Google Play Store
App Store

2010’lar ve sonrasında AB ülkeleri çevre mevzuatlarını sıkılaştırırken, atık yüklerini Türkiye ve Türkiye gibi ülkelere aktararak çevresel sorunları dışsallaştırmakta; böylece kendi yeşil dönüşümünü çevresel adaletsizlik üzerine inşa etmektedir.

Türkiye’de atık ticaretinin neoliberal dönüşümü

Vugar Asgarov* 

Günümüz Türkiye’sinin karşı karşıya olduğu en derin çevresel sorunlardan biri, atık krizidir. Özellikle 2010’lu yılların sonlarından itibaren Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden gelen atıkların yasal ve yasadışı yollarla ithal edilmesi sonucunda, dünya genelinde en fazla atık alan ülkeler arasında yer almaya başlamıştır. Bu durum, Türkiye’nin küresel atık döngüsünde hangi tarihsel, ekonomik ve politik süreçler sonucunda bu konuma geldiği sorusunu gündeme getirmektedir.

Atığın bir ticari meta haline gelmesi olgusuna dair ilk kurumsal değerlendirmeler, Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) 1990–1994 yıllarını kapsayan Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda yer almıştır. Söz konusu planda, “yurtdışından gelecek her türlü atığın ülkeye girişinin önleneceği” ve mevcut ithal atıkların “zararsız hale getirileceği” belirtilmiştir. Bu ifadelerin, dönemin çevresel krizlerine bir yanıt olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. 1980’li ve 1990’lı yıllarda, Karadeniz kıyılarına vuran zehirli variller, Türkiye kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. 1990’larda yapılan bilimsel araştırmalar, bu varillerin kökeninin 1940’ların sonlarında Karadeniz’e batırılan kimyasal silahlara dayandığını ortaya koymuştur. Böylece, soğuk savaş sonrası dönemde çevresel yüklerin gelişmiş ülkelerden çevresel olarak “daha az maliyetli” alanlara, yani çevre ülkelerine aktarılmaya başlandığı görülmektedir.

Aynı yıllarda, yasal düzenlemelere rağmen Türkiye’nin çeşitli bölgelerine zehirli atıkların ithal edildiği de bilinmektedir. 1988 yılında Almanya’dan getirilen sanayi atıklarının Isparta’daki Göltaş Çimento Fabrikası’nda yakılması; aynı yıl İzmir’e sanayi atığı ithalatı yapılması; ayrıca radyasyon içeren zehirli atıkların kamuoyu tepkisi üzerine geri gönderilmesi, bu sürecin ilk örneklerini oluşturmuştur. Dolayısıyla, 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında Türkiye’nin çevresel egemenliğinin zayıfladığı ve dış kaynaklı atık akışına maruz kaldığı görülmektedir.

YURTDIŞINDAN TÜRKİYE’YE KAÇAK ATIK

Bu gelişmeler üzerine, Altıncı Kalkınma Planı ile ilk kez “Atık Yönetimi Politikaları Özel İhtisas Komisyonu” kurulmuştur. 1989 tarihli ilk raporda, dış ülkelerden Türkiye’ye kaçak atık getirildiği, gelişmiş ülkelerin tehlikeli atıklarını belirli ücretler karşılığında gelişmemiş ülkelere ihraç ettiği açıkça belirtilmiştir. Raporda, atıkların yalnızca çevresel risk olarak değil, aynı zamanda “ekonomik kazanç sağlayacak ikincil girdi” olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu vurgu, Türkiye’de atığın sermaye birikimi süreçlerine dahil edilmesinin başlangıç noktasına işaret etmektedir.

1990’larda yasadışı biçimlerde gelişen atık ithalatı, 2000’li yıllarda neoliberal ekonomi politikalarının yönlendirmesiyle bir piyasa faaliyetine dönüştürülmüştür. Özellikle Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007–2013), atık yönetimini sürdürülebilir kalkınma söylemi altında ele almakla birlikte, çözüm mekanizmalarını özel sektörün etkinliği üzerine kurmuştur. Önceki kalkınma planlarında yer alan “her türlü atığın yurtiçine girişinin yasaklanması” hükmü bu dönemde metinlerden çıkarılmıştır.

Bu dönüşümün en dikkat çekici adımlarından biri, 13 Mayıs 2006 tarihli 5491 sayılı Çevre Kanunu değişikliğidir. İlgili düzenleme ile, “ithalatı izin verilen ve kontrole tabi tutulan atıkların girişinden kaynaklanan çevresel etkiler için çevre katkı payı alınacağı” belirtilmişti. Ancak bu katkı payının genel bütçeye aktarılacak olması, çevresel tazmin işlevi görmesini engellemiş; aksine, atık ithalatını yasal ve ekonomik bir faaliyet alanına dönüştürmüştür. Ayrıca aynı düzenlemede “tehlikeli atıkların girişinin yasaklanması” ifadesi yer alsa da, bu durum tehlikeli olmayan atıkların ithalatına kapı aralamış ve 1990’larda tüm atık türleri için geçerli olan yasak kapsamını daraltmıştır.

ÇEVRE DEĞİL RANT; DOĞA DEĞİL SERMAYE

Türkiye’nin atık yönetimi politikaları, 1990’larda çevresel koruma perspektifinden hareket ederken; 2000’lerle birlikte neoliberal piyasa mantığıyla yeniden tanımlanmış, çevresel krizi önleme değil yönetme ve ticarileştirme eksenine kaymıştır. Atık ithalatı, çevresel bir yük olmaktan çıkarılarak, ekonomik bir fırsat alanına dönüştürülmüş; böylece ekolojik kriz, sermaye birikim döngüsünün sürekliliğini sağlayan bir unsur haline gelmiştir.

2010’lu yıllara gelindiğinde ise, atık ithalat sorunun -özellikle plastik- büyük bir ivme kazandığı görülmektedir. Yaşanan bu artış, büyük ölçüde Çin’in plastik atık ithalatına yönelik aldığı kararlarla bağlantılıdır. 2000’li yıllardan 2017 yılına kadar, Avrupa ve ABD’nin ihraç ettiği atıkların büyük bir kısmı (çoğunlukla plastik) Çin’e gönderilmekteydi. Ancak 2017 yılının sonlarına doğru Çin, plastik atık ithalatını büyük oranda yasaklamıştır. Türkiye’nin, Çin’in bu kararı almış olduğu tarihten bir yıl önce, yani 2016 yılında Avrupa’dan ithal ettiği plastik atık miktarı 4000 ton iken, 2018 yılının başında bu sayı 33,000 tona yükselmiştir. 2019 yılına gelindiğinde ise Türkiye, 48500 ton plastik ithal ederek dünyada en çok plastik atık ithal eden ülkeler arasında birinci sıraya yerleşmiştir. Bunun ilk beş sorumlusu ülke ise, İngiltere, İtalya, Belçika, Almanya ve Fransa olmuştur. 2019 yılına ait başka bir rapora göre, Türkiye sadece plastik atık değil, aynı zamanda diğer türdeki atıkların AB’den ithalatında da birinci sırada yer almaktadır. İlgili rapora göre, AB ülkelerinden 11.4 milyon ton katı atık ithal eden Türkiye, sıralamada birinci sıradadır. Türkiye’yi, 2.9 milyon ton katı atık ithal eden Hindistan takip etmektedir. Türkiye ve Hindistan’ı ise, AB ülkeleri olan Birleşik Krallık, İsviçre ve Norveç izlemektedir. Tüm bunlara ek olarak, 2019 yılında İzmir, İstanbul ve Adana illerinde yasa dışı plastik atık ithalatının gerçekleştirildiği ve bu atıkların büyük oranda düzensiz şekilde yapıldığı raporlandı. Türkiye’de gerçekleşen yasa dışı plastik atık ithalatı ise, Türkiye genelinde büyük yankı uyandırdı. Tüm bu olaylar sonucunda ise 2019 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, sermayenin atık ithal kotasını %80’den, %50’ye düşürdü.

Toplumsal muhalefetin baskıları sonucu 2020’den sonra atık krizini çözmek amacıyla birkaç yasa oluşturulsa da bir süre sonra bu yasalar sermaye yanlı bir reforma dönüştürülüyor. Atık krizine devletin sermayenin baskısı nedeniyle çözüm arayışına girişememesi, neoliberal dönüşümle devletin ne denli küçüldüğünü gösteren çok somut bir örnek.

AVRUPA’DAN TÜRKİYE’YE 319 BİN TON PLASTİK ATIK

2020 yılına gelindiğinde ise, özellikle İngiltere’den Türkiye’nin Adana ve Mersin illerinin deniz kıyılarına büyük oranda plastik atık ihracatı gerçekleştirilmiştir. Bunun ilk beş sorumlusu ise, İngiltere, Belçika, Almanya, Hollanda ve Slovenya olmuştur. Adana ve Mersin’in deniz kıyılarını olumsuz etkileyen ve büyük ölçüde çevre tahribatına yol açan bu olayın ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, çeşitli çevre kuruluşlarının eleştirilerine maruz kalmıştır. Toplumsal baskı ve çevre mücadelesinin etkisiyle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 18 Mayıs 2021 tarihinde yayımlanan bir tebliğle, plastik atık ithalatının önemli bir kısmını oluşturan polietilenin ithalatını 2 Temmuz 2021 itibariyle yasakladı. İlginçtir ki, bu yasağın ardından 10 Temmuz 2021 tarihinde yayımlanan bir tebliğle, söz konusu ithalat yasağı kaldırıldı. 16 Temmuz 2021 tarihinde ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgeyle atık ithalatına bazı değişiklikler yapılmıştır. Genelgeye esasen atık ithal eden tesislere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan “Atık İthalatçısı Tesis İnceleme Raporu” alma zorunluluğu getirilmiştir. Fakat Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Dursun Kahraman, ilgili genelgenin plastik atık tesislerinin çevreye verdiği zararı önlemediğini belirtmiş ve aynı genelgenin Çin’de başlatılıp, olumsuz sonuçlar doğurduğu için tamamen yasakladığını vurgulamıştır. Bununla birlikte Kahraman genelge için gerçekleştirilen toplantıda sadece sermaye gruplarının yer aldığını belirterek 10 Temmuz 2021 tarihinde atıkların ülkeye giriş yasağının kaldırılmasının temel nedeninin de sermaye gruplarının baskısından kaynaklandığını vurgulamıştır. Atıkların ülkeye giriş yasağının kaldırılmasının arkasındaki temel nedenin, sermaye gruplarının baskısı olduğu gerçeği, çevre politikalarında neoliberal tahakkümün sürdüğünü kanıtlamaktadır. Bu durumda, çevre kirliliğinin ne sermaye sahipleri ne de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikli Bakanlığı için bir endişe olmadığı, doğanın sadece sermayenin kâr hırsı uğruna tahrip edildiği açıktır. Diğer taraftan, sermaye gruplarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı üzerindeki baskısı, Türkiye’de neoliberal düzenlemelerin hüküm sürdüğünü ve çevre koruma önlemlerinin gerçek anlamda yetersiz kaldığını göstermektedir.

2022 yılına ait Eurostat tarafından yayımlanan bir başka raporda, Türkiye’nin AB’den geri dönüştürülebilir atık ithal eden ülkeler arasında birinci sırada yer aldığı belirtilmiştir. Söz konusu haberde, Türkiye’nin 319 bin ton geri dönüştürülebilir plastik atık ithal ettiği ifade edilmiştir. Tüm bu olaylar sonucu, çeşitli çevre örgütlerinin baskısıyla 1 Mayıs 2023 tarihinde, Avrupa Parlamentosu AB ülkelerinin Türkiye’ye ve diğer geç kapitalistleşen ülkelere plastik atık ihracatıyla ilgili ciddi bir kısıtlama getirmesine yönelik yasa kabul ettiğini bildirmiştir. Yasa bağlamında, AB’ye üye ülkeler, Türkiye ve plastik atık ihracatını gerçekleştirdiği diğer ülkelere, plastik atık ihracatını 4 yıl içinde aşamalı bir şekilde durduracaktır. Üstelik, yasa gereği AB’nin ihraç ettiği atıkların ithal eden ülke tarafından çevreye duyarlı bir şekilde bertaraf ettiğini kanıtlayan bir belge de oluşturulması amaçlanmıştır. İlgili yasaya 4 senelik sürenin uzun olduğu ve bunun kısaltılması gerektiği gibi eleştiriler gelmiştir. Bu yasadan iki sonuç çıkarılabilir. İlk sonuç, AB’nin ekolojik krize karşı önlem almak yerine atık sorununu kendi sınırları dışında çözüme kavuşturarak, Avrupa’yı geç kapitalistleşen ülkeler sayesinde yeşil yapmasıdır. Bununla ilgili ikinci sonuç ise, AB’nin atık ihracatını sadece plastikle sınırlı tutmasıdır. Tüm bunlara ek olarak, plastik atık ihracatının 4 senelik süreyle aşamalı bir şekilde durdurulması, Türkiye’nin ve diğer geç kapitalistleşen ülkelerin 4 sene daha plastik atık ithal edeceğini göstermektedir. Günümüzde de yasadışı atık ithalatında Türkiye’nin ilk sıralarda yer almaya devam ettiği görülmektedir.

Türkiye, 2018 yılından itibaren küresel ölçekte en fazla atık ithal eden ülkeler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. 20. yüzyılın sonlarında atık ithalatına karşı çeşitli yasal ve kurumsal önlemler geliştirmeye çalışan Türkiye, 2000’li yıllar ve sonrasında atık ithalat krizini çevresel bir tehdit olarak değil, ekonomik bir faaliyet alanı olarak değerlendirmeye başlamıştır. Bu dönüşüm, çevre politikalarının neoliberal ekonomi politikaları doğrultusunda yeniden tanımlandığını ve ekolojik krizin piyasa mekanizmaları üzerinden yönetilmeye başlandığını gösteren somut bir örnektir.

Özellikle 2010’lar ve sonrasında Avrupa Birliği ülkeleri çevre mevzuatlarını sıkılaştırırken, atık yüklerini Türkiye ve Türkiye gibi ülkelere aktararak çevresel sorunları dışsallaştırmakta; böylece kendi yeşil dönüşümünü çevresel adaletsizlik üzerine inşa etmektedir.

Vugar Asgarov’un hazırladığı Neoliberal Ekonomi Politikaların Katı Atık Yönetimi Üzerindeki Etkisi: Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Örneği tezinden alınmıştır.

***

KAYNAKÇA 

Ataş, T, N. (2020). Dünyanın Bunalımı: Plastik Atık İthalatı, https://www.greenpeace.org/turkey/blog/dunyanin-bunalimi-plastik-atik-ithalati/ (Erişim tarihi: 04.12.2023)

Avcı, M, G. (2022). Döngüsel Ekonomi Çerçevesinde Türkiye’de Atık İthalatının Belirleyicileri: Çekim Modeli Analizi, Yönetim Bilimleri Dergisi, Özel Sayı: 170-193.

Asgarov, V. (2024). Neoliberal Ekonomi Politikaların Katı Atık Yönetimi Üzerindeki Etkisi: Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Örneği, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Bıçakcı, E. (27 Temmuz 2021). Hükümet sekiz günlük plastik atık ithalatı yasağını kaldırdı – Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Kahraman: “Sermayenin baskısına dayanamadılar”. Medyascope.

BBC News Türkçe. (2023). Eurostat: Türkiye 2022’de Avrupa’dan En Çok Geri Dönüştürülebilir Plastik İthal Eden Ülke Oldu, https://www.bbc.com/turkce/articles/c6pejnn3yr6o.amp.

Ersoy, A. (1995). Türkiye’nin Gündemindeki Çevre, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi: Yüzyıl Biterken, 11. Cilt, içinde İstanbul: İletişim.

Environmental Investigation Agency. Dirty Deals – Part Two: UK Plastic Waste Trade Report. EIA, Nov. 2024, 

Eurostat. (2020). Turkey: Main Destination for EU’s Waste,  

Orhangazi, Ö. Özgür, G. (2000). Küresel Çevre Kirlenmesi ve Türkiye. Demirer, G. N, Durum, M. ve G. Özgür (Editörler), Marksizm ve Ekoloji, Ankara: Öteki

Greenpeace Türkiye. (2021a). Türkiye Yine Avrupa’dan En Çok Plastik Çöp Alan Ülke Oldu, https://www.greenpeace.org/turkey/basin-bultenleri/turkiye-yine-avrupadan-en-cok-plastik-cop-alan-ulke-oldu/. (Erişim tarihi: 04.12.2023)

Greenpeace Türkiye. (2021b). Plastik Atık İthalatında Büyük Zafer, Greenpeace Türkiye Dergisi, sayı 162.

Greenpeace Türkiye. (2022). Atık Oyunları Geri Dönüşümsüz Hayatlar. Greenpeace Akdeniz.

Sipahioğlu, Ö. B. (2023). Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye Atık İhracatının Aşamalı Olarak Durdurulması Kararı, Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi, https://ataum.ankara.edu.tr/2023/05/02/blog-yazisi-43/.

T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı. (1989). Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı (1990-1995).

T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı. (1989). Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporu, Atık Yönetimi Politikaları.

T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı. (2007). Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı, Özel İhtisas Komisyon Raporu, Çevre.

T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. (2021). Bakan Kurum: Türkiye Hiçbir Zaman Çöp İthalatı Yapmadı, 

13.05.2006, 26167 Sayılı Resmi Gazete.

18.05. 2021, 31485 Sayılı Resmi Gazete.

10.08.2021, 31537 Sayılı Resmi Gazete.