Google Play Store
App Store

Bourdieu’nun Habitus’u, kişinin sürekli değişen toplumsal koşullara ve bu koşullara uyum sağlayabilmek için gereken dilsel ve bedensel dönüşümlere dair farkındalığına gönderme yapar. Habitus sayesinde kendimizi konumlandırabilir ve yönümüzü tayin edebiliriz. Fakat artık kimsenin nerede olduğuna dair en küçük bir fikri yok. Akışkan bir yüzeyde konumunuzu tespit etmek için mutlaka sabit referans noktalarınızın olması gerekir. Katı olan her şeyin sıvılaştığı akışkan bir ortam; nerede olduğumuzdan, hangi yöne gittiğimizden habersiz akıntılarla oradan oraya sürükleniyoruz. Kerteriz alamıyoruz. Kerteriz, denizcilerin konumlarını tespit ederken kullandıkları kıyıdaki sabit referans noktaları. Üzerine yerleşip kök saldığımız o sağlam zemin, toprak sıvılaştı. Ucu bucağı olmayan bir denizdeyiz. Ufuk çizgisi de artık anlamını yitirdi. Herkes biliyor, kara görünmeyecek. Gökyüzü bulutlarla kaplı, yolumuzu gösterebilecek tek bir yıldız bile yok. Ve durmadan anaforlara yakalanıyoruz. Kimileri bu durumun kişisel bir sağlık sorunundan kaynaklandığını düşünüyor. Vertigo, kişinin kendisinin veya çevresinin döndüğü, sallandığı veya hareket ettiği hissine kapıldığı bir baş dönmesi türü. Ve çoğunluk bu olayın geçici bir his olduğuna, tedavi edilirse geçeceğine inanıyor.

Mutlu azınlıkla aynı gemide değiliz. Bizler, Medusa’nın Salı’nda yolculuk eden kazazedeleriz. Gözlerimiz ufukta, o gemiyi arıyor. Ve bazen gemi ufukta gözüktüğünde müthiş bir sevinç kaplıyor içimizi; el sallıyoruz, bağırıyoruz, fakat bizi görmüyor. Çok geçmeden gözden kaybolunca derin bir ümitsizliğe ve kedere kapılıyoruz. Toplumsallığımızı yitirdiğimizden beri sevinç ile keder arasında, ceviz kabuğu misali salınıp duruyoruz. Yalnız değiliz, suyun üzerinde başka sallar da var ve giderek sayıları çoğalıyor. Ve hâlâ bunun kişisel bir sorun olduğunu düşünüyoruz, yaşadığımız ortamın farkında değiliz. Vertigo, sabit dururken oluşan dönme veya sallanma hissidir; fizyolojik ya da psikolojik olabilir. Ama bizimkisi ortamsal, dalgalı bir yüzeyde anaforlarla yaşamak. Hiçbir şey sabit değil, ortamla birlikte her şey dalgalanıyor ve dönüyor. Maffesoli dalgalı yerler sosyolojisinden bahsediyor: “Sosyal hayatın olduğu gibi bireyin de hiçbir yere ait olmadığını, devamlı bir ikamete sahip olmakla övünemeyeceğini hatırlatan bir dalgalı yer sosyolojisi de mevcuttur” (Göçebelik Üzerine, Bağlam Yayınları). Böylesi dalgalı bir yerde sosyolojinin habitus kavramını yeniden biçimlendirmesi gerekecek.

Dengenin sürekli bozulduğu dalgalı ve anaforlu bir yüzeyde yaşamak zor. Gemideki yaşamı, sürekli denge durumunda olmayı elbette özleyebilirsiniz. Ve hep bir ağızdan “ah o gemide ben de olsam” şarkısını söylediğinizde ben de size katılabilirim. Haklısınız, gemide yaşamak ile sal üzerinde yaşamak arasında dağlar kadar fark var. Bir kere gemi devletlidir, yüzen bir piramit. Katmanlıdır, yerleri ve işlevleri tanımlı organlar hiyerarşik bir şemaya göre yerleştirilmiştir. Gemide olsaydık bir organizmanın konumları belli organlarına dönüşecek ve belirli işlevleri yerine getirecektik. Ve vertigo denilen o baş belası sorunumuz da olmayacaktı. Konumumuzu yitirdiğimizden beri kimliklerimizi de yitirdik. Gemide olsaydık kimliklerimiz olacaktı. Kimimiz çarkçı, elektrikçi, makine lostromosu, kimimiz yağcı, aşçı ya da kamarot. Ve denge sorunuyla uğraşmayacaktık. Geminin dengesi bozulursa bu kaptanın sorunuydu. Kaptandan gelecek komutları bekleyecektik.

Fakat artık salın üzerindeyiz. Sal, geminin tam karşıtıdır, Deleuze’ün tabiriyle organsız bir beden. Adı sizi yanıltmasın, organsız bedenin de organları vardır, fakat organların yeri ve işlevi sabit değil; yerel kuvvetlere, dalgalara, anaforlara, rüzgârlara göre organların yerleri ve işlevleri sürekli değişir. Sal üzerindeki denge kişisel değil, toplumsal bir meseledir, birlikte hareket etmeyi gerektirir. Kim bilir bu, batan gemiden kaçıncı kurtuluşumuz? Her felaket, sınıfsız bir toplum inşa etmek için bir fırsat. Fakat biz gemiyi, gemideki yerlerimizi, kimliklerimizi özlüyoruz. Merak etmeyin, yerel kuvvetlere güvenmek yerine nerede olduğunuzu ve hangi yöne gitmeniz gerektiğini size söyleyecek bir kaptanı arzuladığınız an, mutlu azınlığın gemisinde mutlaka bir yer edineceksiniz.