Google Play Store
App Store
Türkiye ve İspanya’da orman yangınları: Aynı felaket, farklı yönetim
Fotoğraf: AA

Celal Oral ÖZDEMİR - Dr. Öğr. Üyesi

Türkiye ve İspanya’da orman yangınları, yaz aylarındaki en korkunç gündemlerden biri haline geldi. Her iki ülkede de yangınlar rant için kasten mi çıkarılıyor, iklim değişikliğinin acı sonuçlarından biri olarak mı oluşuyor sorusu tartışılmaya devam ediyor. Hükümetler, kamuoyunu bu soruya samimi cevaplar verdiğine ikna etmeye çalışırken, ülke genelindeki yangınlara müdahale etme sorumluluğunu da taşıyor.

Akdeniz’in iki ucundaki siyasi iktidarların ideolojik farklılıkları yangınlara müdahalenin biçimini de farklılaştırıyor. Bir yanda son yıllarda akademik çalışmaların sıklıkla otoriter popülist vaka örneği olarak incelediği Erdoğan hükümetinin, diğer yanda Sosyalist Enternasyonal’in mevcut başkanı Sánchez hükümetinin yaklaşımlarını dört farklı biçimde özetlemek mümkün.

KRİZE YAKLAŞIMDA MÜDAHALE ODAKLI SİYASET

İlk olarak krize yaklaşım konusunda İspanya ve Türkiye arasındaki farkı uçurum olarak tanımlamak mümkün. İspanya, yangınlara uzun vadeli ve önleyici bir perspektifle yaklaşıyor. Hükümet, muhalefeti de sürece dahil etme gayretinde. Bunun için bir iklim acil durumu Devlet Paktı oluşturulmasını önerdi. Amaç, bilimsel temelli çözümlerle yangınlara uzun vadeli yaklaşımlar geliştirmek, biyolojik çeşitliliği korumak ve ekolojik önleyici politikaları toplumun her kesimini kapsayacak şekilde hayata geçirmek. Türkiye’de siyasi kutuplaşmanın yüksekliği ve mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bu gibi krizlerde muhalefetin sürece dahil edilmesi bir kenara, kimi zaman konuyla ilgili bakanı dahi yetkisiz bırakabiliyor. Zira Anayasaya göre yürütme yetkisi Cumhurbaşkanında toplanmakta. Süreci yalnız yürüten hükümetin övgü kaynağı ise yangınlara müdahalede Türkiye’nin ne denli başarılı olduğu, hatta diğer ülkelere örnek olduğu. Ancak önleme ve uzun vadeli planlama konularında çok iddialı görünmüyor. Özetle, İspanya “bir daha bunu yaşamamak” için çalışırken, Türkiye “sonrakinde daha iyi söndürmek” için çabalıyor.

GÜNDEM OLUŞTURMADA KOLEKTİF SORUMLULUK

İspanya’da yangın önleme politikaları kolektif sorumluluk ve yerel iş birliği üzerine kurulmaya çalışılıyor. Bölgesel meclisler ve yerel aktörlerle orman kenarı temizliği, kısa yol güvenliği, çiftçilerle iş birliği ve bölgesel önleme planları hayata geçiriliyor. Hatta bir taşla birçok kuş vuran stratejiler de geliştiriliyor. Ormanlık alanlarda kuru otları yiyerek yangın çıkma riskini azaltacağı için keçi beslenmesi teşvik ediliyor. Üstelik bu, projelendirilerek Avrupa Birliği’ne finanse ettiriliyor. Bu sayede sadece yangınla mücadele edilmiyor, aynı zamanda istihdam yaratılıyor, keçiden elde edilen süt ve süt ürünleri sayesinde ülkede hayvancılığın gelişmesi hedefleniyor. Dolayısıyla İspanya, sadece kamu görevlilerini değil, kırsalda yaşayan yurttaşı da yangını önleyici politikaların bir aktörü haline getiriyor. Türkiye’de ise “Yeşil Vatan” gibi duygusal kavramlarla toplumsal farkındalık yaratılmaya çalışılıyor. Yurttaşa önleyici faaliyetlerde görev tanımlanmıyor; sadece yangına müdahale anında yardımcı aktör olmasına olanak tanınıyor.

İKTİDARIN BİLGİ PAYLAŞIMINDAKİ FARKLARI

Orman yangınları her iki ülkede de hükümetlerin zayıf karnını oluşturuyor. Muhalefet partileri, mevcut iktidarları, önleme ve müdahale politikalarındaki yetersizlik nedeniyle eleştiriyor. Ancak iki ülkedeki eleştiriler arasında önemli bir fark var: İspanya’da hükümete yönelik eleştiriler arasında kamuoyundan bilgi gizlendiğine dair ciddi ve sistematik bir kaygı yok. Türkiye’de ise yangın söndürme uçaklarının etkinliği ve müdahale süreci hakkındaki tartışmalar başta olmak üzere birçok konu, kamuoyuna gerçek bilgi verilmemesi üzerinden tartışılıyor.

SINIRLI ÇEVRE DÜZENLEMESİ

İspanya’da orman yangınları, iklim krizi ve ekolojik adalet politikalarının bir alt başlığı olarak ele alınıyor. Hükümet de meseleyi küresel kriz üzerinden bütünlükçü perspektiften ele alma ve geleceği planlama eğiliminde. Türkiye’de ise önleyici politikaların zayıf olması, olay sonrası müdahale perspektifinin öne çıkmasına neden oluyor. Her yangın sonrasında yetkililerin yeniden ağaçlandırma vaadini de bu açıdan değerlendirmek mümkün. Bu vaat kuşkusuz önemli ama tek başına yetersiz bir perspektif sunmakta. İspanya’nın bütünlükçü perspektifinin planlama stratejisi karşısında Türkiye’nin yangın sonrası politikası, yangınlarda azalan ağaç sayısı kadar ağaç dikmeyi merkezine alan sınırlı bir çevre planlaması olarak da özetlenebilir.

Her iki ülkede de süreçler, günümüz siyasetinin doğasına uygun olarak lider merkezli yürütülüyor. Yangınların önlenememesi ya da müdahalelerdeki yanlışlar, yalnızca bugünü değil gelecek nesilleri de tehdit ediyor. Bu felaketi en aza indirme görevi siyasilerin omuzlarında. İspanya, önleyici ve kolektif bir yaklaşım benimserken, Türkiye’de kriz yönetimi daha çok müdahale ve popülist farkındalık üzerinden şekilleniyor. Bu farklılıklar bize net biçimde şunu gösteriyor: Orman yangınlarının yönetimi yalnızca teknik değil, aynı zamanda siyasal bir meseledir.