Google Play Store
App Store
Vijay Prashad: Borçlandırma, kemer sıkma ve savaş sarmalından kurtulmalıyız

Yusuf Tuna Koç

Dünyada hem neoliberalizmin hem de ABD’nin küresel hegemonyası önce 2008 krizi ardından pandemi ile birlikte süreğen bir krize girdi. Bugün gelinen noktada küresel sistem içinden çıkamadığı krizler döngüsü, boyutu spekülatif biçimde artan servet transferleri, hegemonya krizini ötelemek için çıkarılan savaşlar, iktidara taşınan mezhep-etnisite temelli diktatörlükler ve denetimsiz sermayenin yarattığı doğa tahribatıyla milenyumun başındaki vaatleri bir yana her gün karamsarlaşan bir kabus senaryosuna dönüştü.

Her coğrafyada kendisini farklı nüanslarla gösteriyor olsa da bu çoklu kriz ortamında dünyanın her yerinde emekçiler sistemin yarattığı tahribat arttıkça giderek daha fazla ‘kopuk’ hale geliyor. Borçlanmanın yeni normal haline gelmesi, genç işsizliği, niteliksiz ve düşük ücretli işlerin yaygınlaşması, her gün bir yeni kamusal varlığın gaspı, artan kadın düşmanlığı, kültürel kamplaşmalar bu tahribatın gündelik yansımaları haline gelirken milyonlarca insan her gün yeniden üretmek zorunda kaldıkları sistemde kendilerini var edebilecekleri ekonomik, sosyal ve siyasal bir alan bulmakta zorlanıyorlar.

Yaşanan kopuş bugün artık kürenin her yerinde kendisini yeni isyan hareketleri ile dışa vuruyor. Fransa’da son birkaç yıldır süreklileşen toplumsal eylemlilikler, Güney Asya’da benzer maddi koşullara sahip Bangladeş, Nepal, Sri Lanka gibi ülkelerdeki ayaklanmalar, ABD’de soykırım ve ırkçılık karşıtı mücadeleler, Türkiye’de rejimin komple bir İslamcı faşist diktatörlüğe dönüşümüne karşı gösterilen direnç… Sokaktaki milyonların siyasal formasyonlarında ülkelerin siyasal geçmişleri ve jeopolitik dinamikler etkili olsa da eylemlerin özneleri ortak: geleceğini isteyen gençler, toplumsal adalet ve eşitlik bekleyen kadınlar, emeğinin karşılığını arayan işçiler, emekliler. En başta bu ülkelerde örgütlü olan sol açısından ise tüm itiraz ve şüpheler, esas soruyu ötelemekten öte daha hayati bir hale getiriyor: Farklı coğrafyalarda benzer kaygılarla sokağa çıkan milyonları ortaklaştırabilecek, sisteme alternatif bir hedefe yönlendirebilecek birleşik bir mücadele nasıl mümkün?

Bu hafta tüm bu soruları Hindistanlı sosyalist yazar Vijay Prashad ile konuştuk.

Nepal’e dair detaylı bir yazı kaleme aldınız. Ancak Sri Lanka, Bangladeş ve Nepal gibi Hindistan’ın güneyindeki ülkelerin hepsinde ciddi sosyopolitik değişimlere tanıklık ediyoruz. Tüm bu toplumsal olayların ardında benzer dinamikler mi var, bölge ya da Küresel Güneyin genelinde bir kuşak reaksiyonuna mı tanıklık ediyoruz? Eğer öyleyse bu sol için ne anlama geliyor? 

Bu eylemlerde bir kuşak unsuru olduğu kesin. Bangladeş’te ortalama yaş 27, Nepal’de ise 25. Bu da bu ülkelerde nüfusun yarısının bu yaşların altında olduğu anlamına geliyor. Referans olması açısından, Birleşik Krallık’ta ortalama yaşın 40, Almanya’da ise 46 olduğunu ekleyelim. Güney Asya ülkeleri, nüfusun büyük oranda geleceğe umuttan çok kaygıyla yaklaştığı genç ülkeler. İş bulabilecekler mi? Mutlu olabilecekleri bir hayat kurabilecekler mi? Nepal’de resmi rakamlara göre genç işsizlik oranı %20 ancak yarı zamanlı işlerde çalışanları, eğitim gördüğü sektörde iş bulamayanları (ki buna yapısal işsizlik ya da nitelik uyumsuzluğu da deniyor) hesaba katarsanız,  aslında çok daha yüksek olduğu görülecektir. Bu duruma yolsuzlukla ilgili şikâyetleri de eklerseniz o zaman elinizde alt-orta ve orta sınıf gençlik içerisinde samimi bir rahatsızlık duygusu oluştuğunu görüyorsunuz, eylemlerin en önünde de genelde bu gençler bulunuyor. Bu gençlik içerisinde en çok siyasetin tamamına yönelik bir öfke, ‘hepsinden kurtulalım’ diye ifade edilen bir küresel ideoloji yaygın ve sosyal medya fenomenleri de bu yaklaşımı pekiştiriyor. Nepal’in başkenti Katmandu’nun belediye başkanı Balen Şah, parti siyasetinin dışında yer alarak bu saydığım idollerden biri ancak o bile 35 yaşına geldiği için yeterince ‘genç’ sayılmıyor. Ancak o  da bu bahsettiğim siyaset karşıtlığını besleyen isimlerden. Bu eylemlere katılan orta sınıf gençliğin önemli bir kısmı bu eğilimin etkisinde, ‘her şeye karşılar’.

Yılın son aylarına girerken, Küresel Güneyin yanı sıra Kuzeyde de önemli eylemlere ve siyasi hareketlere tanıklık ettik. ABD’de Filistin destekçisi ve ICE karşıtı eylemler, Fransa’da solun da kritik bir rol oynadığı giderek büyüyen siyasi kaos ve Birleşik Krallık’ta Corbyn ile Sultana’nın kurduğu yeni parti. Sistem ve kitleler arasında giderek daha görünür hale gelen ve büyüyen bir kopuş olduğu, solun da bundan faydalanabileceği söylenebilir mi? Öyleyse bunu en çok ne tetikliyor? 

Sol işçi sınıfı ve köylülerin gücü üzerinden yükselir. Ancak bu sınıfın bahsettiğiniz eylemlere karşılaştıkları sorunları tanımlayabildiğini ya da önderlik ettiğini söyleyemeyiz. Bir sınıf en azından toplumsal artı değerden daha fazla pay talep etmeli, toplumsal artı değerin daha önemli bir kısmının toplumun refahını geliştirmek için harcanmasını isteyebilmeli. Fakat masada bu sorunlar yok. Gördüklerimiz göçmenlik ve etnik kimlikler etrafındaki dikkat dağıtıcılar, orta sınıfın gündeme getirdiği ve işçi sınıfının omzuna yüklediği meseleler. İşçi sınıfının hayat şartlarını belirleyen esas işçi sınıfı sorunları tartışmanın odağında değilse sosyalist hareket bundan fayda sağlayamaz. Bu bağlamda, işçiler toplumdaki orta sınıf hoşnutsuzluklarıyla boşluğa sürükleniyor.

İçinde yaşadığımız çok krizli dünyada anti emperyalist güçler bu süregiden halk tepkilerini güçlendirebilmek için nasıl bir rol oynayabilir? Kitlelerin emperyalizme ve neoliberalizme karşı mücadelesini nasıl destekleyebilirler? 

Dünyadaki anti emperyalist güçlerin gerektiği kadar açık uçlu ancak Küresel Kuzeyin bizi sürüklediği borç, kalkınma ve savaş çığırtkanlığını odağına alan bir gündem etrafında bir araya gelmesi gerekiyor. İşçi sınıfını yaşadığı zorluklardan kurtaracak bir kalkınma ve barış hedefi etrafında birleşmemiz gerekiyor. Yaşadığımız en temel görevi bu. Borç-kemer sıkma-savaş gündemini reddettiğimiz ve kalkınma-barış hedefini desteklemediğimiz sürece ilerleyemeyiz. Siyasetimizi burada sivriltmeliyiz.