Terörsüz?
Toplumda aylardır Kürt Sorunu bağlamında çok güçlü bir biçimde Terörsüz Türkiye rüzgârı estiriliyor.
Terörsüz Türkiye hiç kuşkusuz özellikle son yarım asır boyunca herkesin ortak özlemidir. Bununla ulaşılacak “barış” çok değerlidir.
Ancak estirilen Terörsüz Türkiye rüzgârı hiç de barışa gebe ya da onu doğuracak bir nitelik taşımıyor; giderek CHP karşıtlığına dayandırılıyor.
ALTYAPI YOK
Terörsüz Türkiye’nin her şeyden önce “alt yapısı” yok.
Ülkede hukukun en temel kuralları, örneğin Eski Roma’dan buyana bir insanlık değeri olarak alınan “suçlu olduğu kanıtlanıncaya kadar” herkes suçsuzdur kuralı bu topraklarda yıllardır geçerli değildir. Eklenmesi gereken bir nokta da yargı yetkisinin en tepesinde bulunan AİHM ve AYM kararlarının hiçe sayılabilmesidir. Gerçekte bir bütün olarak bakıldığında toplumsal yaşamın temeli olan hukuk alanında da kargaşa yaşanıyor.
İkincisi, “seçmenin dediği olur” kuralı giderek işlemiyor. 14 Mayıs 2023 Genel Seçimlerinden buyana Hatay Milletvekili Can Atalay hapistedir; Yerel yönetim seçimlerinde yine yıllardır Doğu ve Güneydoğu’da uygulanan “kayyum” atayarak “seçmenin isteğini hiçe sayma” Mart 2024’ten buyana büyüklü-küçüklü onca CHP’li belediyeyi kapsayan bir biçimde sürüyor. Bu uygulamalar kanıtlıyor ki “yönetimi seçmen belirler” ilkesi işlerliğini yitiriyor.
Üçüncüsü, Terörsüz Türkiye konusunun tartışılabilmesi için “basın-yayın” özgürlüğünün var olması bir önkoşuldur. Geçtiğimiz ay TELE 1’e el konulması ve Meydan Yanardağ’ın tutuklanması, bu hafta da Fatih Altaylı hapsi, kısaca, ülkemizin basın özgürlüğünün “durumu” Terörsüz Türkiye sürecinin “özgürce” değerlendirilmesine hiç elverişli değildir.
Bugüne dek ele alındığı biçimi kanıtlıyor ki, Terörsüz Türkiye’nin dördüncü ayağı diyebileceğimiz, “uluslararası boyut” da hiç yok. Bir taraftan “Türkler, Kürtler ve Araplar” deniliyor; diğer taraftan Kürtlerin Türkiye dışında üç ayrı ülkede yaşadıkları unutuluyor ve Araplar ile neyin anlatılmak istendiği açıklanmıyor. Böylece, Türkler, Kürtler ve Araplar üçlüsünün öngörülen Terörsüz Türkiye’de “neden ve nasıl” bir araya geleceği tamamıyla boşlukta bırakılıyor.
Uluslararası açıdan çok büyük bir boşluk da bu fotoğrafta “dış boyutun” yokluğudur. Türkiye’de Ilımlı İslam siyasetinin egemen olmasını istediği bilinen ve Öcalan’ı çeyrek yüzyıl önce Türkiye’ye teslim eden ABD nerede? Diğer taraftan ABD’nin Suriye Temsilcisi de olan Ankara Büyükelçisi Türkiye’yi de içine alan bölge için hemen her gün bir siyasal harita çiziyor. Kısaca, ABD belirsizliği de Terörsüz Türkiye girişimini de çok kuşkulu kılıyor.
Hukuktan ABD’ye uzanan bu belirsizlikler Terörsüz Türkiye’yi de belirsiz kılıyor.
CHP’SİZ!
Bu süreçte, açıktır ki, CHP’ye özel bir “siyasal terör” uygulanıyor.
Yerel Seçimlerde ülkenin en büyük partisi olan, ancak yereldeki iktidarı tutuklama ve hapislerle engellenen CHP son olarak Terörsüz Türkiye çalışmalarının “İmralı’ya gidiş” ayağına katılmadığı için çok yoğun bir saldırı altında bırakılıyor. İmralı’ya gidişin içeriği iyice bilmeceye dönüşürken halkın CHP’den uzak durması için yerinde deyimiyle terör estiriliyor. DEM de iktidarın iki partisiyle birlikte CHP’yi yerden yere vuruyor. Bununla da yetinilmiyor; CHP içinden tarihteki Truva Atı ya da “beşinci kol” yeniden çalıştırılıyor. Ülkenin bugünlere gelmesinin baş sorumlusu olan CHP’nin eski genel başkanı, suçlu olduğu karara bağlanmamış partililerinin “rüşvet aldığını” hukukun en temel ilkesini hiçe sayarak öne sürebiliyor; bununla da yetinmiyor CHP yönetimini İmralı’ya gitmediği için iktidar artı DEM ve CHP’ye yön vermeye alışan sağcı basının ağzıyla eleştiriyor. Başkan Erdoğan da Terörsüz Türkiye sürecinde CHP’yi koynunda “yılan beslemekle” ve “yolsuzlukları perdelemekle” suçluyor.
Özetle, ülke bir tarihsel dönüm noktasındadır. Ancak saldırılan CHP’dir.
Neden? Çünkü CHP, “egemenliğin kaynağının” seçmenin olması, hukukun üstünlüğü, kadın-erkek eşitliği, barış v.b. Cumhuriyet’in değerlerinin siyasal hareketidir. Yıllardır yok edilmek istenen bu değerlerdir.
Ancak, kazın ayağı öyle değil; tarih ırmağı tersine akıtılamıyor.
19 Mart 2025 Mart sonrasında İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra halkın büyük desteğini arkasına almayı başaran CHP, 28 Kasım’da başlayan ve bugün tamamlanan 39. Olağan Kurultay’da “İktidar Zamanı” diyerek, Cumhuriyet Değerleriyle çok daha güçlenerek yeni bir yönetim, Genel Başkan Özel ve Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu öncülüğünde iktidara yürüyor.


