Google Play Store
App Store

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı Resmi Gazete’de yayımlandı. Program kamusal hizmetlerin, istihdam koşullarının, kamusal hakların sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda hızlı adımlarla yapılandırılacağının bir özetiydi. Bir yandan yeni nesil çalışma modelleri, aktif işgücü gibi isimlerle esnek, geçici, yarı zamanlı, güvencesiz, asgari ücretin altında istihdam olağanlaştırılıyor bir yandan da kamu hizmetleri tasfiye ediliyor. Eğitim, sağlık başta olmak üzere tüm kamusal hakların piyasalaştırılma süreci hızlandırılıyor.

Özel okulların artışına ilişkin yeni modeller hazırlanıyor. Eğitimde daha fazla özel kurs, daha fazla özel okul anlamına gelen elemenin, rekabetin daha da keskinleşeceği açık uçlu sorular, okul özel sınavı gibi isimlerle öznel değerlendirmelere açık tüm kademelerde sınav sistemi değişikliği planlanıyor. Eğitim yöneticileri profesyonelleştirilecek denilerek siyasal kadrolaşmanın ve okulları şirketleştirmenin önü daha da açılıyor. Okullar şirketlerle, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) ile eşleştiriliyor, çocuk işçi bulma kurumları haline getiriliyor. Daha fazla okulun OSB içinde açılması, dört yeni okul modelinin yaygınlaştırılması, OSB içinde ve dışındaki özel meslek liselerine devlet teşviklerinin artarak sürdürülmesi, şirketlerin okullarda, üniversitelerde karar alma mekanizmalarında olması temel amaçlar arasında yer alıyor.

Yıllık programda en kapsamlı bölüm ise mesleki eğitimle birlikte yükseköğretime ayrılmış.

Üniversitelerin atama ve yükselme kriterlerinin merkezi olarak belirlenmesi, projeye dayalı esnek istihdamın yaygınlaştırılması, sektör temsilcilerinin karar mekanizmalarında olması maddeleri ile piyasalaştırma, esnek, güvencesiz çalışma ve siyasal kadrolaşma adımlarının hızlandırılması programda yer alıyor. Adrese teslim atama ve görevlendirmenin süreceğini de açıklanan maddelerde ve uygulamalarda görüyoruz.

ADRESE TESLİM İLANLAR SÜRÜYOR

Örneğin 5 Kasım 2025 tarihli Dokuz Eylül Üniversitesi ilanı yaşanılanın ve yaşanılacak olanın açık örneklerinden biri oldu. Tıp Fakültesi’ne öğretim görevlisi alımında aranan kriter, “acil servise başvuran hastaların bilgisayarlı tomografi ile ölçülen optik sinir kılıf çapının normal ve patolojik değerleri açısından çalışması olmak.” Akademik Veri Yönetim Sistemi üzerinden tarama yapıldığında bu konuda çalışma yapan yalnızca bir kişi var. Üniversite kişiye özel ilan yayınlıyor.

Adrese dayalı ilanların, esnek, güvencesiz istihdamın olduğu üniversitenin karşılığı siyasi iktidara, sermayeye tabi üniversiteler anlamına geliyor.

Programların oluşturulmasına, yeterliliklerin belirlenmesine sektör temsilcileri ile karar verilecek denilerek üniversiteler geçmişte atılan adımlara ek olarak patronların güdümünde yapılara, uygulamalı eğitimlerin sektörle yürütüleceği ifadesiyle gençler sermaye için ucuz hatta bedava işgücüne dönüştürülüyor. Üniversitelerin gelişimlerinin izlenmesindeki kriter ise mezunların işgücü piyasası performansları. Üniversitelerin “gelişim düzeyine” de yine sermaye karar verecek.

Mesleki ve teknik eğitimde sanayi işbirlikleri ve ortak eğitim modelleri tesisleri denilerek meslek yüksekokulları da MESEM (Mesleki eğitim merkezi) tarzı modellere dönüştürülüyor. Meslek yüksekokullarının da OSB içinde açılacağı, OSB ve ticaret bölgeleri ile ilişkilendirileceği gençlerin de ucuz hatta bedava işgücü haline getirileceği bir model planlanıyor. Liselerle birlikte üniversitelerin de eğitim kurumu olma özelliği ortadan kaldırılıyor.

Yükseköğretimin yeniden yapılandırılması siyasi iktidarın ve iktidar politikalarının destekçisi yapıların uzun süredir temel gündemleri arasında yer alıyor. TÜRGEV’in kurucusu olduğu İbni Haldun Üniversitesi ve Eğitim Bir Sen’in düzenlediği Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırması Kongresi, Maarif Platformu’nun Yükseköğretimde Milli Dönüşüm Çağrısı bildirisi gibi açıklamalar yükseköğretime yönelik siyasi iktidarın yeni hazırlıkları olduğunu bize gösteriyordu.

YENİ REJİME UYGUN YAPILANDIRMA

Bu açıklamalarda yükseköğretimin Nurettin Topçu’nun savunduğu “mesul üniversite” modelinin Yeni Türkiye Yüzyılı’na yeni rejime uygun yapılandırılması gerektiği belirtiliyor. Bölgelerde, illerde içerisinde meslek, ticaret odası temsilcileri adıyla patronların, sivil toplum kuruluşu adıyla şirketleşmiş tarikat yapılarının, iktidar politikası destekçisi yapıların üniversitelerde karar mekanizmalarında olacağı mütevelli heyetleri tarif ediliyor. Milli Eğitim Akademisi örnek gösterilerek meslek yüksekokullarının da bağımsızlaştırılması ayrı statüde olması belirtiliyor.

Ayrı bir yazı konusu olacak yıllık programda yer alan diğer başlık ise üniversitelerdeki gençlerin aktif işgücü, işbaşında eğitim gibi isimlerle ucuz iş gücü haline getirilme politikaları.

Yalnızca Dokuz Eylül Üniversitesi’nde İŞKUR Gençlik Programı kapsamında çalıştırılan,  eğitimine devam etmek için çalışmak zorunda bırakılan öğrenci sayısı 4 bin. Binlerce genç okuyabilmek için asgari ücretin altında esnek, güvencesiz koşullarda ucuz iş gücü haline getiriliyor. Çalışma haklarından yararlanmalarının önüne geçebilmek için de “cep harçlığı” ifadesi kullanılıyor.

Yükseköğretim de yeni rejime uygun yapılandırılıyor.