Google Play Store
App Store

Eric Hobsbawm’ın ‘tuhaf zamanlar’ dediği “uluslar çağı”nın kendine özgü yenilikleri vardı. Hemen her şeyi ulusal kimliğe göre kurmak ve zikredildiği her yerde başına bir de ‘yüce’ sözcüğü eklemek bir ortak alışkanlık gibiydi. Ulusun bayrağı, parlamentosu, anayasası, parası, eğitim kurumları, ordusu gibi bir de marşı olmalıydı. Marş, ulusun kutsallarının başında geliyordu. Ulusun bireyleri marşı ezberleyip, her yerde söyleyebilmeliydi.

Böyle olunca marşlar, ulusun kahramanlığı ve üstünlüğünü anlatan sözlerin toplamı gibiydi ve bu nedenle tüm ulusal marşlar birbirine benziyordu. İlk örneklerden biri olarak Fransız ulusal marşının bir kısmı şöyle idi: Titreyin, zorbalar ve hainler / Tüm iyi insanların utancı / Titreyin! Akrabalarını öldüren entrikalarınız / Hakkettiğinizi alacaksınız / Size karşı hepimiz askeriz / Eğer genç kahramanlarımız ölürse /Fransa size karşı savaşa katılmaya hazır / Yenilerini doğuracaktır.

Ünlü şair Fallersleben tarafından 1841’de, Franz Joseph Haydn’ın bir bestesi üzerine yazılan Alman ulusal marşı da benzer bir dil üzerinden inşa edilmişti. Almanya, o yıllarda aralarında Avusturya ve Prusya’nın da olduğu 39 özerk devletten oluşuyordu ve bu politik hedefle ilgilidir: Almanya, Almanya / Dünyadaki her şeyden üstün / Onu korumak ve uğruna savaşmak için / Kardeşçe kenetlenirse Maas’dan Memel’e kadar / Etsch’den Belt’e kadar uzanır / Almanya, Almanya / Dünyadaki her şeyden üstün! / Vatanımız Almanya için / Birlik, adalet ve özgürlük / Bu yolda hep ileri / Kardeşçe, el ele, kalp kalbe! /Birlik, adalet ve özgürlük / Saadetin güvencesidir / Serpil, saadetin parıltısıyla / Serpil, anavatan Almanya! I. Dünya Savaşı’nın galibi olan ülkeler tarafından yasaklanan “Deutschlandlied” (Almanların Şarkısı) Weimar Cumhuriyeti zamanında, 1922’de milli marş olarak benimsenmişti. Hitler döneminde Deutschlandlied’in yanı sıra nasyonal sosyalizm propaganda eden Horst-Wessel-Lied de milli marş olarak söylenmişti.

Görece Avrupa’dan uzak/yakın bir coğrafya olan Rusya’nın 1815-1917 yılları arası yürürlükte kalmış marşı da Avrupa’daki marşlarla benzerdi. 19. yüzyıl boyunca özellikle Fransa ve İngiltere’ye öykünerek yapılan Çar’ı öven ve ona Tanrısal ululuk yakıştırmak, Rus ulusal marşının en temel vurgusuydu. Marşın sözleri; “Tanrı asil Çar’ı korusun! / Bir ömür boyu tahtında hüküm sürsün / Mutluluk ve barış içinde!” diye başlıyordu.

Sözleri büyük ölçüde benzerlik gösteren ulusal marşların en büyük sorunu yayılma-bilinme zorluklarıydı. Henüz kayıt imkanının olmadığı bir zamanda marşı, ulusa mal etmek hiç kolay bir iş değildi. Bu da marşların inşasını zamana yayıyordu. Mesela Fransızların ulusal marşı 29 Nisan 1792’de ilk kez Ulusal Muhafız müzisyen bir grup tarafından söylendiğinde, ülkenin geri kalanı ondan habersizdi. Marşın Marsilya’da söylenmesi aynı yıl 22 Haziran’da mümkün olmuş, Marsilyalıların bir bölümü bu marşı söyleyerek Paris’e yürüyünce marşın adı La Marseillaise (Marsilyalılar) olarak kalmıştı. Sonuçta La Marseillaise 14 Şubat 1879 günü, yani ‘üçüncü Cumhuriyet’ zamanında bir kanunla milli marş ilan edilmişti.

“Korkma” diye cesarete vurgu ile başlayan Türk ulusal marşı da benzer temalar üzerinden yazılmıştı. Marşın kabulü de yine uzun zamana yayılmıştı. Muazzez İlmiye Çığ, marşın halk tarafından ezberlenmesi için, Eskişehir’de ana caddede marş söyleyerek günlerce gidip geldiklerini anlatmıştı. Sonraları ulusal marşı öğretme deneyimleri çeşitlenecek ve 1980 askeri darbesinden sonra Mamak Hapishanesinde hiç Türkçe bilmeyen tutuklulara dahi on kıta İstiklal Marşı ezberletilecekti.

Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda olmak üzere modern ulus devletlerin marşları, ‘ulusun yüce varlığı’ ve gücüne işaret ediyordu. Hepsi benzer bir dil kurduklarına göre düşman kimdi? Görünüşe göre her biri için diğer devletlerdi. Ama hemen hepsi bir şekilde anlaşmış, sınırlarını çizmiş, komşu ya da dost olmuşlardı. Bu durumda düşman, yine Hobsbawm’ın ifadesiyle devletini kuramayan yani ulus olamayanlar olarak kaldı. Hem bir vaka hem de 21. yüzyıla devreden bir miras olarak.