Tüy kadar hafif
Terazinin bir kefesine yüreğinizi koyun, diğer kefesine bir deve kuşu tüyünü. Kesinlikle yüreğiniz ağır basacaktır. Eğer Mısır’da yaşamış olsaydınız, bu sizin yürekli olduğunuzu değil, günahkâr olduğunuzu gösterecekti. Eski Mısır’da ruhun kalpte ikamet ettiğine inanılırdı. Bu tartma işlemi öte dünyada ölen kişilere uygulanır ve ancak kalbi tüy kadar hafif olanlar cennete gidebilirdi. Deve kuşu tüyünün adı, adalet ve hakikat tanrıçasıyla aynıydı: Maat. Kafasında bir deve kuşu tüyü ile temsil edilen Tanrıça Maat, dünyanın başlangıcındaki kaosu koyduğu yasalar ve kurallarla ortadan kaldırıp düzenli, adil bir dünya yaratmıştı. Ebette düzen firavunların düzeniydi, adalet de onların adaleti. Firavunlar, yasaları ve hakikati korumadaki rollerini vurgulamak için çoğu kez Maat’ın sembolü olan kuş tüyüyle temsil edilir, firavun kendini “Maat’ın efendisi” olarak tanımlardı. Firavunun tebaası Maat’ın koyduğu yasalara boyun eğmeliydi, yoksa düzen bozulur ve başlangıçtaki kaos geri gelebilirdi. Yasalara uyanların, sırtlarında hiyerarşinin piramidini gıkları çıkmadan taşıyanların bedenleri yükün altında ezildikçe ezilirdi, fakat ruhları tüy kadar hafif olurdu; öldükten sonra cennete ancak onlar gidebilirdi. Peki özgürlüklerini özleyenlere, insanca yaşamak isteyenlere ne demeli?
Onların yürekleri öfkeyle doluydu. Firavunun adaleti, açlık sınırının çok altındaki ücretler, vergiler, yaşadıkları sefaletler karşısında gün geçtikçe öfkeleri artıyor ve yürekleri giderek ağırlaşıyordu. Terazinin bir kefesine onların yüreklerini, diğer kefesine dünyayı koysanız kesinlikle onların yürekleri ağır basardı. Fakat yürekli oldukları pek söylenemezdi. Yürekleri öfkeyle doluydu dolu olmasına, ama damarlarında kan yerine korku dolaşıyordu: cezalandırılma korkusu, yerinden ve elindekilerden olma korkusu ve elbette can korkusu. Öfke, saatsiz bombadır, ne zaman ve nerede patlayacağı belli olmaz. Fakat onların öfkeleri pek patlayacağa benzemiyordu. İçlerinde birikiyor ve bir yakıt gibi için için yandıkça tükeniyor ve birbirlerini tüketiyorlardı. Şairin dediği gibi, “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” Fakat onlar için için yandıkça bırakın aydınlanmayı dünyaları daha da kararıyordu. Öte yandan onlar yandıkça firavunun içi ısınıyor, dünyası aydınlanıyordu.
“Her şey ateşten doğar ve ateşe döner.” Herakleitos için evrenin dinamik ve hareketli yapısını temsil eden ateş hem yıkıcı hem de yaratıcı özellikler taşır. İçin için yanmak bir yıkım sürecidir. Her bedende sürüp gitmekte olan metabolik faaliyetler, yıkıcı ateş (katabolizma) ile yaratıcı ateşin (anabolizma) birbirlerini kesintisiz takip ettiği bir akıştır. Ve akış kesintiye uğradığında, ateş sadece bir yıkıcı bir güce dönüşür, sonunda bedenler yanıp tükenir. İçin için yanan ve tükenen bedenler sistemin yakıtlarıdır. Sistemin yakıt ihtiyacını karşılamak için bedenlerin üremeleri teşvik edilmelidir. Başka bir seçenek de, dışarıdan mülteci denilen ithal yakıtların getirilmesidir.
Katabolizma parçalanma, anabolizma ise parçalardan daha büyük yapıların sentezlenmesi sürecidir. Fakat parçaların kendi başlarına bir araya gelmelerine ve yeni yapılar sentezlemelerine izin verilmez. Çünkü hiç hesapta olmayan yeni yapılar, hiyerarşik şemayı içeriden çökertebilir. O yüzden parçalar ancak hiyerarşik şemanın izin verdiği ölçüde bir araya gelmelidir. Ölçü her şeydir, bedenin sağlığı için çok elzemdir. Bir bünye için yararlı olabilecek bir şey, ölçü aşıldığında zehre dönüşebilir ve bu tür yapılanmalar bir organizma olarak firavunun bünyesine zarar verebilir. Ölçüyü aşanlar, derhâl uzaklaştırılmalı ve tecrit edilmelidir; hadleri bildirilir, haddini öğrenenler, bünyeye yeniden dâhil edilir. Eskilerin dediğine göre, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur ve vücudu bozulan firavunun kafası da bozulurmuş. Ölçülü davranan bir firavun birden ölçüsüzce güç kullanan bir despota dönüşebilir. Fakat cennete gitme kuralı değişmeden kalır. Sadece ruhları tüy gibi hafif olanlar cennete gidebilmektedir. Gün geçtikçe parçaların öfkesi daha da artar, ruhları ağırlaşır. Zaman, firavunun zamanıydı. Zamanı düşünmek yerine, kendilerini despotik makinenin ritmine kaptıranların ruhları tüy gibi hafif olurmuş, Mısırlı rahipler söylüyor.


