Ülkenin toprakları madencilere peşkeş çekilirken dezenformasyonu kim yapıyor?
Giresun’da, il yüzölçümünün %85’ine maden ruhsatı verildiğine dair yapılan paylaşımlar, İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nce yalanlandı. Oysa %85 verisi devletin verisi. Bu konuda çalışma yapan da TEMA Vakfı. Vakıf bu verileri MAPEG’den almış.

2018 yılında kurulan Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) adeta peynir ekmek gibi dağıttığı maden ruhsatlarıyla kısa süre içinde halk arasında en tanınır devlet dairelerinden biri haline geldi. Yaşadığı yerdeki ormanlar, meralar, tarlalar ve yerleşim alanları bir anda talan edilen, acele kamulaştırmalarla yaşadığı yerden adeta sürgün edilen insanlar, haklarının tesliminde geciken adalet ve hakkını ararken karşılarına çıkarılan jandarmayla boğuşarak toprağına ve yaşamına sahip çıkma mücadelesini sürdürüyor. Sadece geçen hafta içinde Muğla İkizköy, Giresun Sekü, Amasya Gümüşhacıköy, Kastamonu Küre ve Tosya’da ve birkaç yerde daha öne çıkan halk tepkilerini herkes duymuştur. Fakat MAPEG’in verdiği maden ruhsatları ülke coğrafyasının her yerine öyle dağılmış durumdaki, geri kalan yüzlerce vakada halkın tepkisi ya yok ya da duyulmuyor bile.
Mücadeleye katılan yerlerden Giresun’da, il yüzölçümünün %85’ine maden ruhsatı verildiğine dair yapılan paylaşımlar, İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nce (DMM) anında yalanlandı. Bu yalanlamaya göre; “Ülke yüzölçümünün sadece binde 1,8’inde fiili olarak maden üretimi yapılıyor, hiçbir ilimizde %1’i geçmiyor”muş, bu alanlar “maden faaliyeti sona erince rehabilitasyon çalışmalarıyla doğaya yeniden kazandırılıyor”muş, “milli ekonomiye değer sağlayan madencilik sektörünü karalamaya yönelik açık bir dezenformasyon kampanyası yapılıyor”muş. Bunlar “Asılsız paylaşımlarla yapılan algı operasyonları”ymış.
Bu açıklamayı yapanların dezenformasyonu ve algı operasyonunu çok iyi bildikleri çok açık;
1- Halkın yaptığı paylaşımda arama veya işletme ruhsatı verilen alanın il yüzölçümünün %85’ine ulaştığı söylenirken, DMM yalanlamasında “fiili” maden sahalarının hiçbir ilde %1’i geçmediğini iddia ediliyor. Böylece daha önce çalışmaları sonra ermiş on binlerce maden sahasının varlığını yok sayan yalanlama ofisi, yeni ihale edilen ruhsatlara rağmen henüz gereken ÇED vb. izinleri tamamlayamadığı için “fiilen” çalışmaya başlayamamış ve ruhsat verildiği halde henüz ihaleye çıkmamış onbinlerce madencilik projesini de yok sayıyor.
Oysa %85 verisi devletin verisi. Bu konuda çalışma yapan da TEMA Vakfı. Vakıf bu verileri MAPEG’den almış ve halka açıklamış. Üstelik bu çalışma 6 yıl öncesinin çalışması. Bu çalışmaya göre; TEMA Vakfı; MAPEG tarafından 2020 yılına kadar verilen IV. Grup madencilik ruhsatlarını (Geri kalan dört madencilik grubu bu çalışmaya dahil değil) il düzeyinde ve arazi kullanım modelleri açısından inceledi. Analiz için, doğal varlıklar açısından zengin ekosistemlere, güçlü tarımsal üretime ve turizm potansiyeline sahip 29 il seçildi. Bu illerde ormanlar, koruma alanları (milli parklar, doğa parkları vb.), tarım alanları ve kültürel varlıklarla ilgili yaklaşık 20 bin madencilik ruhsatı incelendi ve çalışmaya dahil edilen illerin ortalama ruhsat oranı %67 olarak belirlendi. Diğer bir deyişle, bu 29 ilin toplam yüzölçümünün %67’si için madencilik ruhsatı verilmiş olduğu ortaya çıktı. İncelenen iller arasında madencilik ruhsatı yoğunluğu en yüksek olan Gümüşhane’de, ilin toplam yüzölçümünün %93’ü için madencilik ruhsatı verildiği, bunu Kütahya (%92), Giresun (%85), Uşak (%80), Çanakkale ve Balıkesir (%79)’in izlediği açıklandı. Ayrıca, Muğla’nın ormanlarının %65’inin, Ordu’nun koruma alanlarının %91’inin, Erzincan ve Tunceli’nin meralarının %66’sının ve ormanlarının %52’si için madencilik ruhsatı verildiği tespit edildi. TEMA Vakfı’na göre, o tarihlerde incelenen 20 bin ruhsatın 14.967’sinin (%75) MAPEG tarafından henüz ihaleye çıkarılmamış olduğu açıklandı. Bu durumda yeni ihale yapılacak binlerce sahasının yok edeceği alanları vatandaş hesaba katıyor fakat bunu yalanlayanlar sadece işlerine gelen “fiili” rakamı kullanarak asıl dezenformasyonu kendileri yapıyor.
2-“Maden faaliyeti sona erince rehabilitasyon çalışmalarıyla doğaya yeniden kazandırılıyor” iddiası bu ülkedeki en ayakları yere basmayan iddialardan biri. Konunun uzmanı olan Toprak İlmi ve Ekolojisi hocalarımızın açıkladığına göre; ormanlarda madencilik çalışması bittikten sonra genelde rehabilitasyon çalışması ya yapılmıyor ya da yapılan rehabilitasyon çalışmalarında başarıya ulaşmış tek bir örnek yok. Mesleğim ve merakım gereği binlerce hektar orman arazisi gezmiş olduğum halde buna ben de şahit olmadım. Elbette halkımız da buna şahittir. Tek şahit olmayan bu yalanlama metinlerini kaleme alanlar olmalı.
3-Madencilik sektörünün milli ekonomiye değer sağladığı konusuna gelince; ormanların, meraların, tarım alanlarının, yeraltı sularının, akarsu ve göllerin, geleneksel yaşamın, yerel ekonominin yok olması pahasına başvurulan madencilik faaliyetlerinin kime ve kimlere yarar sağladığını sorgulamalıyız. Madencilik lobileri her fırsatta ülkeye neler kazandırdıklarının propagandasını yapsa da; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin 2021 yılında hazırlamış olduğu “Türkiye Madencilik Sektörü Gelişim Raporu 2020”ye göre; madencilik sektörü 2020 yılında GSMH’ye 59,2 milyar TL katkı sağlamış ve bunun sadece 1,9 milyar TLsi “Devlet Hakkı Geliri” olarak devlete verilmiş. Yani zaten devletin (kamunun) olan arazide yapılmış olan maden üretimi gelirlerinin sadece %3,2’si devlete ödenmiş. Şimdi madenciler bu oranla gurur duyuyor, bürokratlar bu oranla gurur duyuyor, politikacılar bu oranla gurur duyuyor. Bu yalanlama yaptığını sanıp aslında algı yapan dezenformasyoncular gurur duyuyor. Bu gurur kendilerini o kadar gaza getiriyor ki, ilgilerini hemen henüz keşfedilmemiş yeni alanlara kaydırıyorlar.
Bir de bizim gurur duyduklarımız var. Onlar; yöresindeki ağaca, kuşa, karacaya, toprağa, ormana, denize, göle, akarsuya, meraya, tarlaya, zeytinliğe, yani yaşama sahip çıkanlar, Muğla İkizköy’de, Giresun Sekü’de ve ülkenin her yerinde halkın iradesini ve mücadele gücünü ortaya koyanlar, yani havasına, suyuna, toprağına dokundurmamak için çabaladığından dolayı demir parmaklıklar arkasına tıkılan Esra Işık ve onun gibi mücadele eden binlercesi. Hepsinin derdi; Türkiye’nin kaderinin dünyanın en önemli doğal varlıklarına sahip olduğu halde, uluslararası sermayenin sömürüsü nedeniyle, yönetenleri çok zengin olduğu halde halkı fakirlikten kurtulamayan, doğası talan edilmiş Afrika kıtasının kaderiyle örtüşmemesi.
Not: Madencilik, enerji, turizm vb. ormancılık dışı tahsisler konusunu, BirGün’de iki haftada bir Cumartesi günleri yazdığım “Ormanın Köşesi”nde ilerdeki günlerde ayrıca ele alacağım.


