Google Play Store
App Store

Madde (uyuşturucu) kullanımı ve bağımlılığı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de “çığ gibi” büyüyor. Bu bağımlılığın insanlarda neden olduğu yıkıma artık sadece ruh sağlığı çalışanları değil herkes tanık oluyor.

Madde bağımlılığı ile suç arasında dolaysız bir bağlantı da var. Üretim, dağıtım ve satış sürecinin yasa dışı olması, bu ilişkinin en önemli nedeni olarak gösteriliyor. Bu yüzden de bağımlılık yapıcı maddelerin, en azından bazılarının, kullanım ve satışının serbest olması gerektiğini savunanlar da var. Tartışmalı bir konu. Çünkü bu yasa dışılıktan en büyük geliri çoğunlukla “yasal kurumlar” elde ediyor. Kimi zaman Afganistan örneğinde olduğu gibi bir devletin ana gelir kaynağı tam da bu olduğu, ama asıl olarak, başta ABD olmak üzere, emperyalist devletler yasa dışı madde ticaretinden elde edilen geliri örtülü operasyonlarda kullandıkları için.  Bu ilişkiyi karatmanın en kolay yolu ise madde bağımlılığını “bireyin sorunu” olarak tanımlamak ve kullanıcıları suçlamak. Bataklığı kurutmak yerine sineklerle mücadele etmek benzetmesi yanıltıcı olabilir bu ilişki için. Çünkü çoğu “devlet” bizatihi bataklıktan beslendiği için kendi kaynağını kurutmaya hemen hiçbiri yanaşmıyor.

Devletler bağımlılıkla mücadele adı altında kullanıcılarla uğraşırken sadece “zevahiri kurtarmıyorlar”. Kapitalist bir devletin madde bağımlılığı sorununu çözmeye değil kronikleştirmeye ihtiyacı vardır. Hem ciddi bir kayıt dışı gelir elde ederek kendi yasa dışı faaliyetlerini finanse eder, hem sokakların güvensiz ve tehlikeli hale gelmesiyle kendi otoriter denetim mekanizmalarını halkın gözünde meşrulaştırır, hem de denetim, cezalandırma uygulamalarıyla “bireysel hakların” askıya alınmasının önünü açar.

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ

Söz konusu madde kullanımı olduğunda, hatta gündemdeki “ünlülere operasyon” olayında olduğu gibi kullanım şüphesi doğduğu anda bile, bireyler artık kendi birey olma haklarından, özel hayatın gizliliği ilkesinden yararlanamaz hale gelirler.

Operasyonda adı geçen ünlüler artık internet sonsuzluğunda ömür boyu madde kullanımıyla damgalanmaktan kendilerini kurtaramayacaklar. Ancak asıl hukuksuzluk bu kadar da değil. Operasyonla kan, saç, idrar örnekleri alınan insanların test sonuçları, ortada bir mahkeme kararı bile yokken tek tek ve tüm ayrıntılarıyla yayınlandı. Türk Ceza Kanunu’nda, madde kullanımı suçuna verilebilecek cezalar düzenlemiş durumda. Mahkemeler çoğunlukla “denetimli serbestlik” uygulamasıyla kullanıcıyı tedavi olmaya zorluyorlar ve bu çok doğru bir yaklaşım.

Hukukun işlediği bir ülkede kamuoyunca bilinen bir insanın “madde kullanımı” suçuyla mahkemece cezalandırılmasının haber değeri olabilir belki ama bu bile tartışılabilir. Madde kullanımını özendirmeyen, kullanımıyla övünmeyen ya da kamusal alanda açık açık madde kullanmayan bir insanı, belki de tedavi ile bu sorununu çözebilecekken damgalamakta herhangi bir kamu yararı olmadığı gibi, insan haklarına da aykırı olduğu söylenebilir. Ancak son operasyonda daha da vahim bir suç işlendi. Yayınlanan test sonuçlarında sadece yasa dışı madde bulguları yer almıyordu. Bu insanların kullanmakta olduğu ve tümü yasal ve reçete ile satılan psikiyatrik ilaçların isimleri de yayınlandı. Şimdi kamuoyu hangi kişinin hangi antidepresanı ya da anksiyete giderici ilacı kullandığını da biliyor!

Bu bilginin yayınlanmasında nasıl bir kamu yararı olabilir? Psikiyatrik rahatsızlıkları nedeniyle tedavi gören milyonlarca insanın kullandığı ilacın “yasa dışı” ya da “uyuşturucu” olduğunu sanmasının neden olacağı tedirginliğin yol açabileceği zararı nasıl önleyeceğiz? Dahası, “devlet istediğinde kullandığım ilaçları bile yayınlıyor” tedirginliği yüzünden ihtiyacı olduğu halde psikiyatriste gitmekten vazgeçen, kullanmakta olduğu ilacı aniden bırakan, kullanması gerektiği halde yazılan ilacı reddecek insanların yaşayacağı damgalanma korkusu ve tedavisizliğe bağlı ıstırap, yıkım ve intihar riskinin artması gibi sorunlar ne olacak?

Yetkililerin bilir bilmez gözden kaçırdığı ya da bile isteye yaptığı bir “algı yönetimi” çalışması daha var: Madde bağımlılığı “yoksullarda" olduğunda suçla, “zengin ve ünlülerde” olduğunda “hayat tarzı” ile ilişkilendirilir. Yoksullar, kalitesiz maddeye ve ancak suç işleyerek, zenginler ise kaliteli olanına ve kolayca erişebilirler.

MÜCADELE EDER GÖRÜNMEK

Eğitim ve ekonomik durumu iyi olanlar “arındırma tedavileri”ne kolaylıkla erişip, maliyetini karşılayabilir ve daha kontrollü ve daha uzun süre madde kullanabilirler. Beslenme, barınma olanakları kısıtlı, tedaviye erişim imkanı olmayan yoksullar ise kalitesiz maddeye bile ancak suç işleyerek erişebildiklerinden hem ruhsal ve fiziksel hastalıklara daha kolay yakalanabilirler, hem de sokakları tehlikeli hale getirerek kamuoyunun otoriter güvenlik politikalarına onay vermesini kolaylaştırırlar. Devlet de bir yandan madde bağımlığını bir “zengin ahlaksızlığı” olarak kodlayarak halkın öfkesini onların hayat tarzlarına yöneltme imkanı bulurken aynı zamanda madde sorunu ile mücadele eder gibi görünmüş olur.

Sonuçta “ünlüler hayat tarzlarıyla insanlarımızı madde kullanımına teşvik ediyorlar”  propagandası işler. “Saf ve yoksul milletimizin gençleri onlara özendikleri için madde kullanıyorlar”, demeye getirilir. Ahmet Hakan’ın yapıp ettiği tam da bu propagandanın “aparatlığından” öte değildir. Zengin madde kullanıcıları modern, bilimsel, pahalı tedavilerle kontrollü madde kullanımına devam ederlerken, yoksullar ya cezaevi ya tarikatların “dini tedavi merkezleri” seçimine zorlanırlar.

Türkiye’nin her on yılda bir “ünlülere uyuşturucu operasyonu” geleneği vardır. Ancak bu son operasyonun yapılış şekli, test sonuçlarının ilanı ve yandaş medyanın tutumunu Meclis’e gelen LGBT’lere hapis yolu açan yasa taslağı ile ayrı tutmak büyük bir hata olacaktır. İktidarın “hayat tarzını” belirleme-denetleme-cezalandırma projesini ve bu projenin emin adımlarla ilerlediğini fark etmezsek işimiz zor. Üstelik proje bir tür İran tipi “şeriata uygun hayat tarzından” ya da “ahlak polisinden” daha kapsamlı gibi duruyor. Operasyon sadece ünlülere yapılmıyor…