Utançtan cesarete bir ejderha masalı

Betül BOZ
Batı kültüründe ejderhalar genellikle korkutucu yaratıklar olarak karşımıza çıkar. Ateş püskürtürler, kaleleri yakarlar ve kahramanların yenmesi gereken engellerdir. Doğu kültüründe ise koruyucu ve bilge kabul edilir-ler. Hülya G. Poyraz’ın yazdığı Bir Beyaz Ejderha ise bu tanıdık figürü başka bir yere taşıyor. Bu hikâyede ejderha ne korkutucu ne de yıkıcıdır. Aksine, çocukların arkadaşı olan, utanan, hata yapan ve yeniden cesaret bulmaya çalışan bir karakterdir.
Masalın kahramanı Sütlü adında beyaz bir ejderha. Köyde yaşayan çocuklarla oyun oynayan, kalenin meşale-lerini yakarak geceleri aydınlatan sevimli bir ejderha. Ancak bir gün oyun sırasında beklenmedik bir karmaşa çıkar. Arabalar devrilir, insanlar koşuşturur ve ortalık karışır. Bu kargaşanın sorumlusu olarak görülen Süt-lü’nün ateşi kralın emriyle elinden alınır.
Ejderhanın ateşi onun gücüdür; kimliğinin bir parçasıdır. Ateşsiz kalan Sütlü’nün mağarasına çekilmesi bu yüzden yalnızca bir ceza değil, aynı zamanda bir utanç hikâyesidir. Kendini saklayan, görünmek istemeyen bir ejderha… Hikâyenin duygusal ekseni tam da burada başlar.
ÇOCUKLARIN DÜNYASI
Masalın en sıcak taraflarından biri, çocukların hikâyedeki rolü. Yetişkinler kurallar koyar, kararlar verir. Onlar cezalar verirken, çocuklar arkadaşlarını geri kazanmanın yollarını arar. Bu noktada kalıplardan sıyrılır. Çünkü ejderha ateşini geri alabilmek için yola düşer ama sonunda bulduğu başka bir şeydir.
Bu noktada kitap, çocukların dünyasının merak ve dayanışma üzerine kurulu olduğunu hatırlatıyor.
BİR BİLMECE VE BİR YOLCULUK
Çocuklar köyün bilgelerine gider ve Sütlü’nün ateşini geri almasının bir yolu olup olmadığını sorar. Bilgeler onlara bir görev verir: Ejderha Kınalı Kaya’da saklı olan bir hazineyi bulmalıdır. Ancak hazineye ulaşmak için önce bir bilmeceyi çözmesi gerekir.
Masalın önemli anlarından biri olan bu bilmece şöyledir: “Kanadı yok uçar,/ Alevsiz de yakar./ Ejderhanın ateşi yoksa,/ Bu işi kim yapar?”
Sütlü bu bilmeceyi çözmek için yola çıkar. Yol boyunca yalnızca hazineyi değil, kaybettiğini düşündüğü ce-saretini de arar. Hikâyenin sürprizi ise burada ortaya çıkar. Çünkü aranan hazine altın sandıkları değildir.
Bilmece çözüldüğünde cevap ortaya çıkar: Güneş.
GERÇEK HAZİNE
Kayaların arasından süzülen güneş ışığı mağarayı aydınlatır. Ama içeride altın yoktur. Işık vardır. Ve birkaç söz. Bu sahne kitabın temel fikrini açık eder.
FELSEFEYLE MASALIN BULUŞMASI
Hülya G. Poyraz’ın uzun yıllardır çocuklarla felsefe alanında çalışmasının izleri metnin birçok yerinde hisse-diliyor. Hikâyenin sonunda okura yöneltilen sorular, kitabın yalnızca bir masal anlatmakla yetinmediğini gös-teriyor. Okur şu sorularla baş başa bırakılıyor:
Ateşi olmayan bir ejderha hâlâ ejderha mıdır? Bizi biz yapan şey becerilerimiz midir? Gerçek hazine nedir?
Bu sorular çocuk edebiyatında giderek daha fazla önem kazanan bir yaklaşımı hatırlatıyor: Hikâyeyi yalnızca anlatmak değil, onun üzerine birlikte düşünmek. Bu açıdan Bir Beyaz Ejderha, masal ile felsefi sohbet ara-sında kurulan bir köprü gibi okunabilir.
ÇİZGİLERDEKİ HİKÂYE
Kitabın görsel dünyası ise Gökçe Odabaşı’nın çizimleriyle tamamlanıyor. Yumuşak, hareketli çizgi dili, ej-derhanın utancını, çocukların neşesini ve masalın absürt anlarını canlı bir atmosferle tamamlıyor.
Odabaşı’nın illüstrasyonları metnin mizahını güçlendirirken, hikâyenin duygusunu da görünür kılıyor.
GÜLÜMSETEN BİR MASAL
Bir Beyaz Ejderha, düşünce ile kahkahayı yan yana getiren bir kitap. Absürt olaylar, bilmeceler, tekerlemeler ve kovalamacalarla ilerleyen hikâye, sonunda okura küçük ama güçlü bir fikir bırakıyor:
Bazen en büyük güç, kaybettiğimizi sandığımız şeylerde değil; bizi sevenlerde, merakımızda ve yeniden de-neme cesaretimizde saklıdır.
Bu nedenle Bir Beyaz Ejderha, yalnızca çocukların değil, çocukluğun düşünme biçimini hatırlamak isteyen yetişkinlerin de okumayı seveceği bir masal. Çünkü bazı sorular büyüyünce kaybolmaz. Sadece yeniden so-rulmayı bekler.


