Üniversiteliler yoksulluk zincirini kırıyor
Eylem yapıyoruz çünkü geriye kalan belki de kullanabildiğimiz tek hakkımız, sesimizi duyurabileceğimiz tek yol. Yalnızca bir Ekrem İmamoğlu değildir süreç; diktatörlükten kurtulma, gerçek söz sahibinin seçilenler değil, seçenler olduğunu hatırlatma ve günden güne kaybettiğimiz özgürlüklerimizi elimize almaktır.

Göksu Cengiz
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ile başlayan süreçte eylemlerin en önünde hep üniversiteli gençler vardı. Bugün ikinci ayını geride bıraktığımız süreçte, akademik boykotlar, üniversiteler arası dayanışma eylemleri, birleşik gençlik buluşmaları ile üniversitelerin ayağa kalkış serüveni sürmeye devam ediyor. Gezi ve sonrasındaki sokak eylemliliklerinde henüz daha ilkokul yaşlarında olan, birçokları ilk eylemlerini, ilk polis müdahalelerini tecrübe eden bu kuşak, yaşanan sürecin en önemli dinamiklerinden biri haline geldi. Beyazıt’ta yıkılan barikat, saray rejimini frenledi.
Üniversite gençliğinin kampüslerden sokaklara taşan eylemliliğinin arkasındaki dinamiklere ilişkin çeşitli tartışmalar yapılıyor. Birkaç ay önce “apolitik”, “sağcı” görülen bir kuşak, bugün sürekli üzerine katarak ilerliyor. Gençliğin sokakta olmasının en önemli sebepleri arasında, içinde bulundukları derin yoksulluk, geleceksizlik, diplomalı işsizlik gibi ekonomik faktörler başta geliyor. İyi bir üniversite kazanabilmenin bile önemli bir maddi yük yarattığı ülkemizde, kazansa da koşulları sebebiyle kampüse gidemeyen, gitse tarikat yurtları ile benzer baskıların kol gezdiği KYK yurtlarının sefaleti arasında başka bir seçeneği olmayan, üniversiteyi bitirse yarın diplomasının aniden iptal olmayacağı güvencesine sahip olmayan bir kuşak; bugün “geleceklerini bu ülkede kurabilme” mücadelesi için sokakta.
Genç yoksulluğunu, diplomalı işsizliğini ve gençlerin gelecek mücadelesini; ekonomist İnan Mutlu’ya ve farklı üniversitelerden gençlere sorduk.
SORUNLARIMIZIN KAYNAĞI HEM YOKSULLUK HEM GELECEKSİZLİK
Ankara Üniversitesinden bir genç: Yurttan eve geçememe sebebimiz bursun 3000 TL olması ve ailemiz gönderse bile sınırlı gönderebiliyor olması. Bütçemiz yetersiz kalıyor aynı şekilde özel yurtlar da oldukça pahalı. Eve çıkmak için çalışmak mecburiyetinde kalınıyor ama benim hem okulum hem stajım varken çalışacak vakit ve enerji bulamıyorum. Ayrıca çalışsak bile çoğu kiralar asgari ücretten daha pahalı. Sadece kira değil elektrik, doğalgaz, aidatlar da kira kadar ek yük yaratabiliyor. Verilen 3000 TL bursu yemeğe mi, abonmana mı, faturalara mı, yurt ödemesine mi verelim bilemiyoruz. Günlük yaşamımızda bir kez dışardan yemek yediğimiz zaman, ikinci kez yemek çok zor oluyor. Dışardan yemek haricinde üniversite yemekhaneleri bile son gelen yüksek zamlarla öğrenciler için pahalı oldu. Gerekli harcamalar haricinde ekonomik sebepler yüzünden sosyal faaliyetlere konser, tiyatro vb gibi etkinlikler ulaşılabilir olmaktan çıktı. Bu da psikolojimizi olumsuz etkiliyor. Bu tür faaliyetlere katılsak bile yurdun son giriş saatinin 23.00 gibi erken bir saat olması bizim özgürlük alanımızı daraltıyor. Ayrıca aynı disiplini erkek KYK yurtlarında göremiyoruz. Bu çok açık bir çifte standarttır. Özetle biz öğrenciler olarak sadece akademik değil ekonomik anlamda da büyük bir mücadele veriyoruz. Yetersiz destekler, hayat pahalılığı eğitim hayatımızı da olumsuz etkiliyor.
BİZİ BATIRDIKLARI YOKSULLUKTAN KURTULMA ÇABAMIZ
İstanbul Üniversitesinden bir genç: 19 Mart sabahı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla beraber fiilî olarak seçme ve seçilme hakkımızın da kalmadığı bir sabaha uyandık ve şunu biliyorduk bu ilk değildi, eğer susarsak son da olmayacaktı. AKP diktatörlüğü artık yalnızca kadınlar, işçiler, öğrenciler, LGBT+’lar ve azınlıkların haklarına saldırmıyor, tüm yurttaşların en temel vatandaşlık hakkı olan cumhurbaşkanını seçebilme hakkını da elinden alıyor. Halkın istek ve ihtiyaçlarını gözetmeden ülke sanki Erdoğan’ın oyun alanıymışçasına devamlı bizim hakkımızda verdiği hayâsız kararlar, cenahını zenginleştirirken halkını, kendi verdiği örnekle, bir simide mahkûm etti. Toplumun gereksinimlerini karşılayamayan bir rejim ve gittikçe derinleşen yoksullukla battığımız çukurdan bir kurtulma çabasıydı 19 Mart’ta başlayan ve devam eden sokaklara dökülmemiz.
Eylem yapıyoruz çünkü halkın iradesi bir sivil darbeyle ortadan kaldırılıyor, eylem yapıyoruz çünkü arkadaşlarımız kendi polisinin şiddetine uğruyor, eylem yapıyoruz çünkü ne evimizde ne okulumuzda yeteri kadar beslenebiliyoruz, çünkü kadınlar olarak sokaklarda güvenli hissetmiyoruz, çünkü okullarımızda bilimsel eğitim alamıyoruz, çünkü üniversitemizde bizleri dinleyen rektörlerimiz yok, çünkü tweet attığımızda, sokak röportajında konuştuğumuzda ansızın hakkımıza dava açılıyor, eylem yapıyoruz çünkü sözde her yere açılan devlet hastanelerinde sağlık hizmetine yeteri kadar erişemiyoruz çünkü çünkü ve çünkü. Eylem yapıyoruz çünkü geriye kalan belki de kullanabildiğimiz tek hakkımız, sesimizi duyurabileceğimiz tek yol.
Yalnızca bir Ekrem İmamoğlu değildir süreç; diktatörlükten kurtulma, gerçek söz sahibinin seçilenler değil, seçenler olduğunu hatırlatma ve günden güne kaybettiğimiz özgürlüklerimizi elimize almaktır.
SUSTUKÇA BÜYÜYEN BİR ÇIĞ
Galatasaray Üniversitesinden bir genç: Yapamazlar dediğimiz her şeyin aslında bir iki talimatla kolayca yapılabildiğini fark ettim ve artık buna bir dur denilmesi gerektiğini düşünerek 19 Mart'tan sonraki eylemlere katılmaya karar verdim. Aslında Türkiye'de hem bizler hem de bizlere ait olan ne varsa güvende değil, bence bu süreçte gençler en çok bunu fark etti. Bir gece uyandığında diploman gitmiş olabilir, elindeki arsa kamusallaştırılmış olabilir... Ve bunun bir sonu yok, sustukça büyüyen bir çığ ve hepimiz her gün altında kalma tehlikesiyle yaşıyoruz. Biz gençler olarak bunu istemiyoruz ve bu düzeni değiştirmeye kararlıyız.
MÜCADELEMİZE DESTEK OLUN
Yıldız Teknik Üniversitesinden bir genç: YTÜ Öğrencileri olarak 19 Mart'ta Saraçhane'de başlayan eylemlerden bugüne, ülkemizdeki hukuksuzluklara karşı ülkemizin laik ve demokratik temellerini korumak adına mücadele ediyoruz.
Saray rejiminin Yıldız kampüsümüzü gaspederek ve sıra arkadaşlarımıza fiziksel şiddete varan müdahaleleriyle üzerimizde yaratmaya çalıştığı baskı, bugün dozunu artırıp demokratik hak ve özgürlüklerimizi elimizden almaya kadar dayanmıştır. Bu süreçte, demokratik haklarını kullanan sıra arkadaşlarımız, eğitim-öğretim hakları gaspedilerek tutuklanmıştır. Ülkemizin bir tek adam rejimine dönüşmesine karşı laik, demokratik bir Türkiye'yi savunmak adına, kampüslerde, barikatlarda, ablukalarda ve boykotlarda yılmadan, polis şiddetine ve otoriter rejime karşı direnişimizi büyütmeye emin adımlarla devam ediyoruz.
Buradan tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına çağrımız şudur: Yaşanan adaletsizliklere ve zorbalığa karşı, bizimle beraber bağımsız mücadelemize destek çıkmalarıdır.



