Google Play Store
App Store
Semra Kardeşoğlu

Semra Kardeşoğlu

semrakardesoglu@birgun.net

Ekonomik kriz, siyasal ortam ve adaletsizlik toplumu tükenişe sürüklüyor. Metropoll’ün araştırmasına göre Türkiye’de her 100 kişiden 61’i tükenmişlik sendromu yaşıyor. Prof. Dr. Bengi Semerci sonucun şaşırtıcı olmadığını belirterek “Geleceğe ilişkin beklentilerin azalması ve belirsizlik kaygıyı, kaygı tükenmeyi, tükenme kaygıyı artırarak bir kısır döngü oluşturuyor” dedi.

Tükenmişlik salgın gibi yayılıyor

Geçim sıkıntısı, işsizlik, yaygın şiddet olayları, adaletsizlik toplumu içten içe yok ediyor. Emekliler, emekçiler, öğrenciler, işsiz gençlerin umutları azalıyor. Tablo MetroPOLL Araştırma’nın 2025 yılı sonu verileriyle hazırladığı "Toplumsal Tükenmişlik ve Güven" raporuyla netleşti. Sonuçlar, Türkiye’nin ağır bir duygusal yorgunluktan geçtiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre toplumun yüzde 61’i yüksek veya çok yüksek tükenmişlik yaşıyor. Seçmenlerin neredeyse yarısı "hiçbir yere güvenmeyenler" sınıfında yer alırken, özellikle gençler arasında ülkeden gitme isteği "ana akım" bir düşünceye dönüşmüş durumda.

Raporun en çarpıcı çıktısı, Türkiye'nin 100 üzerinden 59 puanla "yüksek tükenmişlik" bandında yer alması oldu. Araştırmaya katılanların yüzde 61'i, günlük yaşamını belirgin bir duygusal yorgunluk, gündem baskısı ve gelecek kaygısı ile sürdürdüğünü belirtti.

KADINLARIN ÜÇTE İKİSİNDE TÜKENMİŞLİK VAR

Tükenmişliğin en yoğun hissedildiği kesimler ise kadınlar, gençler, işsizler ve öğrenciler olarak sıralandı. Kadınların üçte ikisinin (yüzde 66) yüksek tükenmişlik yaşaması, iş ve bakım yükünün yarattığı baskının bir göstergesi olarak yorumlandı.

Toplumdaki bu ağır tablonun bir sonucu olarak, son bir yıl içinde her iki kişiden biri (yüzde 44,3) psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtti. Zor zamanlarda vatandaşların yüzde 70'i ailesine sığınırken, psikolog veya psikiyatriste başvuranların oranı sadece yüzde 2'de kaldı.

HİÇBİR ŞEYE GÜVENMEYENLER ARTTI

Araştırma, Türkiye'deki "güven haritasını" da çıkardı. Sonuçlara göre toplum, yakın çevresine (aile/arkadaş) orta düzeyde güvenirken (50 puan), tanımadığı kişilere neredeyse hiç güvenmiyor (18 puan). Kurumlara güven ise 39 puanla sınırlı kaldı.

Seçmen profilleri üzerinden yapılan analizde, toplumun yüzde 45'inin "her yere güvensizler" kümesinde olduğu görüldü. Bu grup ne devlete ne kurumlara ne de diğer insanlara güveniyor. Özellikle muhalefet seçmeninin (CHP, İYİ Parti, DEM Parti) büyük kısmı bu güvensiz ve tükenmiş kitleyi oluşturuyor. İktidar seçmeni ise daha çok "kuruma yaslananlar" (Devlet çözer diyenler) grubunda yer alıyor.

EĞİTİMLİ GENÇLERDE ANA AKIM ‘GİTME İSTEĞİ’

Aidiyet ve göç konusundaki veriler ise beyin göçü tehlikesini doğruladı. Genel nüfusun üçte ikisi Türkiye'de yaşamayı tercih etse de, 18-34 yaş grubunda durum kritik. Gençler ve eğitimli kesimde "Fırsat olsa başka ülkede yaşamak isterim" diyenlerin oranı, ülkede kalmak isteyenlerle neredeyse başa baş noktasına geldi. Rapor, bu grupta gitme isteğinin artık marjinal bir düşünce değil, "ana akım bir seçenek" olduğunu vurguluyor.

Raporun sonuç bölümünde vatandaşların 2026 yılı beklentilerine de yer verildi. İlginç bir paradoks olarak, toplumun yüzde 47'si Türkiye'nin genel durumu için "kötü bir yıl" beklerken, kendi kişisel hayatı için yüzde 54 oranında "olumlu" bir beklenti taşıyor.

Araştırmanın sonuçlarını Psikiyatrist Prof. Dr. Bengi Semerci değerlendirdi:

BELİRSİZLİKLE İLGİLİ HABERLER BUNALTIYOR

En çok bunaltan haberlere ilişkin şunu söyleyebilirim; Yüzdeleri birbirlerine yakın ama isimleri farklı olsa da bunaltan şeylerin hepsi özünde aynı: Toplumsal süreçlere ve geleceğe ilişkin belirsizlik ve güvensizlikle ilişkili haberler. Çünkü o başlıkların hepsi birbirinde ayrılamayacak ve birbirlerini tetikleyen süreçler.

GELECEĞE YÖNELİK KAYGI GÜVENİ TÜKETİYOR

Tükenmişliğin temelinde ne yaparsan yap olmayan değişimler, gerçekleşmeyen beklentiler, hayal kırıklıkları, geleceğe ilişkin beklentilerde azalma bunların sonrası duyarsızlaşma, mekanik bir şekilde işlevsel olma çabası var. Geleceğe ilişkin beklentilerin azalması ve belirsizlik kaygıyı, kaygı tükenmeyi, tükenme kaygıyı artırarak bir kısır döngü oluşturuyor. Nedenlere bakınca tükenmişliğin en çok kadınlarda, öğrencilerde, gençlerde ve işsizlerde gözlenmesi hiç şaşırtıcı değil. Geleceğe ilişkin kaygıları en çok olan, belirsizlikten en çok etkilenen gruplar bunlar. Güven kaybının artmasını yorumlamak için aslında uzman olmaya gerek yok. Toplumun her yaş ve kesimden ferdi her sabah uyandığı zaman ilk karşılaştığı haberlere göz atıyorsa kime güvenebileceği konusunda endişe duymakta haksız değil. Kurumlar yıpratılıyor ve işlevsiz hale geliyor, sosyal medyada yer alan haberler dahil paylaşımlar çoğu dedikodu ve özellikle hazırlanmış uydurma şeyler olsa da güven kaybı için yeterli. Oysa içinde bulunduğu ekonomik sorundan, şiddet ortamından, toplumsal çürümüşlükten çıkabilmek için birlikte çaba göstereceği güvenebileceği kurumlar, topluluklar olmalı insanın. Güven duygusu insanın temel ihtiyaçlarından biri. Bebeklikten başlayarak oluşturuyoruz. Unutmamak gerek ki kendini güvende hissetmeyen birey ya da toplumun, özgür hissetme ve özgürlük isteme şansı kalmamakta. Bu aynı zamanda politik olarak kullanılabilecek bir yöndür. Kişilerin, özgürlüklerinden kendi istekleriyle vazgeçmelerini sağlamanın yolu, onların güven hislerinin sarsılmasından geçer.

GENÇLERİN GİTMEK İSTEMESİNE ŞAŞIRMAMALI

Gelelim gençlere, gençler bu ülkede en çok konuşulan, en çok övülen ve aynı zamanda eleştirilen, hem gelecek için güvenilen hem de genç oldukları için korkulan grup. Ama aynı zamanda yatırım yapılmayan grup gençler. Zaman zaman çocuk politikaları yapılsa da hiç gençlik politikası yapılmamış. Onlar okuyup, büyüyüp erişkin olup çalışacaklar ve bunları yaparken de tek sosyal güvenceleri aileleri olacak. Gençler gerçekten geleceğin güvencesi ama onlara gelecek için belirsizlik sunduğumuz zaman “alıp başlarını gitmek istemelerine” şaşırmamız gerek. Toplum ve devlet olarak “ben sana düzgün, oturmuş, işe yarar bir eğitim sistemi vermeyeceğim, eğitim sistemi seni geleceğe hazırlamayacak ama diploman olacak. O diplomayı alana kadar gelişimin için ailenin gücü neyse onunla yetineceksin. O diploma işe yarar mı, iş bulabilir misin, bulursan kazancınla geçinebilir misin gibi konuları ben düşünmeyeceğim ama sen “iyi çocuk” olacaksın, bunları sorgulamayacaksın, geleceğinle ilgili toplumsal ve siyasi şeylere karışmayacaksın, o konularda düşünmeyeceksin, konuşmayacaksın, yazmayacaksın hatta mümkünse ders dışı bir şeyle ilgilenmeyeceksin sadece bekleyeceksin” denilen gençliğin başka yerde yaşama isteğine şaşırmamak gerek. Gitmeyi düşlediği yerdeki belirsizlikten bile daha büyük bir gelecek belirsizliği içinde olan gençlerin başka yerde yaşamayı bir umut olarak algılamaları bütün bunların sonucudur.

Prof. Dr. Bengi Semerci

∗∗∗

HABERLER BUNALTIYOR

Vatandaşların haberlerle kurduğu ilişki de raporda dikkat çeken bir diğer başlık oldu. Her iki kişiden biri (yüzde 55), ülke gündemini takip etmenin kendisini "fazla" ya da "çok fazla" bunalttığını ifade etti.

Toplumu en çok yoran haber başlıklarında ise sıralama şöyle oluştu:

• Suç ve şiddet olayları: Yüzde 29

• Siyaset: Yüzde 21

• Ekonomi: Yüzde 19

• Toplumsal/ahlaki çürüme: Yüzde 18