan insan modeli... Yıllar içinde edindiği birikimi 'işe yarar' hale getiremeyenler... Aslına bakarsanız, burada iki farklı durumdan söz etmek mümkün. Biri, olgunlaşıp daha az 'hata' yapmak için gayret sarfetmekle birlikte bir türlü dikiş tuttu-ramama hali. Yani 'felaketin' niyetten bağımsız gelmesi. Bu durumu da anlamamıza yardımcı olacak argümanlar yok değil. Nietzsche'nin sözü müydü hatırlayamıyorum, "insan her yaşının tecrübesizidir" gibi bir şey... Sanırım doğru bir yanı var bu lafın.
İnsanlar, olaylar, durumlar birbirine benzer gibi görünse de, her birini öncekinden ayıran bir özgüllük oluyor. Bazen küçük bir detay. Yani her defasında aslında yeni bir 'şey'le karşılaşıyorsunuz. Haliyle bir önceki ders, yeterince kullanışlı olmaktan çıkıyor. Ne derler? İnsanda biraz da şans olmalı. Oysa kiminin zarı baştan kötü geliyor. Tecrübenin yeterince işe yaramadığı bir başka durum da, şu iflah olmaz tipler... Yaşadıklarından ders çıkartmaya gönül indirmeyip burnunun dikine gidenler...
Fakat kabul etmek gerekir ki, insan öyle durumlarla karşılaşıyor ki, daha önce aldığınız dersler henüz hafızanızda tazeliğini koruduğu halde, bir kez daha denemekten kendinizi alamıyor, başınıza gelecekleri az çok kestiriyor ama yine de aynı tuzağa düşmekten kurtulamıyorsunuz. Küçük bir umut ihtimali sizi 'yoldan çıkarabiliyor'. Ama netice genellikle değişmiyor. Yeni ve bambaşka bir hayatın kapısını açacağını sandığınız o 'fırsat'tan geriye, kalbinizde hafif bir yenilmişlik duygusu, ağzınızda kötü bir tat kalıyor. Sonunda aynı cümleyi kuruyorsunuz: "Bir daha asla!" Bunu derken bile kafanızın bir yerinde, aynı cümleyi daha kaç defa tekrar edeceğinize dair bir merak da beliriveriyor.
Buraya kadar yazdıklarımızdan, "peki kardeşim, tecrübenin iyi tarafı yok mu" diye soranlar olabilir. Tabii ki var! Tecrübenin insanın hayatla kurduğu ilişkiye bahşettiği derinlikten, önüne açtığı geniş ufuktan söz etmeye bu yazıda gerek duymadım... Zaten işin o yanını, dünyaya böyle bir iyimserlik boyutundan bakanların yazması daha uygun düşer.
Son olarak... Bir hususu atlamayalım ve yanlış anlaşılma olmasın. Aslında tecrübeyle ilişkilerinde insanları bu kadar kategorik ayrır-mak doğru değil. Gerçekte herkesin hayatı biraz öyle, biraz böyle... Biraz uyumlu, biraz aykırı... Elbette -seçimlere bağlı olarak- her bir durum muhtelif dozda. Lakin şu sonuncular var ya, başını derde sokmaktan usanmayanlar... Aklınızda olsun, kızlar masadan onlarla birlikte kalkıyor.


