Telaşa mahal yok(muş)
Yağmur eşliğinde yazı yazmayalı aylar olmuştu. Haftalardır bunaltan sıcaklardan sonra hafif bir serinlemenin verdiği rahatlıkla yazıyorum bu yazıyı. Lakin coğrafya hala sıcak. Öyle böyle değil, çok sıcak…
İnsanlar, dengelerini yitirir oldu sıcaklardan. Suriye kaynıyor, Malatya çok ısındı, Galatasaray Lisesi'nin önü buharlaşmak üzere. Taksim, Kadıköy her an alev alabilir.
Ama ne mutlu ki; bizleri böyle zamanlarda “Telaşa mahal yok/Olaylar abartılıyor/Her şey kontrol altında” üçlemesiyle sukünete davet eden bir devlet ve onun hükümeti var. Bu hararetli günler ve gündemlerde, böylesi “üflemeler” içimizi serinletiyor! Eksik olmasınlar…
Geçen haftaki yazımı “Haftaya Londra Olimpiyatının keyfiyle buluşmak üzere” diyerek bitirmiştim. Ama ülkedeki futbol ateşi, en az olimpiyat ateşi kadar yakıcı maaşallah. Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki ezeli mücadele, futbola ara verdiğimiz şu günlerde bile hızını kesecek gibi görünmüyor. Bu kez de bildiri savaşları şeklinde mücadele ediyorlar.
Delinin biri kuyuya taş atınca kırk akıllı o taşın peşine düşermiş ya, futbolda da böyle bir durum var. Ama küçük bir farkla… Bizim akıllımız yok!
Tüm bu saçmalıklara dur demesi gereken kurum olan Türkiye Futbol federasyonu (TFF) ise tıpkı hükümetin yaptığı gibi “Telaşa mahal yok/Olaylar abartılıyor/Her şey kontrol altında” sözlerinden başka bir şeyler geveleyemiyor ne yazık ki. (Sahibinin sesi mi dedi birisi? Hadi canım siz de!)
Aziz Yıldırım, Divan Kurulu'nda birçok şeyden bahsetti. Birçok kişi ve kuruma göndermeler yaptı. Aslında söyledikleri ilk kez duyduğumuz sözler değildi. 3 Temmuz’dan bu yana, özellikle de mahkeme süreci boyunca defalarca aynı şeyleri dinlemiştik kendisinden. Yani Fenerbahçe tarafında değişen bir şey yok. Beni asıl şaşırtan TFF’nin kurumsal kimliğini bu kadar yerin dibine sokmasıdır. Yıldırım Demirören’in AKP hükümeti vasıtasıyla bu göreve getirildiğini ve bu federasyon yönetiminin bir misyoner yönetim olduğunu daha önce yazıp çizmiştik. Ancak her ne olursa olsun, böyle hassas dönemlerde bir kurumun kendisini bu derece saklama çabası göstermesini anlamak mümkün değil.
UEFA, takımları Avrupa kupalarından men eder TFF’nin sesi çıkmaz, Galatasaray’la Fenerbahçe alenen birbirine girer TFF’nin sesi çıkmaz, mahkemeler TFF’ye bağlı kurumların verdiği kararın tam tersini verir TFF’nin sesi çıkmaz, Fenerbahçe havuzdan ayrılırım der, TFF’nin sesi çıkmaz…
Şimdi “Olur mu hiç, Demirören bu konuda açıklama yaptı” diyenler olabilir içinizden. Ama işin aslı inanın o değil. O açıklama, Kulüpler Birliği’nin baskısıyla yapılmış bir açıklamadır ve dikkatli okursanız dil olarak Fenerbahçe’nin sertliği yanında pamuk helva kalır…
Şimdi önümüzde 12 Ağustos’ta oynanacak olan Süper Kupa maçı var. Yeni Erzurum Stadyumu'ndaki maçın hangi atmosferde oynanacağını tahmin etmek zor değil. Saha içindeki sporcuların bu kirlilikten çok fazla etkileneceğini düşünmüyorum lakin maç için özellikle İstanbul’dan Erzurum’a gidecek olan her iki takım taraftarlarının ruh halleri hiçte iyi değil…
***
Haftaya şu konuyu konuşuruz demekten vazgeçmek lazım. Beceremedim affola…


