Teknolojik üstünlük ve Yeni Sanayi politikası - London Consensus 4
Yazı dizisinin dördüncüsünde amacım Türkiye’nin ihtiyacı olan ekonomik yeniden yapılanmanın temel taşlarını dünyadaki ekonomik gelişmeleri merkeze alarak nasıl kurgulayacağımızın yolunu bulmak. Keza dünya ekonomisi, doğal kaynaklara veya ucuz emeğe dayanan üretim modelinden hızla uzaklaştı. Teknoloji ve yenilik kapasitesine dayalı rekabetin merkezi olduğu bir evreye girdi. Geleneksel sanayi üretimi, evet hâlâ önemli ama ülkelerin kaderini artık sanayi politikalarının şekli belirlemiyor. Teknolojik üstünlüğü yakalayan önde. Özellikle yapay zekâ (YZ), ileri veri analitiği, yüksek katma değerli üretim ve yenilikçi teknoloji alanları bir tercih değil, ülkeler için stratejik zorunluluk.
London Consensus’ın yeni paradigmalarından en kritiği teknoloji, yenilik ve YZ odaklı yüksek katma değerli üretim kapasitesini devlet, özel sektör ve akademi arasında yeniden kurulacak bir dengeyle oluşturmak. Firmalar kadar devletlerin de stratejik planlarına YZ ve teknoloji kapasitesini merkeze koyması zorunlu. Neoliberal politikaların küçültmeyi hedeflediği devlet kapasitesi bu yeni dinamikler içinde yeniden başrole çıkıyor. Çünkü yüksek teknoloji üretimi, yalnız sermaye değil, insan kaynağı, eğitim-sağlık politikaları, AR-GE altyapısı, veri politikası, fiziksel yatırım, ortak standartlar, regülasyon ve uzun vadeli planlama gerektiriyor.
Devletin “sadece düzenleyici” sınırları aşması gerektiği farkındalığına sahip yöneticilerin elinde hedeflerle uyumlu destekler veren, yatırım yapan ve tabi koordinatör olarak devreye giren şekilde baştan aşağıya kurgulanması gerekiyor.
TÜRKİYE’DE DURUM: POTANSİYEL, GİRİŞİMLER VE POLİTİKALAR
Türkiye’nin şu anda temel yol haritası olarak elinde 2021–2025 dönemini kapsayan Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi (UYZS) var. Hedef yapay zekâ uzmanlarının yetiştirilmesi, TechVisa programıyla yeteneklerin ülkeye çekilmesi, üniversitelerde veri bilimi ve yapay zekâ odaklı yeni programlar açılması. Özel sektör açısından Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI) gibi kurumlar, yapay zekâ ekosistemini inşa etme, girişim ve firmaları destekleme, kapasite artırımı ve farkındalık yaratma görevini üstleniyor. Olumlu adımlar olsa da bütüncül değişim gereğini yakalamaktan uzaklar.
Anadolu Ajansı kaynaklarına göre 2025 itibarıyla Türkiye’de “üretken yapay zekâ” kullandığını beyan eden bireylerin oranı %19,2’ye ulaşmış durumda. Bu, toplumun ve iş dünyasının YZ’ye yöneldiğini gösteren bir sinyal olsa da devletin rolünün yeniden ön plana çekilmemesi nedeniyle kapsamlı bir dönüşüm programı uygulanamıyor.
Halbuki genç işsizliğinin çift hanelerde olduğu Türkiye, OECD verilerine göre üniversite mezunlarının işsizlik oranının genel işsizliğin üstünde olduğu tek Avrupa ülkesi. Eğer Türkiye, sanayi politikası, eğitim-istihdam bağlantısı, nitelikli iş gücü üretme ve gençleri işgücüne kazandırma alanlarında adımlar atmazsa, bu genç nüfusu zaten ezmekte olan ekonomik hem toplumsal riskler daha da artacak.
Halbuki teknoloji ve yapay zekâ odaklı üretime geçiş sadece ülkenin rekabet gücünü artırmak için değil. Aynı zamanda istihdam yapısını daha kaliteli, daha kalifiye ve daha dayanıklı hâle getirebiliyor. Yakıcı genç işsizliğine çare olmak adına o zaman Türkiye’nin teknik altyapı ve insan kaynağı odaklı yatırımlarla YZ ve yüksek katma değerli teknoloji üretiminde bir sıçrama yapabilecek potansiyelini destekleyen hedefli politikalar gerekiyor. Çünkü geleneksel sanayi ya da hizmet sektöründeki emek yoğun, düşük maaşlı, kırılgan işlerin yerini; yazılım mühendisliğinden veri analistliğine, yapay zekâ geliştirmeden AR-GE uzmanlığına kadar orta ve yüksek beceri gerektiren işler alıyor.
Bu dönüşümün, orta sınıfın büyümesine katkı sağlarken, genç nüfusun nitelikli iş bulma umutlarını artıracağına şüphe yok. Türkiye gibi genç nüfuslu, %30’a yakın geniş işsizliğin olduğu bir ekonomide bu potansiyel, sosyal istikrar ve ekonomik dinamizm açısından kritik.
TÜRKİYE İÇİN BİR DÖNÜŞÜM FIRSATI
Bugün Türkiye’de bütün bu potansiyeli gerçekleştirecek bir hükümet vizyonu yok. Yapılan çalışmaların parçalı yapısı bunu doğruluyor.
Kamunun kurumsal çerçevesini 2018’den bu yana bilinçli şekilde yıpratan iktidar da kâğıt üzerinde şık görünen kendi yaptığı planların hayata geçirilemeyişinin en basit nedeni. 2018 cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle beraber açıklanan Orta Vadeli Programların bugünün gerçekliğinden bile ne derece uzak olduğuna bakınca gelecek adına umutlu olmak da mümkün değil. Yalnız AR-GE yatırımlarının yetmeyeceği bu gelecekte hukuk, regülasyon, veri güvenliği, standartlar, kaliteli kamu eğitimi, nitelikli insan kaynağı yönetimi ve uzun vadeli strateji ile planlı ilerleme şart.
Türkiye, doğru kaynak yönetimi ve bölgesel avantajlarla bu yarışta yer alabilecek potansiyele sahip. Bu potansiyel, yeni bir devlet-akademi-özel sektör işbirliği ve uzun vadeli vizyonla bir sıçrama alanına dönüşebilir. Ancak bu sıçrama tesadüfi gelmeyecek. Planlı, kararlı, hedef odaklı, kapsayıcı ve devrim niteliğinde değişime soyunacak bir siyaset ile mümkün.


