Google Play Store
App Store

İktidar yerel seçimlerin ardından kaybettiği oyları yerine koymak için hiçbir fırsatı kaçırmadan tüm tuşlara basıyor. Konuşulmayan tek şey yoksulluk. Propaganda siyaseti her zaman olduğu gibi kavramlar üretiyor. Kavramlar üzerinden düşmanlaştırıyor. Sloganlar yaratıyor. Siyasi aktörler, kullanışlı gazeteci ya da sanatçılar üzerinden ortaya atılan her bir cümle hemen sosyal medyada troller aracılığıyla bilene bilmeyene argüman üretiyor. Başka ülkelerin gündeminden bize özgü yeni tartışma konuları uyarlanıyor. Bu yönetim biçiminin en kullanışlı aparatı olan kutuplaştırma çoklukla gücünü mağduriyet öykülerinden alıyor. Çok partili seçim sistemine geçişten bu yana sağ iktidarların blok dönemlere yayılan yönetim evreleri yokmuşçasına faturayı hep Cumuhriyet’e, laik rejime kesmek böylece mümkün olabiliyor. Hatta sağ iktidarların, eğitim başta olmak üzere gericiliği destekleyen politikaları, baskıcı uygulamalarıyla daima hedefte olan ve bugüne değin bırakın iktidar olmayı istatiksel olarak geniş erişimli bir muhalefet cephesi yaratması bile mümkün olamayan komünizm, sosyalizm rejimlerinin iktidara gelme olasılığı da bir korku unsuru olarak gündemde tutuluyor. Bu doz ihtiyaca göre dönemsellik gösterse de acil müdahale için, gerçeği örten ve halkı aldatan açıklamalarla iktidarını temize çekenlerin iç cebinde hep bir şırınga var.

22 yıllık blok iktidarını inanç özgürlüğünün kısıtlanması mağduriyetine dayandırarak mazlumlar cephesini Cumhuriyet ve demokrasi karşıtı bir rejim için kenetleme stratejisinin en kullanışlı aparatı karşı cepheyi çeşitli başlıklar altında şeytanlaştırmak. Bunun için din ve mezhep ya da etnik köken propagandalarının kapsadığı muhalifleri de içerecek yeni hatlara ihtiyaç duyuluyor. Son dönemlerin popüler tanımıyla ifade edelim; buyurun size hakkında tuhaf soruşturmalar açılarak “etkisiz hale getirilmesi” gerekenler listesi! Muhalif siyasetçiler, yerel yöneticiler, gazeteciler, sendikalar, barolar…

Çoklu baro yaratamadık o zaman güçlü muhalif baroya da kayyum atamaya bakalım! Geçmişte Ergenekon başta olmak üzere birçok dava iddianamelerinde yer alan kokteyl örgütler bu ara yerini barış /çözüm sürecine karşın (!) PKK, PYD, KCK, YPG, YDG-H çeşitlemesiyle yerel yönetimleri, tüm muhalefeti hedefliyor. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim ekibi hakkında açılan soruşturma ve el yükselterek gelen yerel yönetim kayyum atamalarını iyi okumak gerekli. Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle başlayan ve yerel seçimlerde büyük kayıp yaşanarak elden kaçırılan mevzileri yeniden kazanma formülünü meşrulaştıracak yeni propaganda araçları, yaftalar da gerekli.

“Siyasal Alevicilik” işte bu ihtiyaca hizmet etmek üzere seçimlerden kısa bir süre önce güçlenen CHP’yi Alevi olan lideri üzerinden ülke çapında parti üyelerini de hedefe alarak yıpratmak, siyasi taraftarlık ateşini genişletmek üzere ortaya atıldı. Yerel seçim kaybının ardından Siyasal İslâm cephesi için kullanışlı Suriye rejim değişimiyle parlatılarak yaygınlaştırılıyor. Dini kullanan bu düşmanlaştırma, yeni olmayan ama tehlikesi her zamankinden büyük bir hamle! Siyasal İslâm’ın Suriye’de iktidarı ele geçirmesiyle birlikte Büyük Ortadoğu Projesi ve bu projenin ağabeyliği için emperyalizmin şimdilik(!) işine yarayacak şekilde yamacında tuttuğu ülkemizdeki Siyasal İslâmcı-Milliyetçi ittifak çok tehlikeli bir mezhepsel çatışma ortamı hazırlıyor.

Siyasal İslâm kavramı, dini inancın siyaseti şekillendirdiği, şeriat hukukunu uyguladığı yönetim biçimini modern devletin tüm unsurlarını, içi boşaltılan demokrasi, bağımsızlık, barış gibi kavramların gücünü de arkasına alarak kullandığı bir ideoloji rejimidir. Bilimsel olarak tanımı yapılırken özellikle din kötülemek gibi bir gayesi olmamıştır. Bugün Ortadoğu’da birçok ülkenin yönetim biçimidir. Oysa Alevilik bir felsefedir. İnanç dayanağını ise hümanizmden alır. Dayatma barındırmayan bu düşünce mezhebin ötesinde bir kültürdür. Cihat farzı da yoktur. Kimseyi Alevileştirme gayesi taşımadığı gibi Alevi olmayana saldırdığı, yok ettiği görülmemiştir. Bu anlayışı ülkemizin çağdaş yaşam özgürlüklerini kısıtlayarak her alanda bir baskı unsuru olarak uygulayan iktidarın eleştirisinde rejimin tarifi olarak olumsuzluklarıyla, çelişkileriyle gündeme geldikçe kavga edilecek yeni bir kitle yaratma dürtüsü ile ortaya atılan Siyasal Alevilik kavramının altı bu nedenle boştur. Alevilik toplum ya da siyasi düşünce üzerinde hegemonya kurmaz. Skolâstik değildir. Bireysel özgürlüklere saygılı, kadın-erkek eşitliğine dayalı, insancıl, paylaşımcıdır. Dolayısıyla bugüne kadar bir rejim olarak söz sahibi olmayı Muaviye’den bu yana yaşam hakları, inancı sorgulanan, hedefe koyulan, kıyılan, katledilen olmuştur. Alevilerin siyasette, kamuda görev alması yükselmesi bile aleni olarak engellenirken bu tanımla baskıcı, müdahaleci ve dışlayıcı olarak hedef alınmaları temelsiz ve sadece gülünçtür.

31 Mart seçim sonuçları Erdoğan’ın geçiştirmek istediği gibi basit bir “yol kazası” değildir. Düşmanlaştırdıkları, ayrıştırdıkları, ezdikleri ve sömürdükleri kesimlerin gün geçtikçe genişlemesi, kendi mahallelerine taşan baskılar ve yoksulluğun kaçınılmaz sonucudur. Bunu aşmak için de halkın seçim iradesi, tercihleri yok sayılarak kayyumlar atanırken din istismarı ile kutuplaştırma ve hedef göstermeyi tercih edenlerin söylemi din kardeşliği üzerinden kenetlenme arzusunu aşarak ciddi tehdit oluşturan ve geçmişte büyük acılara mâl olan bir sorumsuzlukla maksadını aşarak çok tehlikeli bir yere doğru gidiyor. Erdoğan, Özgür Özel’e yüklenmek için ortaya bazı sorular atmış. “Halep Kalesi'ne asılan ay yıldızlı al sancak CHP'ye niye dokunuyor? Hama'nın, Humus'un camilerinde Türkiye için yapılan dualar sizde neden hazımsızlık oluşturuyor? Emevi Camisi'nde kılınan namaza CHP'nin tepki göstermesinin sebebi nedir? 1 milyon evladını kaybetmiş Suriye halkıyla alıp veremediğiniz nedir? Haktan hukuktan dem vurmayı seviyorsunuz, niçin belediye başkanlarınızın hukuk tanımazlıklarına sesinizi çıkarmıyorsunuz?” Tamamı inanç üzerinden fetih vurgusu içeren; Suriye’deki rejim değişikliğini Türkiye’nin zaferi haline getirerek kaybedilen oyları geri almak için fırsat yarattığı düşüncesiyle başlayan konuşmanın sonu neden ve nasıl oluyorsa CHP’li belediyelere çıkıyor. Amaç bu denli açık. Ardından da o çok tehlikeli mezhep vurgusuyla açıkça hedef alınanlar Aleviler oluyor: "Fikri akrabalıkları olan Baas rejiminin düşmesini hazmedemediler. Hadi eski genel başkanlarının kuyruk acısını biliyoruz. Onun Baas rejimi ve Esed sevgisinin altında farklı sebepler var ama yeni genel başkanın niçin bu kadar rahatsız olduğunu merak ediyoruz."

Hafta sonu Özgür Özel İzmir’de belediyelere yönelik haksız engellemeler ve kayyum atamalarıyla ilgili Korkusuz Kentler Çalıştayı’nın kapanış konuşmasında bu çıkışa yanıt verirken çok yerinde uyarılarda bulundu. “Bu herhangi bir söz değil. Bu sözün içinde siyasette hiç olmaması gereken bir şey var. Bir ülkenin vatandaşlarını, siyasetçilerini inançlarına mezheplerine ya da etnisitelerine göre ayırıp siyasete alet etmek. Ne Kılıçdaroğlu ne de ben din ve mezhep konuştuk. Biz okula, kışlaya, camiye siyaset sokmayız. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun inancını mezhebini hatırlatarak onunla Esad üzerinden bir bağ kurarak, hem Suriye'de haklı olarak tedirgin Arap Alevilerini yalnızlaştırarak, hedefe koyarak çünkü mezhep vurgusunun Suriye'den duyulduğunu da bilerek çok tehlikeli bir işe kalkışıyor. Biz hiç yapmadığımız hep muhatap olduğumuz ama asla içine girmediğimiz bu tartışmaya sakın diyoruz!”

Doğrudur, şiddetin bu denli sıradanlaştığı ve suçluya da tahrik olma, eyleme geçme, cezalandırma hakkı tanıyan koruma kalkanı sağlandığı günlerde din ve mezhep üzerinden siyasete alet edilen bu söylem çok tehlikeli. Bu söylem açık yaraları kanatır. Suriye’de yeni rejimin Alevilere yönelik şiddet ve kıyım haberleri tehlikenin ve mezalimin habercisi. Ne orada ne ülkemizde dökülecek bir damla kan yaşamdan koparılan bir can umarsızlığa terk edilebilir. Ülkesinde barış çağrıları yapan birinin bu acılara duyarsız kalması ve sırt dönüp tuhaf propaganda aracı olarak güçlü mezhep arayışına düşmesi barış görüşmeleri için de bir işaret fişeği olmalı. Bir kibrit çakımı yakınlıkta ama adaletsizliğiyle öte dünya kadar uzakta uyuyan örgütlü kötülüğü davet etmek var oluş için emperyalizmin kasasına muhtaç, gözünün içine bakan iktidar için de en az bu ülkenin mezhebi ne olursa olsun iyi, adil ve eşit yaşam hak eden yurttaşları için de hayırlı olmaz! Hem de hiç!