Tutsak hayvanlar âlemi
Yermek, aşağılamak ya da övmek için birbirlerine hayvan adlarıyla hitap etmeleri kafanızı karıştırmasın. Bu âlemdeki karakterin ve olayların gerçek hayvanlarla hiçbir alakası yoktur, tamamen hayal ürünüdür. Bu âleme isimlerin gerçek sahipleri olan hayvanlar ellerini kollarını sallayarak giremez. Elemeden geçirilir, yapay olarak seçilir ve sadece itaat etmeyi öğrenenler içeri alınır. İtaat etmeyenler kafeslerde sergilenir. Hayvanlara insan karakterleri yükleyerek onları insanlaştırma çabası, insanın evcilleşme sürecinden ayrılmaz. Bu süreç insanların ve hayvanların kaderini birleştirir. Tıpkı içeriye alınmış hayvanlar gibi insan da yapay seçilimin ürünüdür. Yüzlerce yıldır eğitilmiş, elemelere maruz bırakılmış ve hiyerarşinin çarklarına en uygun olanlar seçilerek sisteme dâhil edilmiştir. Hiyerarşiye boyun eğmeyenler kafeslere kapatılır. Bülbülü altın kafese koymuşlar, yine de vatanım demiş. Fakat yapay seçilime maruz kalanlar, vatanlarının yeryüzü olduğunu unutmuştur. Dört duvar arasını ev olarak benimsediklerinden beri evin yasasını evrensel yasa olarak kabullenmişlerdir.
Evin kapısında “Geometri bilmeyen giremez” yazmaktadır. Filozof Aristippus’u taşıyan gemi batar. Kurtulanlarla birlikte sahile çıkan filozof burada kumsala çizilmiş geometrik şekiller görür ve yanınkilere dönüp “şansımız varmış, burada insan izleri görüyorum” diye bağırır. Eve ayak bastığı için sevinir. Sahile çıkanlar hayvanlar olsaydı, “eyvah burada insanlar var, şimdi yandık!” diye bağıracaklardı. Ya av olacaklar ya da şekillerin içine kapatılacak ve evcilleşmek zorunda kalacaklardı. İnsanların onlara yüklediği “öldürmeye programlananlar” yaftasının aksine hayvanlar, yaşamaya programlanmışlardır. Öldürmeye programlananlar insanlardır; etnik, dinsel, milli ve yerli kimlikleri uğruna gözlerini kırpmadan öldürebilir ve ölebilirler. Kimlikler, şekillerdir. Onlar, Edwin Abbott’un anlattığı Düz Ülke’nin sakinleridir, Öklidçi düzlemde yaşayan geometrik şekiller. Şekilleri onları hayvanlardan ayırmakla kalmaz, birbirlerinden de ayırır; toplumsal sınıfları, etnik ve dinsel grupları belirleyen şekilleridir. Geometri mi önce icat edildi yoksa insan mı? Tartışılabilir, fakat kesin olan bir şey varsa o da geometrinin kafes içindeki insanı inşa etmesidir. Geometrik şekillerin içinde evcilleşmiş ve şekilleri evleri olarak benimsemişlerdir. O yüzden şekillere pek düşkündürler, şekiller uğruna öldürebilir ve ölebilirler.
Evcilleştirilen insanın hayal gücü sadece fabllar üretmeye elverişlidir. Hayvanlara yüklediği insani niteliklerin hayvanlara ait olmadığını bilir, fakat hayal gücü ancak o kadarına yetmektedir. Başka bir dünyayı ancak kendi dünyasının bir projeksiyonu olarak hayal edebilir. Hayal gücü ya da imgelem, şimdi ve burada olmayanın, namevcut olanın akılda tutulması, fantezi ise onun yeniden işlenmesidir. Hayvanları aklında tutar ve ardından her birine tek tek insani nitelikler yükleyip onlara dair fanteziler üretir. Neymiş efendim, kargalar aptal, tilkiler zekiymiş, buna en çok kargalar güler. Hayvanları parçalarına ayırır, sonra da parçaları birleştirip yedi başlı ejderhalar yaratır. Yarattığı ejderhaları öldürünce ya azizlik mertebesine ulaşır ya da kahraman olur. Buna ancak bir insan inanabilir.
Asla iyi bir gözlemci değildir. “Gözlemci kuşkusuz görendir; ancak bundan daha önemlisi, önceden belirlenmiş olanaklar dizisi içinde gören, belirli bir gelenek ve sınırlama sistemi içine yerleşmiş birisi olmasıdır.” (J. Crary, Gözlemcinin Teknikleri, Metis). Toplumsal bir inşadır, kafesin içinde inşa edilmiştir, bu yüzden dünyayı kafes tellerinin arkasından parsellere ayrılmış olarak görür. İnşa edildiği toplumun tüm yargılarını, mülkiyeti, hiyerarşiyi dünyaya yansıtır. Gözlemci olarak doğal bir ortamdaki mevcudiyeti bile doğanın ilişkilerini değiştirmeye yeterlidir. Diyelim ki doğada gözlem yapmak istemektedir; hayvanları gözlemek için hep aynı yere bir miktar besin bırakır. Kıt besin, aralarındaki doğal ilişkiyi bozar ve hayvanlar arasında rekabete, çatışmaya yol açar. Ve ardından defterine şu notu düşer: hayvanlar arasında da rekabet ve hiyerarşi vardır. Kapitalist ilişkiler her yerdedir. Yaşadığı olumsuz koşulların evrensel olduğunu gözlemlemek, içini rahatlamıştır.


