Google Play Store
App Store

Başkent Üniversitesi kurucusu Prof. Mehmet Haberal’ın, hemen her konuşmasında tekrar ettiği bir cümlesi var: “Toplumlar geçmişlerinden güç almalılar ama geçmişi aramamalılar. Geçmişi arıyorlarsa, orada bir sorun var demektir!

Bu “geçmişi arama” konusu ve yarattığı sorunlar Doğu’dan Batı’ya günümüz toplumları açısından önemli bir tartışma ve ABD’de Trump’ın seçimiyle birlikte iyice alevlendi.

Make America Great Again” (Amerika’yı Tekrar Büyük Yapalım), ABD seçmeninin ülke içinde ve dışında çoğu analistin tahminlerini boşa çıkararak Trump’a yönelmesinin ardındaki sihirli formül olarak görülüyor.

Aranan yeni bir şey değil; geçmişte zaten var olan ve “büyük” olanı geri getirmek!

Umut hayal kırıklığına yol açabilir, ama nostalji çürütülemez!” “Karaya oturmuş akıl: Siyasi gericilik üzerine” kitabının yazarı Prof. Mark Lilla, henüz Trump seçilmeden, 6 Kasım’da The New York Times gazetesinde yazdığı “Bizim gerici çağımız” başlıklı değerlendirmesini böyle bitirmişti. (http://www.nytimes.com/2016/11/07/opinion/our-reactionary-age.html?emc=eta1&_r=0)

Prof. Lilla’ya göre, “Tekrar büyük yapalım” şeklindeki demagojik slogan yalnızca Trump’a ait değil ve günümüz dünyasında pek çok lider ve gerici siyasal hareket ona yaslanıyor. Buna, geçmişin saf dinselliğine ve askeri gücüne geri dönme fantazisinin taşıyıcısı siyasal İslam da, Hindistan’da İslam öncesi medeniyete dönüş söylemiyle yükselen Hindu milliyetçiliği de, Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ partiler de dahil. Hepsi de bir hayali geçmişin peşinde siyaset yapıyorlar.

Devrimciler siyasal mücadelelerinde ve kitlelerle ilişkilerinde “umut”u değişime sokarken, gericiler “nostalji”yi devreye sokuyorlar. Lilla’ya göre, nostaljinin umuda üstün geldiği bir “gerici çağ”da yaşıyoruz. Devrimci mücadele enerjisini “umut”dan alırken, gerici siyasete enerji yükleyen nostalji oluyor.

Prof. Lilladevrimcilik” kavramını solla da eşitlemiyor. Ona göre, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra “kendi güçlü geçmişi”ni özleyip arayan, referanslarını orada bulan bir “gerici sol” da var ve onlar da içinde bulundukları durum için kendilerinden başkalarını sorumlu tutuyorlar: Komplocu neo-liberal ekonomistler hem hükümetleri hem de eski işçi sınıfını zenginliğin göz kamaştırıcılığı ile ikna ettiler!

Çağımıza musallat olan, tarihin yavaş yavaş da olsa bizi ileriye götürdüğünü savlayan mütevazı muhafazakârlık değil. Nostaljiyi siyasal programının ve söyleminin temeline oturtan siyaset, muhafazakârlıktan çok daha farklı; gericilik! Tarihe “dur” deyip, onu geriye döndürme çabası. Geçmişteki hayali bir ihtişamın yeniden bugüne taşınması vaadi…

Hızla değişen mevcut durum ve koşullar karşısında, siyasi yelpazenin herhangi bir yerindeki bir siyasi hareket, ayağını var olan gerçekliğe basarak akla yakın ve gerçekleşebilir bir gelecek vizyonu ortaya koyamadığında, umudu ete kemiğe büründüremediğinde, meydan nostalji pazarlayanlara kalıyor.

Bugün nostaljinin bu kadar alıcısının olmasının bir nedeni de, soğuk savaş sonrasında ortaya çıkan “umut” temelli iktidarların kendilerine bel bağlayan kitleleri önemli ölçüde yüz üstü bırakmaları. Zenginlik ve istikrar vaadiyle yola çıkıp umut olan Avrupa Birliği’nin kaçılan (Brexit) bir yer olması; Mandela’nın 27 yıl hapis yattıktan sonra başkan olmasına rağmen siyahların sosyo-ekonomik koşullarının pek de değişmemesi; daha yakın zamanda Syriza’nın kendisini iktidara getiren söylem ve eylemlerin tersine yönelmesi… Umudu örseleyen başka örnekler de sayabilirsiniz!

Bir yanda geleceğe işaret eden ama çok kolay örselenip hayal kırıklıklarına yol açan “umut”, öte yanda çürütülemez bir hayali geçmişe işaret eden “nostalji”!

Umudu ete kemiğe büründürüp, gerçekçi ve erişilebilir bir gelecek vizyonu yaratamadıkça, geleceği geçmişte arayan Trumplar iktidar oluyor.

Onların geçmiş yolculuğunun savaş ve yıkımdan başka bir şey getirmediğini tarih defalarca gösterdi aslında, bir kez daha görülmesine hiç gerek yok!