Google Play Store
App Store
Semra Kardeşoğlu

Semra Kardeşoğlu

semrakardesoglu@birgun.net

İktidarın tüm girişimlerine karşın ‘dindar’ ve ‘muhafazakâr’ olarak tanımlayan gençler azalıyor. Prof. Erdoğan “Mobilize ortamda toplum mühendisliği yapılamaz. Bir kere mobilize ettiğinizde diş macununun tüpten çıkması gibi geri döndüremezsiniz" dedi.

Tüpten çıkan macun dönmez
Fotoğraf: BirGün

Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın KONDA’ya yaptırdığı gençlik araştırması çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. İktidar dindar nesil hedefi için milyonlarca lira kaynak ayırdı, okulların Diyanet’in arka bahçesi haline getirilmesi için ‘projeler” üretti, müfredatı buna göre değiştirdi, kitap içeriklerini bu hedefe göre ayarladı, tarikatların okullardaki ‘faaliyet”lerinin önünü açtı… Bu sayısız girişime karşın araştırma sonucuna göre, kendini dindar ve muhafazakâr olarak tanımlayanların oranı azaldı, modern olarak tanımlayanların oranı arttı.

Gençlerin özgürlükleri konusunda da endişeli olduğu ortaya kondu. Bu sonucun nedenlerini gençlik alanındaki çalışmalarıyla tanınan Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Emre Erdoğan’a sordum, yanıtladı.

Prof. Dr. Emre Erdoğan

>> Kendini dindar ve muhafazakar olarak tanımlayan gençlerin oranı iktidarın projelerine rağmen neden düşüyor?

Bir kere 20 yılda kentte yaşayanların oranı arttı. Maksimum yüzde 17’lik bir kırsal kesim var artık. Bu oran 1980’de yüzde 45 civarındaydı. Kentte yaşamayan da yarım saat, 45 dakikada bir ilçe merkezine, 2-3 saat içinde metropollerden birine ulaşabilecek durumda. Başka bir faktör (içeriği ayrı tartışılır) eğitim düzeyi yükseldi. Okullaşma oranları 30 -40 sene öncesiyle kıyaslanamayacak kadar yüksek. 1960’ta üniversite öğrencisi oranı yüzde 2’ydi. Bu oranın içinde kadın neredeyse yoktu. Yani 60 yılda geldiğimiz yer burası. İşin içine “Mobilizasyon’ giriyor. Eğitim bunun en önemli etkenlerinden biri, eğitimin niteliği ne olursa olsun. Üniversitede dersten öte önemli olan arkadaşlardan öğrenilen şeylerdir. Sosyalizasyon, oradaki farklı ortam,  ‘Yabancıyla’ karşı karşıya kalma hali de eğitimin bir parçasıdır. 

>> Kadınların eğitimde daha fazla yer alması bugünkü gençlik üzerinde nasıl bir etki yarattı?

Kadının okullaşma oranının artmasıyla bugünkü gençler tarihimizde hiç olmadığı kadar eğitimli anneler tarafından yetiştirildi. Şu an 18 yaşında bir gencin annesi 1980’li yıllarda doğmuş. Onlar arasında en az lise mezuniyet oranı yüzde 34. 1970’lerde doğanların sadece yüzde 4’ünün annesi lise ve üniversite mezunuydu. Kadının iş gücüne katılımı da arttı. Yani bugünkü gençler hem kendileri mobilize oldu hem de mobilize ailelerde büyüdüler.

>> Bugün “Genç” olanlar 2000’li yıllarda doğmuş kişiler. Tek bir iktidar görerek büyüdüler. İktidarın dindar nesil hedefi ters mi tepti? 

Türkiye muhafazakârlığının kendisine özgü yapısı etken. Türkiye’de anglo sakson muhafazakârlığında olmayan bir şey var; Ailede tutucu, toplumda değişimden yana. Türkiye’deki muhafazakarlık ‘iktidar ilelebet eski sahiplerin elinde kalsın’ demiyor, buna bugünkü iktidar da dahil. Bazı şeylerin, yerli ve milli olanın daha ön plana çıkması isteniyor. Öteki tarafta ‘aileyi koruyalım’ diyor. Orada da bahsedilen şey pederşahi alışkanlıklar. Yani baba, amcalar hiyerarşisi, yaş hiyerarşisi, onu da korumaya çalışıyor ama koruyamıyor. Bir kere mobilize ettiğiniz zaman geri dönüşü olmaz. Macunun tüpten çıkması gibi bir şey, geriye sokamazsınız macunu. Örneğin kadınları okula yollayıp, ekonomik özgürlüğünü elde ettikten sonra o eski tahakküm ilişkilerine kolay kolay döndüremezsiniz, toplumsal cinsiyet rolleri bir kere kafada değişmiştir.

>> İktidarın derdi ne bu noktada? Neden bu kadar ‘aile’ deniyor? 

Birden fazla derdi var. Bunlardan biri bir şekilde mobilizasyon iddiasını korumak, yani kadını sokağa çıkarmak. Özellikle başörtülü dindar kadını. Onların baktığı yerden sorun çözüldü, istedikleri kadar olmasa da. O yüzden de aslında bugün “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmışken niye kadınlar hala oy veriyor?” diye soruluyor. Kadın bunu şöyle formül ediyor; Hayatta hiç başına gelmeyeceğini düşündüğü bir risk var, şiddet ve benzeri bir olay. Öteki tarafta başörtülüyken öğretmen olamıyordu şimdi olabiliyor. İktidar, yine o pederşahi kültürü ayakta tutmaya çalışıyor ki bu çok zor. Bugün iktidarda kimse “peygamber” “asrı saadet” demiyor. Fatih Sultan Mehmet’ten bahsediyor, Abdülhamid’den bahsediyor ama daha çok dronedan bahsediyor, savaş gemileri, füzelerden başka bir dünya sisteminden bahsediyor. Bir çelişki yaratıyor bu kendi içerisinde. Çünkü o kesim partide asimetrik olarak kuvvetli. Yani o radikal, milli görüş kökenli kısmı müfredatta görüyoruz ya da işte tarikatlarla işbirliğinde görüyoruz. Şimdi burada kadının toplumsal cinsiyet rolünü çıkartıp yerine aileyi koymaya çalışıyor ama bunlar marjinalize kalan şeyler. Yani YÖK’ün kontrol edemediği bir üniversite ekosisteminde bunları kontrol etmek çok zor. Dolayısıyla boşa düşüyor.

ÇOCUKLARI ÖZEL OKULA GİTSİN İSTİYORLAR

>> Yani aslında iktidarın kentleşme ve eğitimdeki ‘yatırımları’ kendini mi vurdu?

Hedeflenen şeyle ortaya çıkan durum birbirinden farklı oldu diyelim. Yani toplumsal mühendislik çabaları “boşa gitti”. Küreselleşmenin bu düzeyde olduğu bir yerde toplumsal mühendislik yapmak çok kolay değil. İnsanların fiziki olmasa da daha çok temas ettiği ortam var. Toplumsal mühendislik, statik toplumlara ihtiyaç duyar. Bir de eninde sonunda toplumsal mühendislik için kulaklarınızı tıkayabilmeniz gerekiyor toplumun sesine. Ama seçim kazanmak gibi bir derdiniz varsa o kadar kulak tıkayamıyorsunuz. Kuvveden fiile çıkarmak mümkün olmadı,  kağıt üstünde kalıyor o hedefler. İstediğiniz kadar müfredatı değiştirin, insanlar çocuklarını özel okullarda okutmaya çalışıyor. İyi ya da kötü özel okul. Şöyle bir bakın; 1,5 milyon çocuk lise sınavına giriyor. Anadolu liselerini bir kenara bırakıyorum. Rekabetçi olarak yerleşebilecekleri özel okul kontenjanı 11 binin altında. Niye bu kadar insan çocuğunu lise sınavına sokuyor o zaman?  Anadolu liselerine ne kadar müdahale edebilirsiniz? Öteki tarafta üniversiteler, YÖK gerçekten ne kadar kontrol edebilir? Yani YÖK bazı şeyleri vaaz eder ama 208 tane üniversite var. Çocukların birbirleriyle konuştuklarını nasıl kontrol edebilirsiniz?

>> Sonuçta iktidarın bugün en sert tosladığı duvar gençlik olabilir mi?

Evet gençlerden oy alamıyor. Çok basit bir matematik. Eğitimlilerden oy alamıyorlardı, şimdi gençlerden. Özellikle genç kadınlardan oy alamıyor.

“İYİ KIZ OLURSANIZ YÜKSELİRSİNİZ” DENİYOR

>> Burada çok uzun yıllardır yürütülen kadın mücadelesi de etkili değil mi?

1980’lerin ikinci yarısından başlayan bir kadın hareketi var Türkiye’de. Derslerde de anlattığım bir mesele; Kadının reklamlarda temsiliyeti değişti. “Cırt Ayşe teyze’den, bakıcı bakım veren kadından, haklı bir kadına evrilmeye başladı bu temsiliyet. Neden? Hedef kitle değişti ama daha önemlisi karar verici kadın sayısı arttı. Yani reklam verende de reklam şirketinde de kadın sayısı arttı.

Muhafazakâr tarafa dönersek, kadınlar daha fazlasını istedikleri zaman ellerindekini kaybedecekleri olasılığıyla korkutuldu. Orada da siyaseten temsillerinin doğru olduğunu düşünmüyorlar. Çünkü pederşahi bir parti pederşahi bir partidir. Yani “İyi kız olursanız oralara gelirsiniz” deniyor, hak ettiğiniz için değil yani. Türkiye’de siyasi partilerde bu yaygın bir şey. Zaten gençler ve genç kadınlar sistemik olarak dışlanıyorlar siyasetten. Şimdi burada niye ortalığı yıkmıyorlar? Birincisi zaten yıkma kültüründeki bir insan muhafazakâr bir partide olmaz. İkincisi sahip olduklarını kaybedecekleri endişesi. Yani “Bak işte sen başörtünü taktın, öğretmenlik yapıyorsun, polislik yapıyorsun, hakimlik yapıyorsun. Ama biz olmazsak bunu da kaybedersin” deniyor. Tabii ki bu endişe baskın geliyor. Çünkü karşı tarafı reaksiyonel şekilde tanımlıyor. Yani bir öcü var dışarıda, öcü seni buradan dışlayacak gibi.

∗∗∗

AİLENİN GENÇLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ AZALIYOR

>> Tüm bu değişim gençleri ailelerinden farklı bir partiye oy vermeye götürüyor mu peki?

Mobilizasyonla ebeveynlerin etkisi azalıyor. Akran etkisi mutlaka devreye giriyor. Bir de kendi yaşam deneyimi var. Bu da en az  %25’inde etkili olur. Kayda değer bir oran bu. En az 3 milyon oy demek bu.

∗∗∗

GENÇLER HINÇ DUYUYOR

>> 19 Mart sonrasında bir gençlik hareketi etkili oldu. Yürüyüşlerde, protestolarda en ön safta gençler yer aldı. Ne oldu burada, sizce ne değişti?

Çok şey vadedip hiçbir şey vermediğiniz gençlerde oluşan bir hınç duygusu var. Bu hınç duygusu önemli, yoksunlukla alakalı bir şey. Göreli mahrumiyet var bir de; Sahip olmak istediklerinizle olduklarınız arasındaki uçurum. Bu subjektif bir kavram. Referans grubunuzla alakalı, insanları sokağa döken önemli şeylerden biri bu uçurum ve adaletsizlik. Adaletsizlik insanları öfkelendirir. Adaletsizlik sadece maddi konularla olmaz. Süreç adaletsizliği denen bir kavram da var. Yani sizi ne kadar ciddiye alıyorlar, sizin görüşleriniz ne kadar önemseniyor? Sizin görüşünüze ne kadar başvuruluyor? Bizim toplumsal yapımız genci görmemeye programlanmış durumda. Tüm bunlar hınca dönüşür zamanla. Mesele, bu hıncı ne yapacaksınız? Bu genelde aşırı sağa gider. Muhalefet bu gençleri ne yapacak? Onları tanıyacaklar. Tanımazsa o su akar yatağını bulur, o yatağın da ne olacağını bilmiyoruz. E muhtemelen faşizan bir milliyetçilik olur. Muhalefetin ses vermesi, onları dinlemesi gerekiyor.