Vaat edilmiş yapıt
Modern, vaat edilen ama sürekli ertelenen bir cemaatin duygusuyla yaşadı. Bu duygu sayesinde modern hayatın koşullarına katlanabildi. Postmodern ise artık geçmişi hatırlamıyor bile. Altın çağ, yitirilmiş cennet mitolojik anlatılarda, masallarda kaldı. Durmadan parçalarına ayrılıyor, kimi zaman şikâyet etse de parçalı varoluştan başka bir varoluş bilmiyor, benimsedi. Parası bile değişti. Avuçlarının içinde tutabildiği banknot yerine, dokunamadığı sanal parçalar (Bitcoinler) biriktiriyor. Vaat edilen bir bütüne dahil olmak yerine ancak parçalarla kendine yeni hayatlar kurabileceğine inanıyor. O yüzden verili her türlü bütünden, vaat edilen cemaatten kaçınıyor. Kimi zaman parçaları bir araya getirerek, bazen de çağrıya uyup parçalarla bir araya gelerek kendini dışa vurabiliyor. Estetik formlarını bile parçalarla üretiyor. Kripto paranın muadili, dijital sanattır. Baudelaire’in modern hayatın kahramanı olarak tanımladığı paçavra toplayıcısının postmodern muadiliyse dijital sanatçıdır. Modern, şehrin sokaklarından işine yarayabilecek atıkları toplar ve atıklarla yaralarını iyileştirmeye, kendini onarmaya çalışırdı. Postmodern ise sanal alemin dijital atıklarını topluyor ve dijital atıklarla kendi yolunu inşa etmeye çabalıyor. Modern, asfalt kaplı yollarda yürürdü. Postmodern sanal otobanda hız yapıyor. Ve bu esnada yaşadığı yerin semaları milli birlik ve dayanışma sesleriyle çınlıyor.
∗∗∗
Yine politikacılar… Ekranlardan iktidar ve muhalefet her gün bıkmadan usanmadan milli birlik ve dayanışma çağrısı yapıyor. Parçalar ya mevcut bütüne eklemlenmeye ya da yapbozun parçası olmaya davet ediliyor. Muhalefete katılırlarsa parçalar özgürleşecek ve hep birlikte yapbozun inşasına katılıp özgür iradeleriyle kendi hayatlarını kendileri biçimlendirebilecek. Oysa adı üzerinde yapboz, tamamlandığında ortaya çıkacak resim belli. Üstelik her parçanın şekli ve yeri de önceden belirlenmiş. Mevcut bütün, yapbozun kemikleşmiş halidir; parçalar zamanla birbirine yapışır ve kımıldayamaz hale gelir. Mevcut bütün ya da yapboz, milli birliğin ve dayanışmanın resmidir. Resim, çok eski bir resim, bir klişe. Çoklukla baş edebilmek için egemenlerin tasarladığı ve her parçanın şekline göre belirli bir yere yerleştirildiği hiyerarşik bir şema. Asırlardır hep aynı yapboz durmadan bozulup yeniden yapılıyor ve her seferinde hep aynı resim ortaya çıkıyor. Bozulup yeniden yapılmaktan parçalar artık lime lime olmuş. Fakat politikacılar ısrarla, sanki yeni bir şey söylüyorlarmış gibi heyecanla parçaları yapbozun parçası olmaya çağırıyor. Modern, geleceği görmek isterdi ve uyumlu biriydi, vaat edilen bütüne uyum sağlayabilirdi. Postmodern ise bırakın geleceği, önünü bile göremiyor ve karşısına çıkan parçalarla ancak şimdi ve burada kendini ifade edebiliyor. Üstelik çok parçalı ve belli bir şekli de yok; o yüzden herhangi bir resmin parçası olamıyor.
∗∗∗
Modern yapıtları severdi, gelecek ona bir yapıt olarak vaat edildiği için modern hayatın koşullarına katlanabilmişti. Yapıt, bir müellifinin belirlediği, içeriğini asla değiştiremeyeceğiniz, kabullenip katılabileceğiz olup bitmiş bir bütündür. İnsan bir yapıt karşısında ancak ya haz duyabilir ya da yapıtı terk edebilirdi. Oysa postmodern, arzularının peşindedir. Postmodernitede yapıt yerini metne bırakmıştır. Artık metin, bütünüyle yazarın belirlediği, okurun alımlanmasından en küçük biçimde etkilenmeyen bir nesne değildir, tam tersine okur sonsuz bir süreç içinde yazarın yaratma etkinliğini sürdürür. Okur da yaratıcıdır. Metni her okuduğunda onda yazarın bile niyet etmediği yeni anlamlar keşfedebilir. Yeni bağlantılar icat ederek metni her yöne uzatabilir. Bitimsiz bir süreç. Modern hazzın peşindeydi. Mazoşizm hazzın sapkınlığıysa modern mazoşistti, acıların çocuğu. Fetişizm, yapıtın sapkınlığıysa modern fetişistti; her türlü yapıtın önünde boynu kıldan inceydi.
Modernin hayatı hüsranın tarihidir. Yapıt ya da vaat edilen gelecek her geldiğinde modern hayal kırıklıkları yaşar ve vaat edilen cemaat durmadan ertelenirdi. Ve her yapıttan sonra modernin mermerden heykeli dikilirdi. Postmodern vaat edilen cemaat yerine yakınındakilerde kendi bütünlüğünü arıyor. Büyük resme dahil olmak yerine parçaları birleştirerek gelip geçici resimler yapıyor.


