Uzaylıların kaçırdığı yakınım!
Kötülük, faşizm hâliyle ve ICE üniformaları içinde Minnesota sokaklarında öldürüyor. Savaş gemileri ve emperyalizm hâliyle İran açıklarında. “Başkan” kılığında bir haydutlukla başkan kaçırılıyor. Gazze’de kadınları ve çocukları katlediyor.
Rezalet hâliyle, kapitalist düzenin en tepesindekileri Epstein dosyalarından ortalığa saçıyor. Kötülüğün ekonomik hâlinde, dünya nüfusunun yüzde 9’u mutlak yoksulluk, yüzde 50’si de yoksulluk içinde yaşarken, yüzde 1’i dünya nüfusunun yüzde 95’inden daha fazla servete sahip.
Kötülüğün, insan hakları ve demokrasi diyegelen Batı için de dışsal değil, ona içkin olduğu görüldü! Umarım, kötülüğün faşizm hâlinin her zaman üniformalar içinde ve postal sesleriyle değil, özenilen spor ayakkabılarla ve spor giysili bir sivillikle geldiği de görülmüştür.
Bir yakınım, bu tablo karşısında hep şu rüyayı görüyor: Uzaylılar tarafından kaçırılıyor ve ona bir takım süper güçler veriliyor. O da bu güçleriyle, Netanyahu’dan, Trump’tan başlayıp kötülüğün önde gelenlerini bir güzel hizaya sokuyor!
Neden uzaylılar?
Dünyanın kötülüklerini ve memlekette yaşananları alt alta sıraladığında, insanların büyük çoğunluğunun neden “DUR” demediğini, neden Türkiye’de kararsızların “en büyük parti” olduğunu bir türlü “solcu rasyonel”iyle açıklayamadığı için!
Evet, Migros işçileri direnişte. Memleketin pek çok yerinde işçilerden, emeklilerden, kadınlardan itirazlar yükseliyor. 6 Şubat depreminin sorumlularının ne kadar cezalandırıldığını soranlar var. SOL Partililer “Şeriata ve faşizme karşı laik, demokratik cumhuriyet” pankartları asıyor, birleşik mücadele çağrıları yapıyorlar. CHP haftada iki gün meydanlarda. Kürt meselesinin çözümünde emperyalizmden medet umulamayacağı, çözümün ancak demokrasiyle geleceği de görülüyor.
Yine de, kötülüğe karşı topyekun ve birleşik bir “DUR” deyiş yok.
Uzaylılardan süper güçler alana, bir Netanyahu/Trump’a dönüşmeyeceğinin garantisi ne diye sorduğumda, kendi ahlakını ve iyiliğini ileri sürüyor. “Beni durdurabilecek tek şey kendi ahlakım. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok” diyen Trump gibi!
Ayrıca, uzaylılar hep bir rüya olarak kalacak. Dünyayı düze çıkaracak yol uzun, engebeli, dolambaçlı, zor… Ama tek yol da o!
Tarihte belli aralıklarla karşılaştığımız bu ürkütücü kötülüğü uzaylılar ya da yankı odalarımızda yükselttiğimiz tepkiler durdurmayacak.
Kötülük karşısında topyekun bir duruş sergileyemememizin, “kararsızlar”ımızın bu kadar çok oluşunun en önemli nedeni eleştirel aklın devreden çıkması. Kötülüğün gazabından, riski kendimiz için asgariye indirerek ve gazaba uğrayanlardan uzak durarak kurtulacağımız güdüsü devrede. Kararsızlık, böylece, kendimizi de tanınmaz hale getirerek hayatta kalma hâli!
Birbirimize yaslanarak kötülüğe “DUR” demeyi beceremedikçe, kendi düşüncelerimizin sınırlarını da kötülük belirliyor. Kararsız kaldıkça kötülükle uzlaşıyor ve onu normalleştiriyoruz.
Bugüne kadar dünyanın ve hayatın liberal-demokratik bir çizgide ilerleyeceği yanılsamasının konforunda yaşayanlar, şimdi dünyanın dört bir yanından farklı üniformalar içinde faşizan otoriter siyasetin yükselmesini bir sapma sanmasın. Kötülüğün bugün karşı karşıya kaldığımız hali, konfor hissettiğimiz dünün içinde de vardı!
Entelektüellerin özdeşleşip uzlaştığı neoliberalizmin içinden çıkan saldırgan kötülük karşısında geniş kitlelerin korku, tükenmişlik ve kararsızlık içinde olması, her gün birçok “ünlü”nün başına gelenler ve uyumun ödüllendirilip muhalefetin cezalandırılması karşısında sıradan insanın içine kapanması şaşırtıcı değil.
Kalabalık kararsızlara şaşırmak ve “DUR” demeyi salt bir erdem gereği olarak anlatmak yerine, cesareti, ortak mücadeleyi ve dayanışmayı somut gündelik hayat pratiklerine dönüştürebilmeliyiz.
Uzaylılara gerek yok!


