Google Play Store
App Store

Bazen böyle oluyor; bir koltukta birkaç karpuz taşımaya çalışınca hızı kesiliveriyor insanın...

Bazen böyle oluyor; bir koltukta birkaç karpuz taşımaya çalışınca hızı kesiliveriyor insanın. Geçen hafta öyleydi biraz; dışarıda ve içerde olağanüstü bir koşturmaca ile geçti. Cuma namazının kazası olur mu olmaz mı tartışmasına girecek ilme sahip değilim, ama biliyorum ki boş kalan köşelerin kazası olmuyor. Sadece özür dileyebiliyorum; yazamadığım iki yazı için.

Koşturmacanın memleket ayağı Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) etkinlikleriyle geçti. Önce İstanbul’da bir ifade özgürlüğü anıtı açılışı, ardından uluslararası katılımla gerçekleştirdiğimiz Gazetecilere Özgürlük Konferansı ve nihayet Silivri’de yatan gazetecileri ziyaret…

Sabah girdiğimiz cezaevinden akşam 8’de çıkınca, telefonla bir türlü ulaşamayanlar epey telaşlanmışlardı; “Girmelerine izin verdiler ama galiba çıkmalarına izin vermiyorlar” diye.   

Hayır, girdik ve cezaevi yöneticilerinin görüşmek istediğimiz tüm gazetecilerle dilediğimizce görüşme konusunda gösterdikleri teşekkür gerektiren anlayışları sayesinde, mesai saatini epey geçen bir vakitte çıkabildik.

Silivri’yi belki biraz daha uzun anlatmam gerek; ama koşturmaca devam ediyor ve bunu bugün yapmam olanaksız. fiimdi, “ulu çınar”ı “üç fidan”ın yanına uğurlamak gerek.

İnsanoğluna en gerekli şeylerin başında özgürlük ve dayanışmanın geldiğini cezaevlerinde daha iyi kavrıyorsunuz. Özgürlüğün hava ve su kadar gerekli olduğunu fark edebilmek için bazen ondan yoksun kalmak gerekiyor: Cezaevinde olmak!

Başkent TV’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı olduğu için görüşme listemizde olan Prof. Mehmet Haberal neden cezaevinde olduğunu anlamakta en zorlanan kişi belki de. GÖP’ün cezaevindeki gazeteciler için yaptıklarının önemini, gazeteci arkadaşlarımızdan farklı bir şekilde ifade ediyor: “Ben dünyada ilklere imza atmış bir hekim ve biliminsanıyım. İyi ki Başkent TV’yi kurmuşum. Siz meslektaşlarınıza sahip çıkıyorsunuz. Benim meslektaşlarımdan, üniversitelerden ses çıkmıyor.”

Silivri’de ziyaret ettiğimiz meslektaşların o karşılaşma anlarında gözlerinde parlayan ışık “dayanışma”nın ne denli erdemli ve güzel bir eylem olduğunu kavramaya yetiyor. O dayanışma adına yurtdışından gelen Avrupa Gazeteciler Federasyonu Başkan Yardımcısı Philippe Leruth, içeri alınmadığı cezaevinin kapsında saatlerce bekliyor. “Giremesem, göremesem de, burada bekleyip dayanışmamı göstereceğim” diyerek.

Söylenecek çok şey var; ama dediğim gibi “ulu çınar” Halit Çelenk’i uğurlama zamanı şimdi. Söylenecekleri, benim söyleyebileceğimden çok daha güzel söylemiş Attila (Aşut) Abi. İzniyle, aynen aktaracağım:

“Karşıyaka’daki ‘Üç Fidan’ımızın yanı başında şimdi bir de ‘Ulu Çınar’ımız var!

Halit Çelenk, yaşarken hep onlarlaydı; onlardan hiç ayrılmadı.                                  

Her daim Deniz’leri yazdı, andı, anlattı, yaşattı.

Genç yaşta toprağa düşen devrimcilerle soluk aldı.

fiimdi hepten kavuştular. Artık sonsuza dek birlikteler...

Halkımız gibi, ‘Karşıyaka’nın Üç Gülü’ de bağrına bastı büyük insanı.

6 Mayıs, bundan böyle devrimcilerin ‘kavuşma günü’dür.

6 Mayıs, yeni bir ‘fieb-i Arus’tur!

O güzel insanlar, o güzel atlara binip gitseler de...

‘Fidan’larımız ve ‘Çınar’larımız, insanlık var oldukça yaşayacaklar...”

Etiyle, kemiğiyle, kanıyla, canıyla da yaşatmak gerek insanlarımızı. Gençlerimizi. Memleket seçime giderken, ölüm havası hakim oluyor doğuya da batıya da. Ölüm nutukları atıyor siyasiler; gencecik ölen polislerin, Kürt çocukların ardından.

Ölenlerin ardında saf tutmaya başladık yine; cenaze namazlarında. Diyarbakır’da yaşlı, genç on binlerce insan; gözü oyulmuş, kolu koparılmış genç ölülerin ardında namaza durup, yürüyorlar. Kepenkler kendiliğinden kapanıyor, öfke büyürken.

Öfke Samsun’da da saf tutuyor; daha 30’larında yaşamdan koparılan gencecik polisin ardında. Babasının ardından öyle bir bakışı var ki, küçük Burak’ın! “Neden?” diyen iki koca soru işaretine dönmüş güzelim gözleri…

Tehlike dörtnala kalkmış geliyor üzerimize! Aklın asılması gerek dizginlere, durdurmak şart üzerimize geleni.