Tragedyaların görünmez emekçileri sahnede: Haberci
Haberci oyununun üç habercisi de, kralların, savaşçıların, alıştığımız ana karakterlerin yokluğunda sahnede böyle parlıyor.

Ece Vitrinel - Doç. Dr.
28. İstanbul Tiyatro Festivali geçtiğimiz Salı akşamı, festivali yeniden ziyaret etmesi on yıldır beklenen Schaubühne Berlin topluluğunun coşkulu III. Richard performansıyla son buldu. III. Richard oyununun, bu yıl Berlin Film Festivali’nden en iyi senaryo ödülüyle dönen Ölmek (Glasner, 2024) filminin, Tom Tykwer’in de yaratıcılarından olduğu Babylon Berlin dizisinin ve daha pek çok başka şeyin yıldızı usta Alman oyuncu Lars Eidinger idi. Kralı canlandıran Eidinger, iki akşam üst üste 150 dakika oynayıp iki gece üst üste sabahlara kadar DJ’lik yaparak dans ortamlarının da kralı olduğunu biz tebaasına ispat etmiş oldu. Benim burada yazmak istediğim oyunsa III. Richard değil. Bir başka tebaanın başına gelenleri, antikçağda bitmeyen savaşlara, her çeşit trajediye tanık olmuş Thebai Devleti’nin tarihini; doğal felaketleri, kral ve kral adaylarının birbirlerini kesmesini, yeni kralın kim olduğunu "usulüne uygun" bir biçimde halka taşımakla görevli habercilerin gözünden anlatan Haberci.
Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın Şatonun Altında ve Kalabalık Duası’ndan sonra üçüncü oyunları, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü desteğiyle üretilen ve İKSV 50. Yıl Genç Fonu’yla desteklenen Haberci, Festival’de sahne alan 19 yerli yapım arasında en çok ses getirenlerden biriydi. Antik Yunan metinlerinden hareketle Pınar Akkuzu ve Aslı Ekici tarafından yazılıp Güray Dinçol tarafından yönetilen oyun; resmî tarih yazımının seçtiği sıfatlara, kişisel iktidar mücadelelerinin halka ne şekilde sunulduğuna, medyanın çerçeveleme biçimlerine, beraberliğe "en çok" ihtiyaç duyduğumuz sonu gelmeyen "şu" günlerde, yani aslında her gün, iktidarların sorgulanması gereken olaylardan kahramanlık öyküleri çıkarma stratejilerine dair bir eleştiri olarak okunabilir. Fakat Haberci’nin alametifarikası, başrolü ve dolayısıyla sözü tragedyaların görünmez emekçilerine, sahnedeki varlıkları tanrılarla insanlar arasında haber taşıma işlevleriyle sınırlı, isimsiz, kimliksiz, hikâyesiz kahramanlarına emanet etmesi.
SÜJELER, OYUNCU OLMAYAN KARAKTERLER, HABERCİLER
Véronique Doisneau 42 yaşında, iki çocuk sahibi. Isabelle Huppert’e benziyor. 8 gün içinde Paris Opera ve Balesi’nden emekli olmaya hazırlanan bir dansçı. Ünlü Fransız koreograf Jerôme Bel’in Paris Opera Balesi için ürettiği 2004 tarihli, dansçının kendi adını taşıyan yarım saatlik Véronique Doisneau gösterisinde elinde tütüsü ve suyu, en çok hangi eserlerde dans etmeyi sevdiğini, hayallerini, hoşlanmadıklarını, kariyerini anlatıyor. Aylık net 3.600 avro kazanıyor. Doisneau, Paris Opera ve Balesi’nin hiyerarşisine göre solist rollerinde de dans edebilen bir “süje”. Yani dünyanın bazı en iyi dansçılarının yer aldığı ana kadroda ama hiçbir zaman “Étoile” yani yıldız, baş dansçı olamamış, soloya çıkamamış, hayal ettiği gibi Giselle’i canlandıramamış.
Gösterinin, memlekette üzülecek şey kıtlığı varmış gibi her izlediğimde (YouTube’da her şey var) hüzünlendiğim en çarpıcı yerinde Doisneau, Kuğu Gölü balesinde süje olmanın ne demek olduğunu, ona nasıl hissettirdiğini anlatıyor. Sahnenin merkezinde dans eden yıldızları, baş dansçıları parlatmak için 32 kadın dansçının birlikte dans ettikleri ama aslında uzun süreler boyunca “insan dekorlar” olarak hareketsiz kaldıkları, kendisinin çığlık atmak ya da sahneyi terk etmek istediği pasajlardan bahsediyor. Daha da iyisi, sekiz dakikalık ve üç dakikasında yalnızca bir yanından diğerine dönerek heykel gibi poz verdiği bir kısmı tek başına oynuyor, daha doğrusu “duruyor”. Ortada ışıldayan baş dansçıların, yıldız bir çiftin yokluğunda siz de o dakikalarca tek başına duran, aklından kim bilir neler geçen balerine odaklanıyorsunuz. Onunla beraber bağırmak istemiyor, dansçı vücudunun, duruşunun kusursuzluğuna hayran oluyor, yakında genç yaşta emekli olmak zorunda kalacak bir balerinin mesleğinin acımasızlığına hayıflanıyorsunuz. O kalabalığın içindeki görünmez dans emekçisi ilk defa kimlikleniyor, yıldız oluyor!
İşte Haberci oyununun üç habercisi de, kralların, savaşçıların, alıştığımız ana karakterlerin yokluğunda sahnede böyle parlıyor. Haberci’nin yaptığı, video oyunlarının oyuncu tarafından kontrol edilemeyen, sonsuz bir döngü içinde barda servis yapmak, yerleri süpürmek gibi bazı işlevleri yerine getirmekle yükümlü figüranları NPC’lere (non-player character) başrolü vermek gibi bir şey. Hiçbir zaman karakter olarak seçemeyeceğimiz için perspektiflerinden bakamayacağımız NPC’lerin aksine, tragedyaların isimsizleri haberciler bu oyunda perspektif kazanıyor. Peş peşe, birbirine benzer katliam ve yeni kral haberlerini verirken varoluşlarını sorguladıkları kırılmalar yaşıyorlar. “Çok uzun zamandır görmememiz gerekenleri gördük. Görmemiz gerekenleri ise görmedik” diyorlar ve yeni şeyler görmek, kendilerini bulmak istiyorlar.
Fiziksel Tiyatro Araştırmaları’nın 2016’da sahneye koydukları ilk oyunları Şatonun Altında’yla Macbeth’e hizmetlilerin bakış açısından oldukça sıradışı bir yorum getirdikleri hatırlanınca, Haberci’nin sözü görünmez olana verme tercihi şaşırtıcı değil. Üstelik Şatonun Altında’yı beraber tasarlayıp iki çamaşırcıyı en “ben fiziksel tiyatrodan anlamıyorum” diyeni fiziksel tiyatro sevdalısına dönüştürecek mükemmellikte canlandıran Gülden Arsal Yavuz ve Pınar Akkuzu, Haberci’nin de proje tasarımında yer alıyorlar. Haberci’yi Pınar Akkuzu’yla birlikte kaleme alan Aslı Ekici radarıma bu sezon da sahnede olan ve 31. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği tarafından “Yılın Genç Ekibi” ödülüne layık bulunan Reka Kolektif’in, günümüz gençlerinin durumunu neşeli bir karamsarlıkla anlattığı Aşalım Bunları oyunuyla girmişti. Oldukça üretken bir genç yazar ve yönetmen olarak Ekici’nin çokça umut vaat ettiği açık.
“BEKLEYELİM, BEKLİYORUZ, BEKLEYELİM...”
Haberci’de peşi sıra verilen birbirine benzer haberler bir noktada oyuna çıkış vermeyen bir kısırdöngüye dönüşüyor. “Ne yapalım?” diye soruyor haberciler ve bekliyorlar. Yeni bir haberi, kendilerini, kendi yollarını bulmayı... Bu noktada varoluşsal sorgulamalarında bir adım daha ileri gitmelerini, söz alanlarını biraz daha genişletmelerini bekliyorum habercilerin ama onlar da bekliyorlar. Fakat hareket tasarımında övgüyü hak eden Tan Temel’in koreografisiyle üç haberciyi clownesk bir yorumla canlandıran Adem Mülazim, İbrahim Can Sayan ve Büyük Zarifi Apartmanı’ndaki rolüyle Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” seçilen Çağdaş Ekin Şişman’ın çok başarılı performansları bu beklemeyi komedisi güçlü bir şova dönüştürüyor. Üçlünün prömiyerde ulaşılması zor bir uyum yakalayarak enerjileriyle tüm salonu sarması ve musikili bir finalle izleyiciyi avcunun içine alması önümüzdeki oyunlarda çıtanın daha da yükseleceğine işaret ediyor.
Haberci’yi 27 Kasım’da Alan Kadıköy’de, Aralık ayı içinde Zorlu PSM, yine Alan Kadıköy ve Fişekhane’de yakalayabilirsiniz.


