Teyze, amca bir imza ver
Az buz korkutmadı bizi anam. Uzun süre hasta yattı. Atlattı, kalktı. Dün, “İmamoğlu özgür olsun, erken seçim yapılsın” diye imza atmış!
O bizi korkuttu ya, ben de onu korkutayım diye; “Yazarım bak!” dedim. “Yaz yaz, korkmuyorum. Yaşıyorum ben, yaşıyorum!” dedi.
Gençler korkmadıklarını gösterdiler zaten. Risk alıp sokağa çıktılar, barikatı aşıp yol açtılar, tutuklandılar… Çocukları gözaltına alınan, tutuklanan aileler “Anne-Baba Dayanışma Ağı” kurdular. Cesaret dalga dalga yayılmaya başladı.
Şimdi önemli olan dalganın büyümesi. Çok basit ve bir o kadar da net bir şeyi; totaliterliğe karşı hukukun herkes için aynı işlediği parlamenter bir sistemi, isteyen herkesi kapsayacak kadar genişlemesi. Eylemlerinin çeşitlenip renklenmesi.
Şimdi bir imza kampanyası var: “Adayımızı yanımızda, sandığı önümüzde istiyoruz!”
Bir imza işte, ne olacak?
Şimdi önümüze konan işlere dudak bükme; “imza işte”, “miting işte”, “boykot işte” deme zamanı değil! “Miting değil, eylem yapıyoruz!”
Şimdi önemli olan bu duyguyu köreltmemek, bu dalgayı duraksatıp zayıflatmamak. Bölmemek, parçalamamak.
Anam da imza atmıyor, bu yaşında eylem yapıyor!
Selçuk (Candansayar), uzmanlık alanının bilgisiyle bu işlerin bireyde yarattığı değişimi de yazmıştı: “‘Tekil eylemimle bir şeyi değiştirebilirim’ duygusu aşılıyor insanlara.”
2017’de, TRT 39. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği konuşmasında Erdoğan da o müthiş dizeleri okumuştu: “Çalıyorum kapınızı, / teyze, amca, bir imza ver. / Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler.”
Nazım, Hiroşima’dan “bir on yıl kadar” sonra, o dizeleri yazarken dünya hala II. Dünya Savaşı’nda ölen 70 milyondan fazla insanın yasını tutuyor, nükleer silahlara öfke kusuyordu. Atom bombası yasaklansın diye imza kampanyaları yapılıyordu. Kapılar görünmez ölü çocuklar adına çalınıyordu bir imza için!
Şimdi, biri çalarsa kapınızı görünmez bir ölü çocuk olmayacak. Yaşayan bir genç, capcanlı bir kadın olacak. Yaşayan biriyseniz siz de, ya kapınızı çalanın getirdiği belgeyi ya internetten indirdiğinizi imzalayacak; çocuklar hapsedilmesin, adaylar hapsedilmesin, Türkiye siyasette adil yarışılan bir parlamenter rejim olsun diye imza vereceksiniz.
Bir imza işte, ne olacak?
1950’de Dünya Barış Konseyi’nin Stockholm’da toplanan kongresinde başlattığı nükleer silah karşıtı kampanyada kimi iddialara göre 300 milyon imza toplandı da nükleer silahlar ortadan mı kalktı?
2000’lerde iklim değişikliğine karşı milyonlarca imza toplandı da ne oldu? Kapitalizm vaz mı geçti dünyanın içine etmekten?
2020’de, “Nefes alamıyorum, nefes alamıyorum!” çırpınışlarına karşın, tutuklarken boğazına bastıran polislerce öldürülen George Floyd’a adalet için 18 milyondan fazla imza toplandı da siyah Amerikalılara karşı polis baskısı sona mı erdi?
Dünyayı değiştiren imza kampanyaları da olduğunu anlatarak sizi ikna etmeye çalışmayacağım.
Bu sorular sizi bir imza vermekten alıkoyuyorsa, “yaşıyorum” demeyin!
Bir imza, bakın görün neler değiştirecek. En azından sizi nasıl değiştirecek. “Korkmuyorum, yaşıyorum!” diyen bir ses yükselecek içinizden. Olup bitenlerin daha çok farkında bir vatandaş olacaksınız. Muazzam bir topluluğun parçası olduğunuzu, geleceği kendi ellerinizle şekillendirme gücünü hissedeceksiniz. Bana inanmazsanız scsayar@birgun.net’e mail atıp sorun; ruhunuz sağalacak.
Hiçbir eylem bir anda sonucuna ulaşmaz, yalnızca ve hemen toplumu değiştirip dönüştürmez. Önce katılanı değiştirip dönüştürür. Bir imza atacak, değiştiğinizi hissedeceksiniz.
Bir de dünya rekoru olacak 27.73 milyon imzaya ulaşırsanız, görün bakın neleri değiştirebileceğinizi hissediyorsunuz!


